1 Eylül 2026, Salı 💵 💶 🥇
Gunes Ozel Ogretim Kursu - Seydisehir egitimde 1 numara
SON DAKİKA
Hacı Halim Kartal
31.08.2026 08:56 · 41 okunma

“ARKADAŞ YURDUNU İÇİNDEN TANI!”

Bu satırları, on yıl öce, Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Gençliğe Hitabe’sinde işaret ettiği ‘dâhili ve harici bedhahlarımız’ yüzünden kanları sebil edilmiş, kaynakları yağmalanmış; kırk yıldır da terör örgütleri marifetiyle güven ortamının zehirlendiği bir vatan coğrafyası üzerindeki hal-i pür melalimizi dile getirmek için kaleme almışım. Yeniden doğrulup ayağa kalkmak için düştüğümüz yeri bilmek önemliydi çünkü. On yıl sonra bugün ‘Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge’ gibi hayati bir proje üzerinde büyük bir gayret sarf ediliyor ve safha safha gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Umarız ki ülkemizin ve bölgemizin huzuru ve selameti adına atılan adımlar, akamete uğramaz,hedefine ulaşır. *** Tanıyalım ki kıymetini bilelim. Birinci Dünya Savaşı sonunda bölgemizi hallaç pamuğu gibi atıp dağıtan işgal kuvvetleri ki bunlara leş kargaları demek temsil ettikleri zihniyeti tanımlamaya yetmez, yüz yıl aradan sonra yeniden yeni bir görevle geri dönmüş durumdalar. Ne geri dönmesi? Aslında ‘hiç gitmediler ki!’ de denilebilir. Gerçekleştirmeye odaklandıkları yeni bir proje var kanlı ellerinde. Film izler gibi seyretmeye alıştığımız her şeyaslında bu büyük projenin bir parçası olarak gerçekleştiriliyor. Binlerce yılın birikimi kültür- medeniyet merkezleri masal şehirler, içindeki insanlarıyla birlikte tarumar ediliyor. Halep harabe, enkaz altında can çekişiyor, Bağdat iğfal edilmiş, Kerkük ses ve nefesi kesilmiş, Musul yanıyor, Kahire tutsak. Emperyalizmin, Haçlı-Siyonist ittifakının böl, parçala yut formülü devrede. Alevi- Sünni, Türk- Kürt, Sağcı- Solcu, Laik- Anti laik… Say sayabildiğince, böl bölebildiğince. Nihayet birkaç slogan bir bayrak yetiyor birbirlerini boğazlamaya. Önemli günlerden geçiyoruz. Milletçe yurt içinde ve yurt dışında terörle mücadelemiz devam ediyor. 15 Temmuz’dan sonra milli duyarlığımız bir kez daha tazelendi. Savaşıyoruz. Güvenlik kuvvetlerimizin terör yuvalarına yönelik mücadelesi ilk defa olması gerektiği gibi ordu- millet el ele yürütüldüğü için ciddi biçimde ses getirdiğini görüyoruz bu candan gayretin. Ses getirdikçe de yılların ezikliği, ürkekliği yerinigüven duygusuna bırakıyor. Millet güç bela atlattığı her badirenin ardından yıllarca gerçekleri görmesini engelleyen sislerin yavaş yavaş dağıldığını görüyor. El ele omuz omuza verdikçe de onları birbiriyle kanlı bıçaklı yapan ajanlar yaşamak için yeni karanlık alanlar arayacaklar kendilerine, defolup gidecekler. Çünkü yüreklerin toplu vurması iman, iman ise imkân demektir, güç demektir. Birbirlerini Allah için sevenler Allah’ın izniyle, zoru başaracaklardır. Bu nedenle millet ve memleket sevgisini gönüllere nakış nakış işlememiz gerektiğini düşünüyorum. Milleti millet yapan değerleri, imanı, fedakârlığı; vatanın her karış toprağının, uğruna neler feda edilerek cennet yapıldığını; bizi bu cennetten çıkarmak isteyen düşmanlarımızın yüz yıllardır nasıl uğraştıklarını ve kıyamete kadar da vazgeçmeyeceklerini asla unutmayıp unutturmayalım diyorum. Boğazımızı sıkmak için karşımıza çıkardıkları savaşçıları çoğu zaman içimizden devşirdiklerini, bizsiz ayakta durmaya güçleri yetmezken bize bizimle güçlenerek yettiklerini artık çok iyi biliyoruz. Bu saatten sonra bir anlık gafletimin telafisi mümkün olmayan ziyan olacağını; ezan ve bayrağın milli benliğimizin oluşumunda taşıdığı değeri nihayet bunları amentümüz yapmadıkça rahat yüzü göremeyeceğimizi.. şair F. H. Dağlarca’nın ‘ses bayrağım’ dediği Türkçemizi; bu dil ırmağıyla dünden bugüne taşınan gönül dünyamızın yapı taşları demek olan manilerimizi, türkülerimizi, ninnilerimizi ve ağıtlarımızı yok oluşa terk etmenin var olma kavgamızda bizi yenik düşürmek demek olacağını silinmez kazınmaz hatlarla her yere işlemeliyiz. Şair Faruk Nafiz Çamlıbel, Memleket Türküsü adlı şiirinde memleketi ve milleti tanımanın önemine değiniyor, varlığımızın adeta bu korla tutuşmasını samimiyet belirtisi sayıyor. “El gibi dolaşma Anadolu''nda, Arkadaş, yurdunu içinden tanı. Dinle bir yosmayı pınar yolunda, Dinle bir yaylada garip çobanı. Bir ıssız ev gibi gezdiğin bu yurt, Yıllarca döktürür sana gözyaşı, Yavrunun derdiyle ah eder Bayburt, Turnanın özlemi yakar Maraş''ı... Bir gölü andırır bil ki dört yanın, Bağrını delmezse yanık türküler. Varlığı bu korla tutuşmayanın, Kirpiği yaşarsa, gözleri güler.” Bir yurt ki her şeyimizi borçlu olduğumuz, her şeyiyle hal olduğumuz bir cennet… Cahit Külebi‘Yurdum’ şiirinde insan vatan ilişkisini bakın nasıl anlatır: “1917 senesinde Topraklarında doğmuşum. Anamdan emdiğim süt; Çeşmenden, tarlandan gelmiş. Emmilerim hudutlarında, Senin için dövüşürken ölmüşler.” Dün dedelerimiz, babalarımız, emmilerimiz şehit oldu onun için savaşırken, bugün de evlatlarımız, kardeşlerimiz, yeğenlerimiz toprağa düşüyor gerektikçe hayatlarının baharında. Çünkü ‘toprak uğrunda ölen varsa vatan’. Cahit Külebi’nin varlığının anlamı bildiği bu hissiyatını da “Ağladığım senin içindir.! Güldüğüm senin için; Öpüp başıma koyduğum Ekmek gibisin. Dizeleriyle ifade ettiği bu aziz varlığı ve onu bizim için cennet yapan milletimizi tanımalı, kıymetini bilmeliyiz. Selamların en güzeliyle… 24 Ekim 16