SEYDİŞEHİR’İN 1938’DE KAYDA GEÇEN HAFIZASI: AĞA ÇEŞMESİ, KAYIP AĞALAR MESCİDİ VE AKÇALARLIOĞULLARI
Seydişehir’in eski şehir dokusuna ilişkin çok önemli bir kayıt, Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Mehmet Yusuf Akyurt’un Resimli Türk Âbideleri adlı eseri…
Seydişehir’in eski şehir dokusuna ilişkin çok önemli bir kayıt, Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlanan Mehmet Yusuf Akyurt’un Resimli Türk Âbideleri adlı eserinde karşımıza çıkıyor. Akyurt, 15–16 Kasım 1938’de Seydişehir’de yaptığı saha incelemesinde bugün Ağa ya da Derviş Ali Ağa Çeşmesi olarak bilinen yapıyı yalnızca belgelemekle kalmamış; eski kale kapısını, artık ortadan kalkmış Ağalar Mescidi’ni, çeşmenin kitabesini ve Akçalarlı ailesine ilişkin yerel tarih bilgisini de kaydetmiştir.
TTK’nin 2024’te dokuz cilt halinde yayımladığı Resimli Türk Âbideleri, Akyurt’un Anadolu’daki tarihî yapıları, kitabeleri, mezar taşlarını, planları ve soy ağaçlarını kaydettiği kapsamlı arşivdir. Eserin ikinci cildinin fihristinde Seydişehir için Seyyid Harun, Muallimhane ve “No 102 – Seydişehir’de Ağa Çeşmesi” ayrı başlıklar hâlinde yer alır. RESIMLI-TURK-ABIDELERI-CILT-2.pdf TTK da eserin dokuz cilt halinde 2024’te yayımlandığını ve içerisinde resim, portre, soyağacı, tıpkıbasım ve tablolar bulunduğunu doğruluyor.
Akyurt’un 1938’de yazdığı özgün metin
Akyurt’un No. 102 “Seydişehrinde Ağa Çeşmesi”, s.263–264 kayıtlarında metin şöyle başlıyor:
“BÂNİSİ: Akçalarlı oğullarından Derviş Ali Ağa.
İNŞA TARİHİ: 1249 H = 1833 M.”
“TARİFİ: Seydişehrinde Eşrefoğlu hükümeti devrinde yapılmış bir kalenin mevcut olduğu 15 Teşrinisani 1938 tarihinde yaptığım tetkikat üzerine bu kaleden yalnız harap bir duvar parçasile yine harap olmuş bir büyük kapısından başka birşey kalmamıştır. Burada ağalar mescidi adı ile maruf bir mescit varmış. Bugün bu mescidin yalnız arsası kalmıştır. Kale kapısı önünde (AĞA ÇEŞMESİ) adile maruf bir çeşme vardır. Bunun bânisi Akçalarlı oğullarından Derviş Ali Ağa’dır. Sekiz satırdan ibaret güzel talik ile yazılmış kitabesi şudur:”
Bu kayıt son derece kıymetlidir. Çünkü Akyurt, 15 Kasım 1938’de eski Seydişehir kalesinden hâlâ harap bir duvar ile büyük bir kapının görülebildiğini bizzat kaydetmektedir. Daha da önemlisi, kaybolan Ağalar Mescidi’nin yerini kale kapısıyla ve Ağa Çeşmesi’yle ilişkilendirerek tarif etmektedir. Başka bir araştırmada da Akyurt’un 1938 gözlemi aktarılmış ve çeşme ile Ağalar Mescidi’nin eski kale kapısının önünde bulunduğu belirtilmiştir.
Çeşmenin özgün kitabe metni
Akyurt’un kopyaladığı kitabe, diğer bağımsız yayınlardaki okumalarla da büyük ölçüde uyuşuyor. Sekiz beyitlik metnin Latin harfleriyle ilmî okunuşu şöyledir:
Ey hoşâ çeşme-i cân-bahş-ı rahîk-ı reşahât
Zencebîl ırmağıdır sanki bu nehr-i cennât
Seydişehr içre binâ etdi bir ağâ-yı kerîm
Ya‘nî Dervîş Ali Ağa’dır o sâhib-i hayrât
Sıdk u ihlâs ile âsâr-ı celîlü’l-hayrı
Hem mevzû‘ ola mizânına rûz-ı Arasât
Eyledi iki celîlü’ş-şiyemin rûhunu şâd
Biri hem-nâm-ı Hüseyin ü biri Hârûn-sıfât
Birisi vâlid-i bânîdir o şâh-ı şühedâ
Birisi şâh-ı velâyetine refî‘ü’d-derecât
Hele mîzâb-ı şerîf gibi olub kıble-nümâ
Teşneler nûş ede abdest ala erbâb-ı salât
Olıcak böyle ola çeşme-i latîfü’l-meşreb
Lülesinden akıdır nice mezâyâ-yı nükât
Bârekallah deyüb eyledi Rüşdî târîh
Ne güzel çeşme-i ra‘nâ vü zihî âb-ı hayât
Sene 1249
Metnin Konyapedia, Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi ve Seydişehir yerel tarih yayınlarındaki okumaları da aynı ana metni verir. Şairin adı son beyitte Rüşdî olarak geçmektedir.
Kitabenin bugünkü Türkçesi
İlk beyitte çeşmenin suyu, can veren ve cennet nehirlerini hatırlatan bir su olarak övülmektedir.
İkinci beyitte mesaj nettir: “Seydişehir’de bu çeşmeyi cömert ve hayır sahibi Derviş Ali Ağa yaptırdı.”
Üçüncü beyitte yapılan hayrın kıyamet günü Derviş Ali Ağa’nın amel terazisine sevap olarak konulması dilenmektedir.
Dördüncü ve beşinci beyitler daha ilginçtir. Şair iki isme gönderme yapar: Hüseyin ve Harun. Hüseyin, baninin babasıyla birlikte Hz. Hüseyin çağrışımını taşırken; Harun ifadesinin Seydişehir’in kurucu velisi Seyyid Harun’a işaret ettiği anlaşılmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği’nin yayımladığı değerlendirmede de bu bağlantı açıkça kurulmaktadır.
Altıncı beyit, çeşmenin günlük şehir hayatındaki görevini anlatır: Susayanlar suyundan içsin, namaz kılacaklar abdest alsın.
Yedinci beyitte çeşmenin lülesinden yalnızca suyun değil, adeta hikmet ve güzel manaların da aktığı söylenir.
Son beyitte ise şair Rüşdî ebcedle tarih düşürerek yapıyı “güzel, zarif ve hayat suyu taşıyan çeşme” olarak över. Tarih H.1249 / M.1833–1834’tür. Güncel mimarlık araştırması çeşme kitabesinin mermer üzerine celî ta‘lik hatla, ikişer kartuşlu sekiz satır halinde işlendiğini; kitabe zemininin yeşil, yazılarının altın yaldızlı olduğunu kaydediyor.
Akyurt’un çok daha şaşırtıcı notu: “Hem boğazlar hem Allah’ın ismini zikreder”
Akyurt kitabenin ardından Akçalarlı ailesi hakkında oldukça sert bir değerlendirme yapar. Özgün metninde:
“Akçalarlı oğulları derebeylik ve tahakkümü seven kimselerden oldukları için bu ailenin büyük babaları Hüseyin Ağanın zulüm ve itisafı yüzünden Beyşehir müsellimi tarafından katlolunmuştur. Oğlu Derviş Ali ağa ise babası gibi derebeylikle savaşmış ise de muvaffak olamıyarak 1250 veya 1265 tarihinde Seydişehrine hicret ederek evvelce mesken edindiği kale civarındaki hanesinde ikamet etmiştir. Ağa çeşmesi ve mescidi onun hayratıdır.”
Ardından kendi değerlendirmesini ekler:
“Bir taraftan hayrat yaptırmak, diğer taraftan ahaliyi tahakküm ve itisaf sıkleti altında ezmek gibi mütenakız iki mesleğe salik olmak meziyetini anlayamadım.”
Ve yörede Akçalarlı derebeyleri için söylendiğini belirttiği bir beyitin anlamını şu çarpıcı cümleyle verir:
“O ARAMIZDA KASAP GİBİDİR, HEM BOĞAZLAR, HEM DE ALLAHIN İSMİNİ ZİKREDER.”
Burada önemli bir akademik ihtiyat gerekiyor. Bunlar Akyurt’un 1938’de kaydettiği değerlendirmelerdir; özellikle “zulüm”, “tahakküm” ve derebeylik hakkındaki ifadeleri bağımsız belge olmadan kesin tarihî hüküm gibi sunulmamalıdır.
Nitekim daha yeni yerel tarih araştırmaları Derviş Ali Ağa’yı Seydişehir’in 19. yüzyıl ayanlarından biri olarak tanımlar ve mezar kitabesinden hareketle ölümünü 14 Şevval 1253 / 11 Ocak 1838 olarak verir. Bu kayıt, Akyurt’un metnindeki bazı kronolojik ifadelerin ayrıca kontrol edilmesi gerektiğini gösteriyor.
Akyurt soy ağacını da çıkardı
Akyurt bir sonraki sayfada Akçalarlı ailesinin ulaşabildiği şeceresini çizmiştir. Zincirin başında:
Hüseyin Ağa → Derviş Ali Ağa → Akçalarlı Hüseyin Ağa
yer alır. Sonraki nesillerde Hacı Rafet, Remziye, Nesibe, Ali, Hüseyin Avni, Pertev, Muhiddin, Hüseyin Hulusi, Gümüş Ebe, Hüsnü, Ahmed, Sıdıka ve Besime Durdu gibi isimler kaydedilir.
Akyurt, Derviş Ali Ağa’nın babasının öldürülmesinden sonra intikam arayışına girdiğini, Beyşehir ve çevresindeki isyanlara katıldığını ve daha sonra Gazi Silahdar Ali Paşa’ya sığınıp aman dilediğini yazar. Bilginin kaynağını da özellikle belirtir: Beyşehir Müftüsü Hacı Memiş Efendi’de gördüğü bir yazma mecmuanın 97. sayfası.
Kaydın altında tarih vardır:
16 Teşrinisani 1938 — Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi Müdürü M. Yusuf Akyurt.
Bir çeşmeden eski Seydişehir’in şehir planına
Ağa Çeşmesi kaydı böylece sıradan bir çeşme kitabesi olmaktan çıkıyor. Akyurt’un 1938 tarihli anlatımı sayesinde aynı noktada eski kale kapısı, Ağalar Mescidi, Ağa Çeşmesi ve Akçalarlı ailesinin konağının bulunduğu tarihî çevreyi yeniden kurabilme ihtimali ortaya çıkıyor.
Bugünkü kaynaklar çeşmenin Seyitharun Mahallesi’nde bulunduğunu ve Derviş Ali Ağa tarafından 1833’te yaptırıldığını doğruluyor. Yerel araştırmalar ayrıca bu bölgeyi Ulukapı olarak adlandırılan eski şehir kapısıyla ilişkilendiriyor.
Kaynaklar: Mehmet Yusuf Akyurt, Resimli Türk Âbideleri, Cilt II, Seydişehir bölümü, No.102, s.263–264; Türk Tarih Kurumu, Resimli Türk Âbideleri e-kitap yayını, Ankara 2024. Ayrıca Konyapedia “Seydişehir”; Konya’da Su Mimarisi I, “Seydişehir Derviş Ali Ağa Çeşmesi”; , “Seydişehir Âyanı Derviş Ali Ağa ve Çeşmesi”; Ahmet Köseoğlu, “Seydişehir Gezi Yazıları