DEĞİŞEN- DEĞİŞMEYEN
“Sofrada değişir her şey, ekmek değişmez;
Ne kanun! Değişmez’e hasret çekmek değişmez.” N. F. Kısakürek
Bir sıkışmışlık yahut birbunalmışlık mı demeliyim, bilmiyorum; sanki katıla katıla ağlamak veya bağırmak isteyip de bir türlü ağlayamamanın, bağıramamanın yahut kelimeler boğazımda düğümlenmiş de kimselere bir şey diyememenin huzursuzluğuna benzer tarifsiz kederler içindeki halimi kimselere hatta kimi zaman en yakınlarıma bile anlatamıyorum. Edebiyat dünyamızın ‘Garip’ şairi Orhan Veli gibi…
Günler tank gibi geçip gidiyor üstümüzden. İşte ekimin ortalarına geldik. ‘Mevsim artık sonbahar’… Çok şükür, terörle yatıp terörle kalktığımız, neredeyse her günyürek yakan haberler alıp bayraklara sarılı tabutlar, ciğeri yanmış gözü yaşlı insanlardan başkaca bir şey göremediğimiz günler geride kaldı. Lakin adına kaza deyiverdiğimiz ve fakat neresinden bakılsa her tarafında kusur, ihmal, tedbirsizlik sırıtan elim kazalarda onlarca vatan evladını kaybetmemize neden olan bir başka terör ülkemizde hızından hiçbir şey eksiltmedi. Yani her yerde şey değişirken bazı yerlerde bir şeylerin hiç değişmediğini görüp durmak ne acı!
Yapay zekâyı konuşuyor, bazı işlerimizi bunlara yaptırdığımızı anlatıyoruz kasıla kasıla; lakin tembellik katsayımızdaki artış sebebiyle her tarafımızın kireç bağlayıp doktor doktor dolaştığımızı konuşmuyoruz.
Bu ve benzer nedenlerle hayat jet hızıyla akıp giderken bazı şeylerin baş döndüren bir hızla değiştiğini, bazı şeylerin ise hiç değişmediğini düşünürüm kimi zaman. Olaylara ve olgulara ilmi çerçeveden bakanlar için ilk cümlemin ikinci kısmı problemlidir ve bunlar itirazlarını şu kurala bağlayacaklar şüphesiz. Diyecekler ki: Kâinatta değişmeyen bir şey varsa o da her şeyin değiştiğidir.
Ne söylenebilir ki böyle bir itiraza. Yerden göğe kadar hakları var; o kadarını biliyorum elbet; lakin bir türlü duygusallıktan yakasını kurtaramayan bana göre koca evrende durmaksızın işleyen değişim yasalarına inat değişmeyenler de büyük bir yekûn tutuyor sanki.
Bu duygusallıkla zihnimde durmadan değişenler ve hiç değişmeyenlere dair örnekler beliriyor.
Mesela...
Şeytanın gör dediği yerden bakıp onun gösterdiklerini gören müstekbirlerin şeytanları şaşırtan sömürü planları zamana, mekâna ve şartlara bağlı olarak durmadan değişirken her türlü hak ihlalleri, işkence, kan, gözyaşı ve zulüm hiç değişmiyor.
Yolcular, yolculuklar değişiyor; ama iyiliğe ve kötülüğe giden yollar, buna bağlı olarak da hak- batıl mücadelesi hiç değişmiyor.
M. Akif merhumun cahiliye toplumunu anlatırken söylediği “Dişsizse bir insan onu kardeşleri yerdi” hükmü değişmeden bu güne geldi, kıyamete kadar da değişecek gibi görünmüyor.
Hangi kılığa girerse girsin, köprüyü geçinceye kadar kime ne söylerse söylesin, hin hinliğinden vazgeçmiyor; çünkü “Can çıkmayınca huy çıkmaz.” gerçeği değişmiyor.
Mevsimler değişiyor; açgözlülük kadirbilmezlik, nankörlük değişmiyor.
Alfabeden seçilen üç harfin bir araya getirilmesiyle oluşturulan yıkıcı, bölücü, şer örgütleri ve adları değişip duruyor; lakin hepsinin millet düşmanlarına hizmet etme gayretleri ve ihanetleri hiç ama hiç değişmiyor.
Aslında Allah’ın koyduğu ilahi yasalarda bir değişim yoktur. “Su insanı boğar, ateş yakar; her varlık fıtratına yerleştirilen program dâhilinde hareket eder. Problem, bu yasalarla uyumlu yaşamayı beceremeyen yahut işine gelmediği için kurallarını kendisini belirlediği bir yol tutanların azgınlık ve sapkınlıklarıyla ortaya çıkmaktadır.
Fetih suresi ayet 23: “Allah’ın sünneti geçmişten bu güne hep böyledir: ve sen Allah’ın sünnetinde bir değişme bulamazsın.”
Hayat bir oyunsa oyunun kuralları hiç değişmezken oyuncular, kazananlar veya kaybedenler olarak sürekli değişmektedir.
Selamların en güzeliyle…
H. Halim Kartal/12 Ekim, 2026
