Dolar 49,4204 yükseldi Euro 55,4110 yükseldi Gram Altın 6.640,26 düştü
Foto Video Künye 9° SEYDIŞEHIR HABER
SON DAKİKA Tümü
Güneş Özel Öğretim — Üst Banner 6:1
FAHRİ KUBİLAY
15.10.2026 04:01

Bir Milletin Geleceği, Bugün Koruyabildiği Değerler Kadardır


Fahri Kubilay

Bir toplumun çöküşü her zaman savaşlarla, işgallerle veya ekonomik krizlerle başlamaz. Bazen bir annenin evladına söz geçirememesiyle, bir çocuğun şiddeti oyun sanmasıyla, bir gencin kolay yoldan zengin olmayı marifet saymasıyla başlar. Bazen de bütün bunları gördüğü hâlde başını öte yana çeviren insanların sessizliğiyle büyür.

Çünkü toplumsal çürüme, önce vicdanlarda başlar; sonra evlere, okullara, sokaklara ve nihayet devletin kurumlarına kadar uzanır.

Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur: Biz nasıl bir toplumda yaşamak, çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakmak istiyoruz?

Eğitim var, peki ya terbiye?

Çocuklarımız sınavlara hazırlanıyor, diplomalar alıyor, meslek sahibi oluyor. Peki, insan olmanın sınavını ne zaman veriyorlar?

Bir çocuğa matematik öğretmek kadar merhameti, tarih öğretmek kadar sorumluluğu, yabancı dil öğretmek kadar güzel konuşmayı ve başkasının hakkına saygı duymayı da öğretmek zorundayız.

Okullarda yaşanan şiddeti yalnızca güvenlik kameralarıyla, disiplin cezalarıyla veya yeni yönetmeliklerle önleyemeyiz. Elbette bunlar gereklidir; ancak ailede başlamayan, okulda desteklenmeyen, toplumda karşılık bulmayan bir ahlak anlayışının eksikliğini hiçbir mevzuat tek başına gideremez.

Çocuğun eline telefonu verip susmasını bekleyen, onunla konuşmak yerine ekranı önüne koyan, yanlışını düzeltmek yerine her davranışını savunan yetişkinler de kendilerine dönüp bakmalıdır.

Çocuklarımız yalnızca söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı da öğreniyor.

Ekranlar büyüyor, insan küçülüyor

Televizyon ekranlarında, sosyal medyada ve dijital platformlarda neyi normalleştiriyoruz?

Şiddetin, ihanetin, hakaretin, ölçüsüzlüğün ve insan mahremiyetini hiçe sayan davranışların sıradanlaştırıldığı içerikler, özellikle çocukların ve gençlerin değer dünyasını etkileyebilir. Her yapımı aynı kefeye koyamayız; fakat reyting ve kazanç uğruna toplumsal sorumluluğun unutulmasını da görmezden gelemeyiz.

Mafya özentiliğini güç göstergesi, zorbalığı cesaret, ahlaksızlığı özgürlük, insanın özel hayatını teşhir etmeyi eğlence olarak sunarsak yarın bundan şikâyet etmeye hakkımız kalır mı?

Elbette çözüm sansür tartışmalarına sıkışıp kalmamalıdır. Çözüm; etkili ve adil denetim, yaşa uygun içerik politikaları, ailelerin bilinçlendirilmesi ve çocuklara doğruyla yanlışı ayırt etme becerisi kazandırılmasıdır.

Çünkü bir neslin zihnini neyle beslerseniz, gelecekte onun meyvesini toplarsınız.

Helal kazanç unutulursa, huzur da unutulur

Toplumsal çürümenin bir başka yüzü de para karşısında eğilen değerlerimizdir.

Emek vermeden kazanmayı, hak etmeden yükselmeyi, tanıdık sayesinde iş görmeyi, kamu imkânlarını kişisel menfaate çevirmeyi normal kabul ettiğimiz gün adalet duygusunu yaralarız.

Yolsuzluk iddiaları, usulsüzlükler, kayırmacılık ve kamu kaynaklarının kötüye kullanılması karşısında ölçümüz kişi veya makam değil, hukuk ve vicdan olmalıdır. İddialar delilleriyle araştırılmalı, sorumlular kim olursa olsun adil yargılama sonucunda hesap vermelidir.

Aynı şekilde sanal kumar ve bağımlılık tehlikesi de küçümsenemez. Kolay kazanç vaadiyle insanların umutlarını sömüren düzenler, ailelerin ekonomik huzurunu ve bireylerin hayatını ağır biçimde etkileyebilir.

Bir tarafta alın teriyle evini geçindirmeye çalışan insanlar, diğer tarafta kısa yoldan zengin olma hayaliyle birikimini kaybeden aileler…

Burada yalnızca ekonomik bir sorun yoktur. Emek, sabır, kanaat ve sorumluluk gibi değerlerin aşınması da söz konusudur.

Kazancın miktarı kadar nasıl kazanıldığı, makamın büyüklüğü kadar nasıl kullanıldığı da önemlidir.

Aile zayıflarsa toplum da zayıflar

Aile, insanın ilk okuludur. Merhameti, saygıyı, paylaşmayı, sabretmeyi ve sorumluluğu ilk olarak orada öğreniriz.

Ancak aileyi korumak, yalnızca gençlere nasihat etmekle mümkün değildir. Anne babaların çocuklarına zaman ayırabildiği, ekonomik sıkıntıların aile hayatını ezmediği, kadınların ve çocukların şiddetten korunduğu, yaşlıların yalnızlığa terk edilmediği bir toplumsal düzen için çalışmak gerekir.

Aileyi savunurken aile içindeki haksızlıkları görmezden gelemeyiz. Mahremiyeti korumak adına şiddeti saklayamayız. Gelenekleri yaşatmak adına adaletten vazgeçemeyiz.

Çünkü değerler, insanı koruduğu ölçüde değerlidir.

Bizim ihtiyacımız, yalnızca eski günleri özlemek değil; geçmişin hikmetini bugünün şartlarıyla buluşturabilmektir.

Sessizlik, yanlışları büyütür

Bir yanlış karşısında susmak bazen ihtiyat olabilir. Ancak haksızlık sürekli tekrarlanıyor, insanların hakkı yeniyor, çocuklar zarar görüyor ve kamu kaynakları kötüye kullanılıyorsa sessizlik sorunun büyümesine zemin hazırlayabilir.

Burada herkesi suçlamak değil, herkesi sorumluluğa çağırmak gerekiyor.

Ahlaktan söz edenler önce kendi hayatlarına bakmalı. Adaleti savunanlar kendi çevrelerine de aynı ölçüyü uygulamalı. Kul hakkından bahsedenler, kendi menfaatleri söz konusu olduğunda da aynı hassasiyeti göstermeli.

Bir yanlış bizim tarafımızdan yapıldığında susup başkası yaptığında ayağa kalkıyorsak, orada ilk önce kendi vicdanımızı sorgulamalıyız.

Ahlak, yalnızca başkalarına gösterdiğimiz bir ölçü değil, kendimize uygulamayı kabul ettiğimiz bir ilkedir.

Peki, ne yapmalıyız?

Öncelikle çocuklarımızı ve ailelerimizi koruyan politikaları güçlendirmeliyiz. Okullarda rehberlik hizmetlerine, şiddeti önleme çalışmalarına ve değerler eğitimine gereken önem verilmelidir.

Medya ve dijital platformlar toplumsal sorumluluklarını yerine getirmeli; çocukları zararlı içeriklerden koruyacak etkili mekanizmalar işletilmelidir.

Sanal kumar ve bağımlılıkla mücadele kararlılıkla sürdürülmeli, bağımlılık yaşayan bireylere ve ailelerine ulaşılabilir destek sağlanmalıdır.

Kamu yönetiminde şeffaflık, hesap verebilirlik ve liyakat güçlendirilmeli; yolsuzluk ve kayırmacılık iddiaları tarafsız biçimde incelenmelidir.

En önemlisi, bütün bunları yalnızca devletten, öğretmenden, medyadan veya başkalarından beklememeliyiz. Her anne baba, her öğretmen, her gazeteci, her yönetici ve her vatandaş kendi sorumluluğunu üstlenmelidir.

Son söz: Biz bu çürümeyi kabullenmiyoruz!

Biz, çocuklarımızın şiddeti sıradan gördüğü, gençlerimizin umudunu kolay kazanç hayallerine bağladığı, mahremiyetin değersizleştiği, kul hakkının unutulduğu bir geleceği kabullenmiyoruz.

Biz, inancımızın, kültürümüzün ve medeniyet birikimimizin insanı yücelten değerlerinin gündelik çıkarlar uğruna aşındırılmasını kabullenmiyoruz.

Ancak bu itirazımız yalnızca sözden ibaret kalmamalıdır. Değişim, önce kendi evimizden, kendi dilimizden, kendi davranışlarımızdan başlamalıdır.

Çocuğumuza dürüstlüğü anlatırken dürüst olmalı, adaleti savunurken adil davranmalı, merhameti öğütlerken merhamet göstermeliyiz. Haksızlık kimin tarafından yapılırsa yapılsın karşısında durabilmeliyiz.

Unutmayalım: Bir milletin geleceği yalnızca yollarıyla, binalarıyla, fabrikalarıyla ve ekonomik gücüyle ölçülmez. O milletin gerçek gücü; yetiştirdiği insanın ahlakında, koruduğu ailenin huzurunda, adaletine duyulan güvende ve çocuklarına bırakabildiği vicdani mirasta saklıdır.

Gelecek nesillere yalnızca daha büyük şehirler değil, daha güzel insanlar bırakmak zorundayız.

Çünkü toplumsal çürüme kader değildir. Onu görmezden gelmek bir tercihtir; onunla mücadele etmek ise hepimizin sorumluluğudur.

Biz susmayacağız. Biz seyirci kalmayacağız. İnsan kalmak, insan yetiştirmek ve değerlerimizi yaşatmak için mücadele edeceğiz.

Fahri Kubilay