14 Ağustos 2026, Cuma 💵 💶 🥇
SON DAKİKA
SEYDİŞEHİR

Seydişehir Ovasında Antik Yerleşim, Kült ve Hareketlilik

J. R. S. Sterrett’in 1885 Epigrafik Kayıtlarının Yeniden DeğerlendirilmesiÖzSeydişehir ve Suğla Gölü çevresinin Antik Çağ tarihi çoğunlukla Homonadlar, Amblada,…

14.08.2026 21:09 143 okunma 0 yorum
Yazı boyutu
Seydişehir Ovasında Antik Yerleşim, Kült ve Hareketlilik



J. R. S. Sterrett’in 1885 Epigrafik Kayıtlarının Yeniden Değerlendirilmesi


Öz


Seydişehir ve Suğla Gölü çevresinin Antik Çağ tarihi çoğunlukla Homonadlar, Amblada, Vasada ve bölgenin Roma askerî tarihi üzerinden değerlendirilmiştir. Bununla birlikte J. R. S. Sterrett’in 1885 yılında gerçekleştirdiği Wolfe Expedition sırasında Seydişehir Ovası’nda kaydettiği yazıtlar, mimari kalıntılar ve topografik gözlemler, bölgede çok daha karmaşık bir yerleşim ve kutsal alan sistemi bulunduğunu göstermektedir. Sterrett’in Aktepe, Kara Kaya–Dereköy, İncesu, Boyalı, Karabulak, Akçalar, Kavak, Kızılca, Yenice Çiftliği ve Assar Dağı çevresindeki kayıtları; yerli Anadolu şahıs adlarını, neokoros adı verilen tapınak görevlilerini, Zeus Nikaios kültünü, Asklepios rahipliğini, Roma lejyon veteranlarını, Bizans kilise görevlilerini ve kent yöneticiliğine ilişkin unsurları aynı coğrafyada belgelemektedir. Ayrıca Suğla Gölü’nün yaklaşık 1879’da kuruması sırasında göl tabanında eski bir yerleşmenin görüldüğüne ilişkin 1885 tarihli yerel tanıklık, bölgenin arkeolojik peyzajının göl seviyesindeki tarihsel değişimlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu çalışmada söz konusu veriler birincil Sterrett metni üzerinden yeniden incelenmiş; araştırmacının doğrudan gözlemleri, epigrafik kayıtları, yerel halktan aktardığı bilgiler ve kendi lokalizasyon hipotezleri birbirinden ayrılmıştır. Sonuç olarak Antik Seydişehir’in tek bir kent merkezinden ziyade Suğla havzası etrafında örgütlenen çok merkezli bir kent–köy–kutsal alan–yol sistemi şeklinde anlaşılmasının daha uygun olduğu ileri sürülmektedir.


Anahtar Kelimeler: Seydişehir, Suğla Gölü, Sterrett, Aktepe, Assar Dağı, Gorgorome, Asklepios, Zeus Nikaios, Homonadlar, Roma epigrafisi.



1. Giriş


Seydişehir tarih yazımının önemli problemlerinden biri, modern ilçe merkezinin antik bir kentin doğrudan devamı olup olmadığı sorusuna gereğinden fazla ağırlık verilmesidir. Oysa 19. yüzyıl seyyah ve epigraflarının kayıtları farklı bir tablo ortaya koymaktadır.


Amerikalı epigraf J. R. S. Sterrett, 1885 yazında Seydişehir Ovası’nı ayrıntılı biçimde dolaşmış; köylerde, mezarlıklarda, cami duvarlarında, antik yapı taşlarında ve doğal kayalar üzerinde çok sayıda Yunanca ve Latince yazıt kopyalamıştır. Araştırmanın sonuçları 1888’de The Wolfe Expedition to Asia Minor başlığıyla yayımlanmıştır. Eser vii + 448 sayfalık ana metin, haritalar ve American School of Classical Studies raporlarından oluşan temel bir epigrafik kaynaktır. (HathiTrust⁠)


Sterrett’in Seydişehir’e ilişkin en dikkat çekici gözlemlerinden biri modern kent merkezi hakkındadır. Araştırmacı 1885’te Seydişehir’i, kendi ifadesiyle antik yaşama ait görünür bir iz, “bir taş bile” görmediği yeni bir şehir olarak tanımlarken; çevre köyler ve dağlık alanlarda antik kalıntıların yoğun biçimde bulunduğunu kaydeder. Aynı pasajda Ilıca’nın kuzeyinde Velverit Şehri adı verilen eski bir öreni de kayda geçirir. (Internet Archive⁠)


Bu gözlem, araştırmanın sorusunu değiştirmeyi gerektirir. Seydişehir için yalnızca:


“Modern Seydişehir hangi antik kentin üzerindedir?”


sorusunu sormak yerine:


“Seydişehir Ovası’nı oluşturan antik kent, köy, kutsal alan, yol ve üretim merkezleri hangi ağ içinde örgütlenmişti?”


sorusunu yöneltmek daha verimlidir.



2. Kaynaklar ve yöntem


Çalışmanın temel kaynağı Sterrett’in 1885 seyahat günlüğü ve epigrafik kataloğudur. Özellikle No. 288–304 arasında yer alan Seydişehir grubu çalışmanın çekirdeğini oluşturmaktadır. Dijital OCR sürümünde bazı numaralar hatalı görünmektedir; örneğin No. 291 “2914”, No. 301 “901”, No. 303 “909” biçiminde okunmuştur. Fakat katalog sırası ve basılı sayfalardaki ardışıklık gerçek numaraları ortaya koymaktadır. (Internet Archive⁠)


Sterrett’in kayıtları bu çalışmada dört kanıt grubuna ayrılmıştır:


1. Doğrudan görülen arkeolojik kalıntılar

2. Bizzat kopyalanan yazıtlar

3. Yerel halktan aktarılan bilgiler

4. Sterrett’in kendi tarihî-coğrafi yorumları


Bu ayrım özellikle Assar Dağı–Gorgorome ve Suğla Gölü’ndeki “batık yerleşme” gibi konular için zorunludur. Birincisi bir lokalizasyon hipotezi, ikincisi ise Sterrett’in yerel halktan kaydettiği bir görgü aktarımıdır.


Bölgenin daha geniş tarihî coğrafyası için Homonadlar üzerine modern araştırmalar da kullanılmıştır. Bu çalışmalar, Suğla Gölü’nün kuzeybatısının Yalvaç–Beyşehir–Suğla oluğunun parçası olduğunu, güney ve doğu kesimlerin ise daha dağlık bir karakter taşıdığını; antik ulaşım ve askerî coğrafyanın bu topografya tarafından belirlendiğini ortaya koymaktadır. (DergiPark⁠)



3. Suğla Gölü’nde kaybolan ve yeniden görülen yerleşme


Sterrett 28 Temmuz 1885’te Göyük üzerinden Seydişehir’e ilerlerken Suğla Gölü hakkında sıra dışı bir bilgi kaydetmiştir.


Yerel halk ona gölün altı yıl önce tamamen kuruduğunu anlatmıştır. Bu tarih Sterrett’in yolculuğundan geriye hesaplandığında yaklaşık 1879 yılına karşılık gelir.


Sterrett’in kaydı son derece açıktır: Göl kuruduğunda, normal şartlarda su altında bulunan eski bir köy/yerleşme ortaya çıkmış, göl yeniden dolduğunda ise tekrar bütünüyle su altında kalmıştır. (Internet Archive⁠)


Sterrett aynı pasajda Suğla’nın hidrolojisini de yerel bilgilerle açıklamaktadır. Arvan yakınlarında bulunduğu söylenen düden kapandığında gölün büyüdüğü, açıldığında ise suyun yeraltına boşalarak gölün küçüldüğü veya kuruduğu anlatılmaktadır. (Internet Archive⁠)


Bu kayıt arkeolojik açıdan büyük önem taşır. Bununla birlikte bugün için:


“Suğla Gölü altında kesin bir antik kent vardır”


demek mümkün değildir.


Doğru ifade şudur:


1885 tarihli bir yabancı kaynak, yaklaşık 1879’da Suğla’nın kuruması sırasında göl tabanında eski bir yerleşmenin ortaya çıktığına ilişkin yerel görgü tanıklığını kaydetmiştir. (Internet Archive⁠)


Bu bilgi modern jeofizik, sediment analizi, eski hava fotoğrafları ve paleo-kıyı rekonstrüksiyonu kullanılarak test edilebilir.



4. Göyük: modern arkeolojiden önce tanımlanmış höyük


Sterrett’in aynı gün yaptığı başka bir gözlem Göyük hakkındadır.


Yerleşmenin “büyük bir tümsek üzerinde ve çevresinde” bulunduğunu yazar ve bu tümseğin neredeyse kesin biçimde insan yapımı olduğunu düşünür. Hatta görünümünü Mezopotamya’daki telllerle karşılaştırır. Göyük çevresinin yaz ortasında dahi bataklık olduğunu, buna karşılık toprağın olağanüstü verimli olduğunu belirtir. (Internet Archive⁠)


Bu kayıt, Göyük/Gökhüyük’ün arkeolojik niteliğinin 19. yüzyılda fark edilmiş olması bakımından önemlidir.



5. Aktepe: kaya sunağı ve yerli Anadolu adları


Sterrett 24 Temmuz 1885’te Aktepe zirvesine ulaşmıştır. Burada küçük bir tahkimatın temel izlerini, işlenmemiş iri poligonal taşlardan yapılmış duvarları ve kayaya oyulmuş iki basamaklı kaba bir sunak tespit eder.


Sunağın arkasında küçük bir niş vardır. Sterrett bunun bir heykelcik veya adak nesnesi yerleştirmek amacıyla yapılmış olabileceğini düşünür. Hemen arkasındaki kayalarda ise Yunanca harflerle yazılmış fakat Grekçe olmayan şahıs adları bulunmaktadır. (Internet Archive⁠)


Sterrett, No. 289 ve 290’daki isimleri açıkça:


“native names” — yerli adlar


olarak tanımlar. (Internet Archive⁠)


No. 289’da özellikle:


Μορσόλεως — Morsoles


adı okunmaktadır. Aynı adın Karabulak’taki No. 296’da tekrar ortaya çıkması, bunun tesadüfi tek bir isim olmadığını göstermektedir. Sterrett de No. 296’nın açıklamasında iki kayıt arasındaki bağı özellikle belirtmiştir. (Internet Archive⁠)


Bu veriler, Roma döneminde Seydişehir Ovası halkının tamamen Helenleşmiş ad sistemine sahip olmadığını; Grekçe yazının altında yerli Anadolu onomastiğinin yaşamaya devam ettiğini göstermektedir.



6. Kara Kaya–Dereköy: örgütlü bir kutsal alan


Aktepe’den kuzeybatıya inen Sterrett, Kara Kaya olarak adlandırılan kayalıkta No. 291 yazıtını kopyalamıştır.


Metnin kritik kısmı:


νεωκόροι ἐποίουν


biçimindedir.


Sterrett bunu belirli bir kişi çevresindeki neokorosların yaptırdığı bir yapı veya adak olarak yorumlar. (Internet Archive⁠)


Neokoros terimi, tapınak veya kutsal alanın hizmet ve bakımından sorumlu görevliyi ifade etmektedir.


Sterrett yalnız yazıta dayanmaz; Dereköy çevresindeki kalıntı yoğunluğuna da dikkat çeker ve bölgede “önemli bir kent” bulunduğunu, yazıtın ise burada önem taşıyan bir kült merkezinin varlığını düşündürdüğünü söyler. Ona göre tapınak, neokoros görevlileri barındıracak kadar itibarlıydı. (Internet Archive⁠)


Bu nedenle Aktepe ve Kara Kaya birlikte değerlendirilmelidir:


Aktepe: sunak + adak nişi + yerli şahıs adları

Kara Kaya: neokoroslar

Dereköy: yoğun antik kalıntılar


Bu üçlü yapı, bölgenin bir kutsal peyzaj oluşturmuş olabileceğini düşündürmektedir.



7. İncesu: Zeus Nikaios’tan Bizans kilisesine


İncesu, Sterrett kataloğunun en önemli mikro-bölgelerinden biridir.


Buradan iki farklı tarihî tabakaya ait olağanüstü belgeler gelmektedir.


7.1. Zeus Nikaios


İncesu cami duvarındaki yazıtın son kısmında:


Διὸς Νικαίου


ifadesi açıkça okunmaktadır.


Sterrett’in restitüsyonunda metin bir stel veya adak taşının Zeus Nikaios için dikildiğini göstermektedir. (Internet Archive⁠)


“Nikaios” sıfatı zafer/galibiyet düşüncesiyle bağlantılıdır.


Dolayısıyla İncesu’da Roma döneminde Zeus’a ait yerel bir kültün epigrafik kanıtı bulunmaktadır.


7.2. Bizans mermer levhası


Aynı İncesu’da Sterrett 2,235 metre uzunluğunda büyük bir beyaz mermer levha kaydetmiştir.


Sağ panoda:


* üzüm salkımlı asma,

* karşılıklı iki tavus kuşu;


sol panoda:


* büyük bir haç,

* iki keklik,

* kekliklere bakan iki tilki


tasvir edilmiştir. Yazının ters kazındığını ve aynayla okunması gerektiğini özellikle belirtir. (Internet Archive⁠)


Metinde:


πρεσβύτερος — presbyteros

παραμονάριος — paramonarios

μαείστωρ — maistor


terimleri görülmektedir.


Sterrett paramonariosu kilise görevlisi/bakıcısı, maistoru ise baş usta olarak açıklamıştır. Metnin korunabilen kısmı bir din görevlisi ve ustanın Tanrı’nın yardımıyla yapıyı tamamladığını düşündürmektedir. (Internet Archive⁠)


Böylece İncesu’da:


Roma pagan kültü → Zeus Nikaios


ve daha sonra:


Bizans Hristiyan kültü → kilise + din görevlisi + yapı ustası


aynı yerleşim çevresinde izlenebilmektedir.


Sterrett ayrıca İncesu’nun birkaç dakika güneyinde büyük, konik bir kaya içine oyulmuş gösterişli bir mezar bulunduğunu da kaydetmiştir. (Internet Archive⁠)



8. Boyalı–Karabulak hattı: yol ve yerli aileler


Sterrett Boyalı mezarlığında muhtemel bir Roma mil taşı kaydetmiş, ancak yazıtın çok aşınmış olması nedeniyle bunu soru işaretiyle yayımlamıştır. (Internet Archive⁠)


Karabulak’taki No. 296 ise daha önemli bir onomastik veri sunar.


Sterrett burada Μορσολέου biçimini tanır ve bunun Aktepe No. 289’da geçen Morsoles adıyla aynı olduğunu belirtir. (Internet Archive⁠)


Böylelikle aynı yerli isim:


Aktepe → Karabulak


hattında belgelenmektedir.


Bu durum, antik Seydişehir Ovası içinde aynı aile veya aynı onomastik geleneği kullanan toplulukların birden fazla yerleşmeye yayıldığını düşündürür.



9. Akçalar: dışarıdan gelen insanlar ve büyük bir yerleşim


Sterrett’in No. 297 yazıtı Akçalar’dan gelmektedir.


Metinde kişinin:


Σμυρναῖος — Smyrnaios


olduğu açık biçimde yazılıdır; yani kişi Smyrna/İzmir kökenli olarak tanımlanmaktadır. Metinde ayrıca paidotribes olarak tamamlanan, beden eğitimi/gymnasion çevresiyle ilgili olması muhtemel bir meslek veya görev unvanı bulunmaktadır. (Internet Archive⁠)


Buradaki önemli nokta yalnız bir şahıs adı değildir.


Seydişehir çevresinde yaşayan veya ölen bir kişinin kendi kimliğinde:


Smyrna kökenini


özellikle belirtmesi, bölgenin Roma dünyası içindeki nüfus hareketliliğine açık olduğunu göstermektedir.


Sterrett Akçalar mezarlığında mimari ve mezar taşlarının son derece yoğun olduğunu; Hristiyan kiliselerine ait çok sayıda çift sütunlu pencere desteği ve yazısız bir Roma mil taşı bulunduğunu kaydeder. Bu yoğunluğun burada büyük bir köy veya kent bulunduğunu gösterdiğini açıkça ifade eder. (Internet Archive⁠)


No. 298 ise kısa fakat açık bir adaktır:


Διομήδους εὐχήν


yaklaşık:


“Diomedes’in adağı.”


(Internet Archive⁠)



10. Kavak: Legio XII Fulminata’nın veteranı


Katalogdaki tarihsel açıdan en çarpıcı belgelerden biri Kavak’tan gelmektedir.


No. 300 Latince mezar yazıtında:


M. Antonius Longus


adlı kişinin:


veteranus legionis XII Fulminatae


ve:


beneficiarius consularis


olduğu belirtilmektedir. (Internet Archive⁠)


Metnin ana anlamı şöyledir:


Marcus Antonius Longus, XII Fulminata Lejyonu veteranı ve consularis beneficiarius’u, çok sevgili eşi için bu mezar anıtını yaptırmıştır.


Kadının adı kırık olduğu için Sterrett de kesin bir okuma önermemektedir. (Internet Archive⁠)


Bu belge Seydişehir’in Roma tarihi için olağanüstü önemlidir.


Çünkü beneficiarius consularis, sıradan bir lejyonerden farklı olarak eyalet valisi veya üst düzey askerî-idarî yönetimle bağlantılı özel görevli statüsünü ifade eder.


Dolayısıyla Kavak yazıtı:


Roma ordusu → eyalet yönetimi → veteran yerleşimi


arasındaki bağlantının Seydişehir Ovası’na kadar ulaştığını göstermektedir.



11. Assar Dağı: “önemli ve büyük bir antik kent”


Sterrett 30 Temmuz 1885’te Yenice’den Assar Dağı’na çıkmıştır.


Dağı Seydişehir Ovası’nın hemen her noktasından görülebilen, çevresinden büyük ölçüde ayrılmış belirgin bir yükselti olarak tarif eder.


Sterrett’in tespiti son derece açıktır:


Assar Dağı önemli ve büyük bir antik kentin yeridir.


Zirvenin tamamı ile doğu ve güney yamaçları büyük yapıların kalıntılarıyla kaplıdır. Büyük taş döşemeler, çift sütunlu pencere elemanları, sağlam pişmiş kiremitler, büyük yapı temelleri ve bazı yapılarda Roma tipi kireç harcı görülmektedir. (Internet Archive⁠)


Sterrett burada doğrudan yazıt bulamadığını özellikle belirtmektedir.


Fakat Kavak, Kızılca ve Yenice Çiftliği’nde bulunan bazı taşların yöre halkına göre Assar Dağı’ndan getirildiğini kaydeder. Bu taşlar onun gözünde Assar Dağı’ndaki Roma yerleşmesi ve Asklepios kültünün başlıca delilleridir. (Internet Archive⁠)



12. Assar Dağı ve Asklepios kültü


Kızılca’daki No. 302 yazıtında Sterrett:


[Ἀσκληπι]οῦ ἱερεύς


ifadesini tamamlamaktadır.


Anlamı:


“Asklepios’un rahibi”


dir. (Internet Archive⁠)


Yenice Çiftliği’ndeki No. 303 yazıtında ise daha güçlü bir kurum dili karşımıza çıkar:


ἱερασάμενος νεωκόρος [Ἀ]σκληπιοῦ


yaklaşık:


“Rahiplik yapmış, Asklepios’un neokorosu…”


Metin kişinin kendisi, eşi ve çocukları için bir hatıra anıtı yaptırdığını belirtmektedir. (Internet Archive⁠)


Bu nedenle elimizde iki farklı epigrafik tanık bulunmaktadır:


No. 302 → Asklepios rahibi

No. 303 → Asklepios neokorosu


Taşların Assar Dağı provenansı doğruysa, burada örgütlü bir Asklepios kutsal alanı bulunduğunu düşünmek için güçlü gerekçeler vardır.


Ancak metodolojik sınır korunmalıdır:


Asklepios yazıtlarının Assar Dağı ile bağlantısı Sterrett’in taşların getirildiği yere ilişkin yerel bilgilerinden kaynaklanmaktadır; taşların modern arkeolojik provenans analiziyle yeniden doğrulanması gerekir.



13. Assar Dağı’nda sivil yönetim


Yenice Çiftliği’nde bulunan ve Sterrett’e göre yine Assar Dağı’ndan getirilen No. 304 yazıtı da önemlidir.


Metinde:


Κλέαρχος — Klearchos


adı ile:


ἄρχων — arkhon


unvanı görülmektedir. Sterrett’in restitüsyonunda “ilk arkhon” anlamına gelebilecek bir formül bulunmaktadır. (Internet Archive⁠)


Bu durumda Assar Dağı çevresinde, taşların provenansı doğru kabul edildiğinde, üç ayrı kurum izlenmektedir:


ἱερεύς — rahip

νεωκόρος — tapınak görevlisi

ἄρχων — sivil yönetici


Bu üçlünün birlikte bulunması, Assar Dağı yerleşmesinin basit bir dağ köyünden ziyade kurumsallaşmış kentsel bir merkez olduğunu desteklemektedir.



14. Assar Dağı = Gorgorome problemi


Sterrett, Assar Dağı kentinin adının Gorgorome olabileceğini açık biçimde ileri sürmüştür.


Ancak bu önerisini hiçbir zaman kesin bir lokalizasyon olarak sunmamıştır.


Sterrett’in problemi daha karmaşıktır. Daha önce Orta Karaviran’da bulduğu bir onur yazıtında Gorgorome halkının adıyla karşılaşmış ve taşın Ak Kilise’den getirildiği bilgisini almıştır. Daha sonra Beyşehir’in güneyindeki Gulghurum adını Gorgorome’nin yaşayan biçimi olarak değerlendirmiştir. Bunun üzerine Gorgorome’nin ya bu çevrede bulunduğunu ya da adın zaman içinde taşındığını tartışmıştır. (Internet Archive⁠)


Sterrett sonunda:


Gorgorome’nin Assar Dağı’nda bulunmasının mümkün olduğu


görüşünü korur; ancak aynı zamanda Gorgorome adının antik yazarlarda hiç geçmediğini de özellikle belirtir. (Internet Archive⁠)


Dolayısıyla bilimsel olarak doğru formül şudur:


Assar Dağı = Gorgorome eşitliği kanıtlanmış değildir; Sterrett’in epigrafik ve toponimik verilere dayanarak ileri sürdüğü tarihî-coğrafi bir hipotezdir.


Modern yerel literatürde ise Gorgorome/Gurgurum meselesi başka lokalizasyon önerileriyle de tartışılmaktadır; örneğin Namuza Yaylası ve Gurgurum/Gökçimen çevresinde Gorgoromeis ve Sedasalılarla ilişkili yazıt buluntularına dayanılarak farklı öneriler yapılmıştır. (Konyapedia⁠)


Bu nedenle problem henüz kapanmış değildir.



15. Seydişehir Ovasında çok merkezli antik yerleşim sistemi


Sterrett’in bütün kayıtları birlikte değerlendirildiğinde dikkat çekici bir coğrafi dağılım ortaya çıkmaktadır:


Yer Başlıca veri

Göyük Büyük yapay höyük

Aktepe Kaya sunağı, adak nişi, yerli şahıs adları

Dereköy–Kara Kaya Neokoroslar, olası kutsal merkez

İncesu Zeus Nikaios, kaya mezarı, Bizans kilise levhası

Boyalı Olası Roma mil taşı

Karabulak Morsoles adı

Akçalar Büyük Roma–Bizans yerleşmesi, Smyrnalı kişi, mil taşı

Kavak Legio XII Fulminata veteranı

Assar Dağı Büyük Roma–Bizans kenti

Kızılca/Yenice Asklepios rahipliği, neokoros, arkhon

Suğla Gölü tabanı 1885’te kaydedilmiş batık/eski yerleşme tanıklığı


Bu tablo Sterrett’in temel yayınından doğrudan çıkarılabilmektedir. (Internet Archive⁠)


Buna göre antik Seydişehir Ovası’nı tek bir polis merkezinden ibaret düşünmek yerine:


kentler + kırsal yerleşmeler + kutsal alanlar + yol istasyonları + höyükler


bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekir.



16. Homonad coğrafyasıyla ilişki


Seydişehir Ovası’nın bu yerleşim modeli daha geniş Homonad coğrafyasından bağımsız değildir.


Modern araştırmalar Suğla Gölü çevresindeki dağlık alanların Homonadların yaşadığı coğrafya açısından güçlü adaylar olduğunu, Strabon’un anlattığı yüksek ve savunulabilir yerleşmeler ile verimli vadiler sisteminin bölge topografyasıyla uyum gösterdiğini belirtmektedir. (DergiPark⁠)


Aynı çalışma, Ramsay’in Karalis ile Trogitis arasındaki vadinin Homonad bölgesinin dışında bulunduğunu düşündüğünü, buna karşılık Suğla çevresindeki üç taraflı dağlık kuşağın Homonad yerleşme alanı olarak değerlendirildiğini aktarır. (DergiPark⁠)


Roma’nın Homonadlara karşı harekâtı bağlamında Misthia’dan Trogitis’e yönelen askerî hareket de tartışılmıştır. (DergiPark⁠)


Dolayısıyla Seydişehir Ovasındaki:


mil taşları + lejyon veteranı + dağlık kentler + ulaşım koridorları


birbirinden bağımsız veriler olmayabilir.


Ancak bunları doğrudan Homonad Savaşı’na tarihlendirmek için ayrıca kronolojik kanıt gerekir.



17. Yeni araştırma önerileri


17.1. Assar Dağı yeniden yüzey araştırması


Sterrett’in 1885’te tarif ettiği:


* büyük yapı temelleri,

* taş döşemeler,

* kiremit dağılımı,

* Roma harcı,

* kilise olabilecek yapı


modern GNSS, drone fotogrametrisi ve jeofizikle yeniden belgelenmelidir. (Internet Archive⁠)


17.2. Asklepios taşlarının provenansı


Kızılca ve Yenice’de kaydedilen No. 302–304 taşlarının bugün nerede bulunduğu belirlenmeli ve gerçekten Assar Dağı’ndan gelip gelmedikleri araştırılmalıdır.


17.3. Aktepe–Kara Kaya kutsal peyzajı


Aktepe sunağı ile Kara Kaya neokoros yazıtı birlikte ele alınarak alanın kutsal kullanım evreleri araştırılmalıdır. (Internet Archive⁠)


17.4. Morsoles onomastik dosyası


Μορσόλεως / Μορσολέου


adı Anadolu epigrafik veri tabanlarında taranmalı; Pisidia, Isauria ve Lykaonia’daki benzer yerli adlarla karşılaştırılmalıdır.


17.5. Suğla paleoarkeoloji projesi


Sterrett’in yaklaşık 1879’a ait “göl altında kalan eski köy” kaydı bilimsel yöntemlerle sınanmalıdır. (Internet Archive⁠)


17.6. İncesu Bizans levhasının aranması


Asma–tavus–haç–keklik–tilki kompozisyonlu mermer levhanın bugünkü yeri belirlenirse Seydişehir Bizans sanatı açısından son derece önemli bir eser yeniden bilim dünyasına kazandırılabilir. (Internet Archive⁠)



18. Sonuç


J. R. S. Sterrett’in 1885 tarihli Seydişehir kayıtlarının yeniden okunması, bölgenin antik tarihini önemli ölçüde genişletmektedir.


Birincisi, modern Seydişehir merkezinden ziyade çevresindeki köy ve yükseltilerde yoğunlaşmış çok merkezli bir antik yerleşim sistemi görülmektedir.


İkincisi, Aktepe’deki Morsoles ve diğer yerli adlar, Roma döneminde dahi eski Anadolu onomastik tabakasının yaşadığını göstermektedir. (Internet Archive⁠)


Üçüncüsü, Dereköy’deki neokoros kaydı ile İncesu’daki Zeus Nikaios yazıtı Seydişehir Ovası’nda güçlü yerel kutsal alanların bulunduğunu belgelemektedir. (Internet Archive⁠)


Dördüncüsü, Kavak’taki Legio XII Fulminata veteranı Marcus Antonius Longus, bölgeyi Roma İmparatorluğu’nun geniş askerî-idarî hareketlilik ağına bağlayan doğrudan epigrafik kanıttır. (Internet Archive⁠)


Beşincisi, Assar Dağı’ndaki büyük yerleşme ile Asklepios rahibi, Asklepios neokorosu ve arkhon kayıtları arasında Sterrett’in kurduğu bağlantı, burada güçlü bir kent ve kutsal alan sistemi bulunmuş olabileceğini düşündürmektedir. (Internet Archive⁠)


Son olarak Suğla Gölü’nün kuruduğu yaklaşık 1879 yılında su altından eski bir yerleşmenin ortaya çıktığına ilişkin tanıklık, Seydişehir tarihinin bir bölümünün bugün hâlâ göl tabanı ve eski kıyı çizgileri altında saklı olabileceğini göstermektedir. (Internet Archive⁠)


Bu veriler ışığında Seydişehir’in antik tarihini şu modelle açıklamak daha uygun görünmektedir:


Seydişehir Ovası, Antik Çağ’da tek bir kentin çevresindeki kırsal alan değil; Suğla Gölü, dağ geçitleri ve verimli ova arasında örgütlenmiş kentler, köyler, kutsal alanlar, askerî-idarî güzergâhlar ve üretim sahalarından oluşan çok merkezli bir tarihî peyzajdı.


Sterrett’in 1885’te kaydettiği malzemenin modern epigrafik ve arkeolojik yöntemlerle yeniden incelenmesi, Seydişehir’in özellikle Roma öncesi yerli nüfusu, pagan kültleri, Roma askerî tarihi ve Bizans dönemi hakkında bugün bilinmeyen yeni sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir.



Kaynakça


Arslan, M. “Homonadlar Savaşı / Homonadensian War.” Çalışma, Homonadların Suğla–Beyşehir–Toroslar çevresindeki tarihî coğrafyasını Strabon, Ramsay, Calder ve modern coğrafi veriler üzerinden değerlendirmektedir. (DergiPark⁠)


Ramsay, W. M. Homonadlar, Pisidia–Lykaonia tarihî coğrafyası ve Karalis–Trogitis geçiş kuşağı üzerine çalışmaları. Ramsay’in görüşleri modern Homonad araştırmasında ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir. (DergiPark⁠)


Sterrett, J. R. Sitlington. The Wolfe Expedition to Asia Minor. Papers of the American School of Classical Studies at Athens, Vol. III. Boston: Damrell and Upham, 1888. Çalışmanın temel birincil kaynağı. (HathiTrust⁠)


Sterrett, J. R. Sitlington. No. 288–304: Aktepe, Kara Kaya/Dereköy, İncesu, Boyalı, Karabulak, Akçalar, Kavak, Kızılca ve Yenice Çiftliği yazıtları. (Internet Archive⁠)


Yıldız, Nebile. Seydişehir ve Civar Köylerdeki Heykeltraşlık Eserler. Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi, Konya, 2004. Çalışmanın varlığı ve Seydişehir çevresindeki heykeltıraşlık eserleri üzerine temel modern araştırma olduğu sonraki akademik yayınların bibliyografyalarında doğrulanmaktadır. (Academia⁠)

Yorumlar (0)

İlk yorumu siz yapın.

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.