OLAYLARIN ÖTESİNİ GÖRMEK: HAYATIN CEVABI BAZEN “BELKİ”DİR
Fahri Kubilay
Hayat…
Bazen bir sabah güneş gibi doğar üzerimize, bazen de hiç beklemediğimiz bir anda karanlık bir bulut çöker başımızın üzerine.
İyi sandığımız bir şey kötüye, kötü sandığımız bir şey ise yıllar sonra iyiliğe dönüşebilir.
Fakat biz insanoğlu, beklemeyi pek sevmeyiz.
Başımıza gelen her olayın hemen bir anlamı olsun isteriz.
“Bu iyi oldu.”
“Bu büyük bir talihsizlik.”
“Şansım döndü.”
“Her şey bitti.”
Oysa hayatın bize öğrettiği en büyük gerçeklerden biri şudur:
Bir olayın başındaki anlamı, sonundaki anlamı olmayabilir.
İşte bunu anlatan çok güzel bir hikâye vardır: Çinli Çiftçinin Hikâyesi.
BEYAZ AT KAÇINCA…
Yaşlı bir Çinli çiftçinin çok güzel, beyaz bir atı vardır.
Bir gün at kaçar.
Köylüler çiftçinin yanına gelir.
“Büyük talihsizlik!” derler.
Çiftçi ise sakin bir şekilde:
“Belki…”
der.
Aradan birkaç gün geçer.
Kaçan at geri döner. Üstelik yanında bir grup vahşi atı da beraberinde getirmiştir.
Köylüler bu kez:
“Ne büyük şans!” diye sevinirler.
Çiftçinin cevabı yine aynıdır:
“Belki…”
Çiftçinin oğlu, gelen vahşi atlardan birini eğitmeye çalışırken attan düşer ve bacağını kırar.
Köylüler yine gelir:
“Ne büyük felaket!”
Çiftçi yine sakin:
“Belki…”
Bir süre sonra ülkede savaş çıkar.
Genç erkekler askere alınır.
Çiftçinin oğlu ise bacağı kırık olduğu için askere alınmaz.
Köylüler bu kez şaşkınlık içinde:
“Sen ne kadar şanslıymışsın!” derler.
Çiftçinin cevabı değişmez:
“Belki…”
İşte hikâyenin asıl mesajı burada saklıdır.
Çünkü çiftçi, hayatın henüz tamamlanmamış bir sayfası hakkında kesin hüküm vermemektedir.
BİZ DE ÇOK ACELE EDİYORUZ
Düşünüyorum da…
Biz hayatımızda kaç defa bir olayın hemen ardından “Bu benim başıma neden geldi?” diye sorduk?
Kaç defa bir kapının yüzümüze kapanmasını dünyanın sonu sandık?
Kaç defa kaybettiğimiz bir şeyin ardından “Bundan daha kötüsü olamaz” dedik?
Ve kaç yıl sonra dönüp baktığımızda, o kaybın bizi başka bir yola yönlendirdiğini fark ettik?
Belki iş başvurunuz reddedildi.
O gün bunu büyük bir başarısızlık olarak gördünüz.
Belki bir dostluğunuz sona erdi.
O gün kendinizi yalnız hissettiniz.
Belki yıllarca emek verdiğiniz bir plan gerçekleşmedi.
Belki bir yolculuk yarıda kaldı.
Belki çok istediğiniz bir şey olmadı.
Ama hayatın bütününü görmeden, yalnızca bir anına bakarak hüküm vermek ne kadar doğru?
Bir kitabın ilk sayfasına bakarak sonunu bilebilir miyiz?
Hayat da böyledir.
BUGÜN KAYIP, YARIN KAZANÇ OLABİLİR
Bazen kaybettiğimizi düşündüğümüz şey, aslında bizi daha büyük bir kayıptan koruyor olabilir.
Bazen önümüze kapanan bir kapı, hiç düşünmediğimiz başka bir kapıya yönelmemize vesile olabilir.
Bazen gecikme, bizi yanlış bir zamandan koruyabilir.
Bazen ayrılık, yeni bir başlangıcın habercisidir.
Bazen de büyük bir başarı, beraberinde hiç hesap etmediğimiz yeni sorumlulukları getirir.
Bu nedenle hayatı yalnızca “iyi” ve “kötü” diye iki kutuya ayırmak, hayatın karmaşıklığını fazlasıyla basitleştirmek olur.
Çünkü hayatın rengi sadece siyah ve beyaz değildir.
Arada binlerce ton vardır.
“BELKİ” DEMEK TESLİM OLMAK DEĞİLDİR
“Belki” kelimesini bazen kararsızlık olarak algılarız.
Oysa burada anlatılan “belki”, hiçbir şey yapmadan kaderin önünde beklemek değildir.
Tam tersine…
Yaşananı olduğu gibi görmek, fakat ona henüz kesin bir anlam yüklememektir.
At kaçtı.
Gerçek budur.
Bacak kırıldı.
Gerçek budur.
Savaş çıktı.
Gerçek budur.
Ama bütün bunların hayatımızdaki nihai sonucunu henüz bilmiyoruz.
İşte bilgelik biraz da burada başlıyor.
Olayı kabul etmek başka, olay hakkında hemen hüküm vermek başkadır.
Hayatın bize verdiği her olayın üzerine bir etiket yapıştırmak zorunda değiliz.
Bazen sadece beklemek gerekir.
Bazen zamanın konuşmasına izin vermek gerekir.
EN BÜYÜK YORGUNLUĞUMUZ: HER ŞEYİ KONTROL ETMEK
Modern insanın en büyük sıkıntılarından biri de her şeyin sonucunu önceden bilmek istemesi.
Ne olacak?
Ne zaman olacak?
Neden oldu?
Sonra ne olacak?
Ya kötü olursa?
Ya işler ters giderse?
Zihnimiz daha olay gerçekleşmeden onlarca senaryo üretmeye başlıyor.
Oysa hayat, bizim yazdığımız senaryoya göre hareket etmiyor.
Ne kadar plan yaparsak yapalım, hayatın kendi sürprizleri var.
Bu yüzden bazen yapılabilecek en doğru şey, elimizden geleni yaptıktan sonra sonucu zamana bırakabilmektir.
Bu, mücadeleden vazgeçmek değildir.
Bu, hayatın bizim kontrolümüzün dışında kalan taraflarını kabullenmektir.
HAYATIN BÜTÜNÜNÜ GÖRMEDEN KARAR VERMEYELİM
Bugün başımıza gelen bir olayın yarın neye dönüşeceğini bilmiyoruz.
Bugün gözyaşı döktüğümüz bir olay, belki yıllar sonra şükür sebebimiz olacak.
Bugün büyük bir başarı olarak gördüğümüz bir şey ise belki ileride bize ağır bir sorumluluk getirecek.
Bu nedenle hayat karşısında biraz daha sakin, biraz daha sabırlı ve biraz daha mütevazı olmamız gerekiyor.
Çünkü biz sadece bugünü görüyoruz.
Hayat ise yarını da biliyor.
BAZEN SADECE “BELKİ” DEMEK YETER
Çinli çiftçinin hikâyesi bana şunu hatırlatıyor:
Hayatın herhangi bir anında verdiğimiz kararların, yaptığımız değerlendirmelerin ve yaşadığımız olayların gerçek anlamını hemen bilemeyebiliriz.
O yüzden…
Bir şey olduğunda hemen “felaket” demeyelim.
Bir şey olduğunda hemen “mucize” de demeyelim.
Bir kapı kapandığında dünyanın bittiğini düşünmeyelim.
Bir kapı açıldığında da bütün yolun artık kolay olacağını sanmayalım.
Biraz bekleyelim.
Biraz yaşayalım.
Biraz zamana bırakalım.
Ve gerektiğinde sadece şu kelimeyi söyleyelim:
“Belki…”
Belki bugün kaybettiğimiz şey, yarın bizi daha büyük bir kayıptan koruyacak.
Belki bugün yaşadığımız sıkıntı, yarın bize başka bir yol gösterecek.
Belki bugün ağladığımız şey, yarın en büyük şükür sebebimiz olacak.
Belki de hayatın bize vermek istediği cevap henüz gelmedi.
Çünkü bazı cevapları insan değil, zaman verir.
Ve bazen hayatın en büyük bilgeliği, hemen hüküm vermemekte saklıdır.
Fahri Kubilay
