SİYASET MİSYON İÇİN Mİ, KOMİSYON İÇİN Mİ?
Siyaset, makam sahibi olma sanatı değildir.
Siyaset; millete hizmet etme, Ülkenin geleceğine yön verme ve gerektiğinde bedel ödeme işidir.
Ama gelin görün ki siyasetin her döneminde misyon ile komisyonu birbirine karıştıranlar çıkmıştır.
Kimi siyaseti kendisine basamak yapar, kimi makamı kendi çevresini zenginleştirmenin fırsatı olarak görür, kimi de siyaseti sadece adını duyurmanın aracı haline getirir.
Bunların ortak özelliği ise aynıdır:
Millet ikinci plandadır, kendileri birinci sıradadır.
Siyaseti komisyon için yapanlar, kamu imkânlarını milletin emaneti olarak değil, kendi çevrelerinin kullanım alanı olarak görmeye başlar.
Etraflarında zamanla bir menfaat çemberi oluşur.
Kimileri makamın gücünden, kimileri ihaleden, kimileri yakınlıktan, kimileri de siyasetin sağladığı nüfuzdan pay almaya çalışır.
Böyle bir düzende siyaset hizmet olmaktan çıkar, çıkar ilişkisine dönüşür.
Bir de “nama olsun” diye siyaset yapanlar vardır.
Onlar için önemli olan yapılan işin gerçekten faydalı olup olmadığı değil, fotoğraf karesinde kimin göründüğüdür.
Törenler, alkışlar, makamlar, unvanlar…
Fakat siyaset sadece görünmek değildir.
Siyaset, iz bırakmaktır.
İşte burada misyon sahibi siyasetçi ile makam sahibi siyasetçi arasındaki fark ortaya çıkar.
Misyon sahibi siyasetçi, makamdayken de makamdan ayrıldığında da aynı insandır.
Makamı elinden alındığında çevresindeki insanlar bir anda kaybolmaz.
Çünkü onun insanlarla ilişkisi makam üzerinden değil, gönül üzerinden kurulmuştur.
Sokakta yürürken hâlâ selam verenler vardır.
Yanına gelen, halini hatırını soranlar vardır.
Dün makamdayken yanında olanlarla bugün makamda değilken de yürüyebiliyorsa, işte orada gerçek bir siyaset vardır.
Çünkü makam geçicidir, insan kalıcıdır.
Komisyon hesabı yapan ise makam gidince yalnız kalır.
Çünkü çevresindekilerin bir kısmı kişiyi değil, makamı sevmiştir.
Bugün yanında olanlar yarın başka bir kapının önünde sıraya girebilir.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Onun için siyasetçinin kendisine zaman zaman şu soruyu sorması gerekir:
“Ben bu siyaseti neden yapıyorum?”
Millet için mi?
Şehrin geleceği için mi?
Çocuklarımızın yarını için mi?
Yoksa makam, şöhret, güç ve kişisel menfaat için mi?
Cevap neyse, siyasetçinin gerçek kimliği de odur.
Çünkü siyasetçinin gerçek ölçüsü seçim zamanı aldığı oy değil, makamdan ayrıldıktan sonra aldığı selamdır.
Gerçek liderler koltuklarına değil, insanların gönüllerine yaslanırlar.
Onlar için siyaset bir meslek değil; ahlak, sorumluluk ve emanettir.
Koltuk gider, makam gider, unvan gider…
Ama yapılan iyilikler, bırakılan eserler ve insanların gönlünde oluşturulan güven kalır.
Son sözümüz açık:
Siyaset komisyon için yapılırsa makam kazandırabilir; misyon için yapılırsa tarih yazdırabilir.
Millet de zaten ikisini birbirinden ayıracak kadar tecrübelidir.
Günün sonunda sandıkta değil sadece, milletin vicdanında da bir hesap görülür.
Ve o hesapta en ağır soru şudur:
“Sen siyaseti kendin için mi yaptın, millet için mi?”
Cevabını herkes kendi vicdanında verecek.
Fahri Kubilay
