DUA SİNGİNLİĞİNİN GÖLGESİNDEKİ SEYDİŞEHİR
Bir şehrin geleceğini inşa etmek; o şehrin geçmişini, bugününü, insan yapısını ve iktisadi potansiyelini nesnel bir teraziye çıkarmayı gerektirir. Seydişehir üz…
Bir şehrin geleceğini inşa etmek; o şehrin geçmişini, bugününü, insan yapısını ve iktisadi potansiyelini nesnel bir teraziye çıkarmayı gerektirir. Seydişehir üzerine yapılacak değerlendirmelerin de sığ siyasi tartışmalardan uzaklaşarak; derinliği olan, sosyolojik ve ekonomik temellere dayanan gerçekçi bir vizyonla ele alınması elzemdir. Şehrin manevi ikliminden demografik yapısına, siyasi sıkışmışlıklardan sanayi vizyonuna kadar uzanan yapısal sorunlar üzerinde titizlikle çalışılması, memleket sevdası taşıyan herkesin asli görevi olmalıdır.
Seydişehir, harcında maneviyat olan bir şehirdir. Bu şehirde, insanı derinden sarıp sarmalayan bir "dua singinliği" mevcuttur. Tam da bu yüzden Seydişehir, kimilerine manevi yönden huzur ve mutluluk adına eşsiz bir haz verirken; kimilerine de maddi yönden bol ve bereketli kazanç kapıları aralamaktadır. Şehrin bu çift yönlü bereketi, aslında doğru bir planlamayla hem insani hem de iktisadi bir kalkınmanın kaldıracı olabilecek niteliktedir.
Seydişehir’in sosyolojik yapısı incelendiğinde, en çok dikkat çeken hususların başında "yerlilik" algısı gelmektedir. Bugün şehrin köklü aileleri ve sülaleleri incelenerek bir yüzyıl geriye gidildiğinde, büyük bir kısmının aslen yakın şehir ve ilçelerden göç ettiği açıkça görülmektedir. Kendisini "özbeöz yerli" olarak tanımlayan kesimlerin kökleri dahi incelendiğinde, Seydişehir’in köylerinden merkeze doğru bir akış olduğu gözlemlenir. Dolayısıyla Anadolu’nun pek çok gelişen ilçesinde görülen bu tipik bölgesel göç hareketi, Seydişehir’in de gerçeğidir. Ancak bu durum, şehirde tehlikeli bir ayrışmayı beraberinde getirmektedir. Atasözünde buyrulduğu gibi: "El elin eşeğini türkü çağırarak arar." Şehirde "yerli-yabancı" ikilemi üzerinden üretilen kimlik siyaseti, ortak yaşama kültürünü zedelemektedir. Aidiyet duygusu zayıfladığında, şehrin ortak çıkarlarını koruma refleksi de zayıflamakta; hal böyle olunca doğal olarak şehri samimiyetle sahiplenecek insanı bulmak zorlaşmaktadır. Şehri "şehrin yerlisi, yerlisi değil" kıskacına hapsedip kaderine terk etmek, Seydişehir'e yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Bu sığ kimlik siyaseti, vizyoner projelerin üretilmesini engellemekte ve enerjimiz boşa harcanmaktadır.
Son dönemlerde yerel siyasette yaşanan gelgitler, yalpalamalar ve savrulmalar; menfaat beklentisine giren muhalefet yapılarını, kendi içlerindeki çıkarcı grupları ve fitne odaklarını açıkça görmemize vesile olmuştur. Ne acıdır ki bugün şehirde tabelası olan siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşu (STK) yelpazesinde bulunan yapıların pek çoğu, Seydişehir’in âli menfaatlerine en ufak bir katkı sunamamaktadır. Seçim dönemleri, şehrin geleceğinin konuşulduğu vizyoner süreçler olmak yerine, tarafların kendi çıkarları için hareket ettiği birer pazarlık masasına dönüşmektedir. Ahlak, adalet, fikir ve ideoloji boyutundaki değerlerimiz maalesef yozlaşmaktadır. Seçim dönemlerindeki bu mikro pazarlıklar ve STK’ların şehre sırtını dönmesi, yerel demokrasimizin en büyük yaralarından biridir. Seydişehir hem kültürel hem de sosyo-ekonomik olarak acil bir canlanma beklemektedir. Tarihte nasıl ki "leblebicilik" bu şehrin asıl mesleği ve kimliği olmuşsa, bugün de modern çağın gereği olarak "alüminyum" şehrin asıl mesleği ve ana ekseni olmalıdır. Alüminyum haricinde yapılacak her türlü sanayi yatırımı, tabiri caizse "bulanık suda balık avlamaya" benzeyecektir. Girişimcilerin ve yatırımcıların önceliği, bu şehre entegre alüminyum tesisinin avantajlarını sunacak yan sanayi yatırımları olmalıdır. Seydişehir, elindeki ham madde gücüyle yan sanayide yüzlerce imalathaneye ve fabrikaya ev sahipliği yapabilecek bir potansiyele sahiptir. Dünyada ve ülkemizde, yöreye has madenlerden elde edilen cevher üzerine kurulmuş irili ufaklı yüzlerce fabrikayla örnek gösterilen şehirler mevcuttur. Bizim bu hedefe ulaşamamamızın arkasında yatan temel sebep ise kurumsallaşma problemidir. Tarihteki SEYALTAŞ tecrübesinin başarısızlıkla sonuçlanması, şehir insanında olumsuz bir psikolojik bariyer oluşturmuştur. Mevcut girişimlerin kurumsallaşamaması, sermayenin büyümesini ve profesyonel istihdam alanlarının açılmasını kısıtlamıştır. Şehri bu "SEYALTAŞ sendromundan" kurtarmak ve fabrikalarımızı profesyonel yönetim modelleriyle kurumsallaştırmak zorundayız.
Bu şehrin ayağa kalkması için keramet sahibi bir evliyanın eli dokunsun diye beklemeye gerek yoktur. Bu şehre Seyyid Harun Veli zaten dokunmuş; ilim, irfan ve feyz temelini yüzyıllar öncesinden atmıştır. Bizlere düşen, bu manevi mirası pasif bir mucize beklentisi olarak değil; ilimle, irfanla ve çalışarak aktif bir kalkınma motivasyonuna dönüştürmektir. İstihdamın sağlandığı, üretimin kurumsallaştığı, sosyal ve kültürel faaliyetlerin arttığı bir Seydişehir’de insanların huzur ve refah içinde yaşayacağına inancımız tamdır. Şehrin dokusuna uygun, insan merkezli paneller, nitelikli söyleşiler ve kültürel etkinlikler, sosyo-ekonomik gelişimi tamamlayacak en önemli unsurlardır. Seydişehir, kendi kabuğunu kırmak ve öz kaynaklarına dönerek geleceğini yeniden yazmak zorundadır.
Ahmet Yağız Altunel