20.07.2026 08:44 · 52 okunma
SORULAR... SORULAR... SORULAR...
“Bazı sorular cevapsız bırakılmak için…
Bazı sorular içimizi usul usul kanatmak için…
Bazı sorular çerçeveletip duvara asmak için…
Bazı sorular cevapları şaşırtmak için…”
Çakma Olmayan Yazı, Gökhan Özcan, Y. Şafak, 13.07.2026
Her sorunun bir muhatabı ve soruluş gayesi vardır elbette. Adını zikrettiğim yazıda birçoğunu bir arada görebildiğim sınıflandırmaya göre şairlerimizin hafızalarımızda silinmez izleri kalmış sorularının soruluş amaçlarının ruhumdaki yansımaları ilk iki sıraya girenler oldu.
Bu konuda yıllar önce ‘Şairlerimizin Cevapsız Kalmış Soruları’ adıyla karaladığım satırları hatırladım. (15.01. 2013) Baktım ki o soruların iz bıraktıkları yerlerde hala kan sızıntıları var…
***
ŞAİRLERİMİZİN CEVAPLANMAMIŞ SORULARI
Şair milletinin, cevabı verilmemiş yahut kendilerine göre cevapları olsa da söylemek istediklerini daha etkili kılmak amacıyla, yani sanat gereği okuyucuyu düşündürmek için sordukları o kadar çok soru var ki…
Bunlardan aklıma nedense ilk gelen, nedense dediğime bakmayın nedeni aslında benim yaşıma gelenlere o kadar meçhul değil, Cahit Sıtkı Tarancı oluyor. Otuz Beş Yaş şiirinin bir yerinde şair, geçirdiği fiziksel değişimin inanılmaz derecede oluşunu anlatırken soruları art arda yağmur olur yağar adeta:
“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altında mor halkalar…
Neden düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”
Muhasebe adlı şirinde milletçe yaşadığımız büyük değişimlerin muhasebesini yaparken toplumdaki gelir dağılımındaki çarpıklığı “Allah’ın on pulunu bekleyedursun on kul/ Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” dizeleriyle hafızalarımıza kazıyan “Çile” şairi Necip Fazıl Kısakürek, Zindandan Mehmed’eMektup’ta ‘olmazların zoru içinde’ki aklına gelen cevabı müşkül soruları şöyle sıralar:
“Bir âlem ki gökler boru içinde
Akıl olmazların zoru içinde
Üst üste sorular soru içinde
Düşüm mü, konuş mu, sus mu, unut mu?
Buradan insan mı çıkar tabut mu?”
Al bayrağı kız kardeşinin gelinliği gibi düşünen Arif Nihat Asya’nın Ağıt şiirindeki soruları, milli değerlerimize yabancılaşanlar yüzünden hissedilen derin acıların izleri gibi gelir bana.
“Şu yakın suların Kolu neden bükülmez
Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin
Benden doğar, bana dökülmez?”
Sadık Altınkaynak, cevabı müşkül sorulardan bunalmış gibidir:
“Kan tükürsem şerbet içtim diyorum
Ağlanacak hallere hep gülüyorum
Nice sorular var soru içinde
Hiç birine cevap bulamıyorum”
2012’de ‘Mihriban’ı öksüz bırakıp giden Abdürrahim Karakoç’un sorusu tam da rahmetlinin kişiliğini yansıtan bir hava taşır:
“ Sizin dağda ak güller, sarı güller açar mı?
Ormanda üveyikler şimşek gibi uçar mı?
Rahatça otursanız, yatsanız konaklarda
Zaman size bakmadan üstünüzden geçer mi?”
Üniversitede öğrenci olduğum 70’li yıllarda bazı mısralarını bir dönem gençlerin dilinden düşürmediği “Sana Bana Vatanıma ve Yurdumun İnsanlarına Dair” adlı uzun bir şiiriyle tanıdığım rahmetli Erdem Beyazıt’ın sorusu, her imkânsızlıklar içinde umutlu olmak gerektiğini mi söyler ne?
“ Artık beni parktaki ağaç bile anlamıyor
Siyah kedinizin kuyruğunda sallanan zaman
Bir zamanlar sevinçle giyindiğim
Ak bir güvercin kanadı gibi gururla giyindiğim
Temiz ve mavi giysim değil artık.
Yalnız imkânsızlığı mı anlatır bir bulut
Yağmaya hazır bekliyorsa gökyüzünde”
Bu bahse şimdilik son noktayı koymasının uygun olacağını düşündüğüm şair Melih Coşkun. Coşkun’a göre önemli olan sorunun kendisi değil sorunun nasıl sorulacağıdır. Şair, soru ‘öyle sorulmalı ki soru cevap önemini yitirmeli’ derken kendisinden önceki tüm ezberleri bozmaya niyet etmiş oldukça kararlı biridir:
“ Öyle sorulmalı ki soru Cevap önemini yitirmeli
Öyle dövüşmelisin ki kavganda
Yenilsen bile Unutulmalı kazananı kavganın
Sen akılda kalmalısın...
Ve bu cümleler geldikçe aklına
Daha bir sert bakmalısın yüzüne kederin
Yırtıp çaresizliğin kâğıttan duvarlarını
Yarına tırmanmalı
Yarına Daha da yarına...
Öyle sorulmalı ki soru
Cevap kaybolmalı sorunun içinde.
Sevgisizlik kaybolmalı sevginin içinde...”
Sevgiyle, sağlıcakla kalın.
Selamların en güzeliyle…
H. Halim Kartal