Dolar 48,6460 yükseldi Euro 56,1216 yükseldi Gram Altın 6.786,22 yükseldi
Foto Video Künye 23° SEYDIŞEHIR HABER
SON DAKİKA Tümü
Güneş Özel Öğretim — Üst Banner 6:1
FAHRİ KUBİLAY
16.09.2026 05:49

AŞIRI KORUMACI VELİLERİN STERİL ÇOCUKLARI


Çocuklarımızı hayattan koruyarak mı büyütüyoruz, hayata hazırlayarak mı?

Fahri Kubilay

Yeni eğitim öğretim yılı başladı.

Okulların açılmasıyla birlikte şehirde yeniden çocuk sesleri yükseldi. Sabahın erken saatlerinde okul yolları hareketlendi, servisler çalışmaya başladı, veliler çocuklarının elinden tutarak okul kapılarına akın etti.

Fakat bu yıl okulların kapısında alışık olduğumuz bazı görüntüler değişmiş durumda.

Artık veli, çocuğunu okulun kapısından içeri bırakıp sınıfına kadar götüremiyor.

Öğrencinin çantasını alıp sırasına kadar taşıma…

Sırayı ıslak mendille temizleme…

Çocuğun başında bekleme…

Ders başlamasına rağmen sınıftan ayrılmama…

Kısacası çocuğun elinden tutup onu adeta hayatın bütün olumsuzluklarından koruma dönemi yavaş yavaş sona eriyor.

Yeni uygulamayla birlikte veli okulun içine randevu ile girebiliyor.

Okul çıkışlarında ise özellikle öğrenci sayısının fazla olduğu okullarda kapı önlerinde ciddi bir yoğunluk ve zaman zaman izdiham yaşanıyor.

Elbette bunlar uygulamanın ilk günleri.

Zaman içerisinde sistemin oturacağını, okul yönetimlerinin, öğretmenlerin, öğrencilerin ve velilerin yeni düzene alışacağını düşünüyorum.

Ama bu yeni uygulamanın bize düşündürdüğü çok daha önemli bir mesele var:

Biz çocuklarımızı ne kadar korumalıyız?

ÇOCUĞUN ÇANTASINI DA MI BİZ TAŞIYACAĞIZ?

Mesleğim gereği eğitim camiasıyla yakından ilgileniyorum.

Yıllardır okullarımızda olup bitenleri, öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi ve velilerimizi yakından gözlemliyorum.

Ve son yıllarda dikkatimi çeken bir durum var.

Çocuklarımızı koruma isteğimiz, zaman zaman onları hayata hazırlama görevimizin önüne geçiyor.

Çocuğun çantası ağır mı?

Baba taşır.

Çocuğun sırası kirli mi?

Anne temizler.

Çocuk bir problem mi yaşadı?

Veli hemen okulun kapısında.

Çocuk öğretmeninden uyarı mı aldı?

“Benim çocuğuma neden böyle söylediniz?”

Bir arkadaşından mı tartışmalı?

Hemen veli devreye girer.

Çocuk bir konuda başarısız mı oldu?

Sorumlusu aranır.

Bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki çocuğun yaşayacağı en küçük sıkıntıyı bile onun adına biz çözmeye çalışıyoruz.

Sonra da çocuğumuzun özgüvenli, güçlü ve sorumluluk sahibi olmasını bekliyoruz.

Nasıl olacak bu?

Hayatın bütün taşlarını çocuğumuzun yolundan biz temizlersek, o çocuk büyüdüğünde karşısına çıkan ilk taşta ne yapacak?

“STERİL ÇOCUK” YETİŞTİRMEK

Çocuklarımızın üstü başı kirlenmesin…

Ayakkabısı çamur olmasın…

Çantası ağır gelmesin…

Sırası kirli olmasın…

Kimse ona kötü bir söz söylemesin…

Öğretmeni onu uyarmasın…

Arkadaşı onunla tartışmasın…

Hiçbir konuda zorlanmasın…

Hiç üzülmesin…

Hiç kaybetmesin…

Hiç hata yapmasın…

Böyle bir çocuk yetiştirmeye çalışıyoruz.

Adeta steril bir çocukluk oluşturuyoruz.

Ama hayat steril değil.

Hayatın içinde çamur da var, toz da var.

Başarısızlık da var, hayal kırıklığı da var.

Kaybetmek de var, yeniden ayağa kalkmak da.

İnsanlarla anlaşmazlık yaşamak da var, özür dilemek de.

Yanlış yapmak da var, yanlışından ders çıkarmak da.

Çocuk bunları yaşamadan nasıl öğrenecek?

VALİ IŞIN’IN SÖZLERİ NEDEN TARTIŞILDI?

Kütahya Valisi Musa Işın’ın yeni eğitim öğretim yılı başlangıcında yaptığı konuşmada velilere yönelik sözleri de tam bu noktada tartışma yarattı.

Vali Işın, velilerin her olumsuzlukta okula koşarak öğretmenleri sıkıştırmaması gerektiğini, önce kendi çocuklarını sorgulamaları gerektiğini söyledi.

Çocukların fazla korumacı bir anlayışla yetiştirildiğini belirten Işın, çocuklara evde ve dışarıda sorumluluk verilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Konuşmasındaki “Çocukları biraz ezin” ifadesi ise kamuoyunda özellikle öne çıktı.

Bu sözü elbette çocuğa kötü davranmak veya şiddet uygulamak şeklinde anlamamak gerekir.

Buradaki asıl tartışma bence şudur:

Çocuğu hayatın zorluklarından tamamen uzaklaştırmak doğru mudur?

Bence asıl konuşmamız gereken mesele budur.

ÖĞRETMENİN OTORİTESİ, VELİNİN SINIRI

Yeni uygulamanın önemli taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Okul, çocuğun eğitim gördüğü yerdir.

Veli çocuğunun elinden tutup sınıfa kadar girdiğinde, sırasını temizlediğinde, ders başlamasına rağmen sınıfta beklediğinde aslında çocuğa şu mesajı verme riski taşıyor:

“Sen tek başına yapamazsın, ben senin yanındayım.”

Oysa okul çocuğun ailesinden bağımsız olarak kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmeye başladığı yerdir.

Öğretmeniyle iletişim kuracak.

Arkadaşlarıyla sorunlarını çözecek.

Eşyasına sahip çıkacak.

Sorumluluk alacak.

Hatasını kabul edecek.

Gerektiğinde özür dileyecek.

Gerektiğinde hakkını savunacak.

Bunların hepsi eğitimin bir parçasıdır.

Elbette öğretmenin de sorumluluğu büyüktür.

Öğretmen öğrencisine saygı gösterecek.

Çocuğun güvenliği ve kişilik hakları her zaman korunacak.

Disiplin ile şiddet birbirine karıştırılmayacak.

Ama bunun yanında öğretmenin sınıf içerisindeki eğitim otoritesinin de veli müdahalesiyle sürekli zayıflatılmaması gerekiyor.

ÇOCUĞUN ELİNİ BIRAKMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ?

Belki de yeni eğitim öğretim yılının bize verdiği en önemli mesajlardan biri bu.

Çocuklarımızın ellerini artık biraz bırakmamız gerekiyor.

Çantasını kendisi taşısın.

Sırasına kendisi otursun.

Eşyasına kendisi sahip çıksın.

Arkadaşlarıyla yaşadığı küçük sorunları önce kendisi çözmeye çalışsın.

Öğretmeninden aldığı bir uyarı karşısında hemen anne-babasının arkasına saklanmasın.

Hata yaptığında bunu kabul etsin.

Başarısız olduğunda yeniden denesin.

Bazen kaybetsin.

Bazen beklesin.

Bazen istediği olmayınca sabretmeyi öğrensin.

Çünkü hayat, anne ve babanın sürekli yanında olmadığı uzun bir yolculuk.

ARTIK ÇOCUĞUN YERİNE YAŞAYAMAYIZ

Anne ve babanın görevi çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırmak değil.

O engellerle karşılaştığında nasıl yürüyebileceğini öğretmek.

Çocuğumuzun yerine sınavına giremeyiz.

Onun yerine arkadaşlık kuramayız.

Onun yerine meslek seçemeyiz.

Onun yerine hayat yaşayamayız.

O halde bugün onun çantasını taşımak yerine, yarın kendi hayatının yükünü taşıyabilecek bir birey olması için ona fırsat vermeliyiz.

Bırakalım biraz çamura bassın.

Üstü kirlensin.

Bazen düşsün.

Ama kalkmayı da öğrensin.

Çünkü çocuklarımızı hayattan ne kadar uzak tutarsak, hayatla karşılaştıklarında o kadar hazırlıksız yakalanabilirler.

STERİL ÇOCUKLUKTAN GERÇEK HAYATA…

Yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte okul kapılarında bir dönem kapanıyor olabilir.

Çocuğunu sınıfına kadar götüren…

Çantasını taşıyan…

Sırasını temizleyen…

Başında bekleyen…

En küçük sorunda öğretmenin karşısına çıkan veli modeli yavaş yavaş değişiyor.

Belki de bu değişim, yalnızca bir okul uygulaması olarak görülmemeli.

Bir zihniyet değişiminin başlangıcı olarak da değerlendirilmelidir.

Çünkü çocuklarımızı pamuklara sararak büyütmek, onları hayatın bütün darbelerinden korumak anlamına gelmiyor.

Bazen fazla korumak da bir tür zarar verebilir.

Çocuğun düşmesine izin vermek…

Kalkmasını beklemek…

Kendi işini kendisinin yapmasına fırsat vermek…

Sorumluluk yüklemek…

Hata yaptığında sonuçlarıyla yüzleşmesini sağlamak…

İşte gerçek eğitim biraz da budur.

Çünkü bizim çocuklarımızın ihtiyacı olan şey steril bir hayat değil, hayatın gerçeklerine karşı güçlü bir karakterdir.

Ve belki artık hepimizin kendimize şu soruyu sormasının zamanı gelmiştir:

Çocuğumun önündeki bütün engelleri kaldırıyor muyum, yoksa o engelleri aşabilecek bir insan olması için ona fırsat mı veriyorum?

Cevap, nasıl bir nesil yetiştireceğimizi belirleyecek.

Fahri Kubilay