03.08.2026 08:34 · 44 okunma
'ON İKİ AY SÖZÜNÜZE...'
Herhangi bir GSM şirketinin kampanyalarını tanıtırken kullandıkları ‘sözleşme süresi’ ile vatandaşın anladığı, bilip durduğu sürenin asla aynı şey olmadığını geç de olsa öğrenmiş bulunuyorum. Faturalı bir hat kullananların canlarını fazlasıyla sıksa da ‘hastalıkla yaşamaya alışmak’ gibi öğrendikleri gerçeklerden biridir bu!
Bu yazımda bir şekilde yaşamaya alıştırıldığımız bu hiç adil olmayan hastalıklı ahval ve şeraitten söz etmek istiyorum.
Belki hiç ihtiyaç bile duymayacağınız sözüm ona yeniliklerle süsledikleri on iki aylık bir sözleşme teklifine ‘ya sabır’ çekip her şeye rağmen peki diyorsunuz…
Lakin birkaç fatura dönemi biter bitmez yani yılın yarısı bile bitmeden iyi yetişmiş müşteri temsilcileriyle gelecek yılın gelebilecek zamlarına karşı güya müşterilerini bu zamlardan korumak gibi ilk bakışta sevimli gelebilecek bir açılımla başlıyorlar rahatsız etmeye. İstediğiniz kadar kapatın yahut görüşmek için müsait durumda olmadığınızı söyleyin, bıktırıncaya kadar devam ederler. Önce yumuşatma cümleleri: Ben şurdan arıyorum, görüşmelerimiz kayıt altında. Adım …, size hangi adınızla hitap etmemi istersiniz?
Her arayışlarında şunu söylüyorum: Sözleşme dönemi ne zaman bitiyor? Verdiği cevaba göre henüz dört beş ay var. Müşteriyi inandırmak için yenilik diye, hız diye sayıp döküğü zırvalara evet dediğimiz an yılın dört ayını kafadan siliveriyorlar. ‘Şu kadar ay sözünüze… ‘ diyorsunuz da nedensözünüzde öncelikle siz durmuyorsunuz… Neden kısaltıyorsunuz vatandaşın yıllarını?
…
Demem o ki ülkemizde telekomünikasyon şirketleri bir bakıma terör estiriyorlar. ‘Gelebilecek zamlardan ….’ Cümlesini sürekli tekrarlayarak vatandaşa ölümü gösterip sıtmaya razı ediyorlar.
‘On iki ay sözünüze’ lafını dillerine pelesenk edenler, vatandaşın ödemeye bir şekilde alışır gibi olduğu faturayı ödemesine üç ay tahammül edemiyorlar. Zırt pırt arayarak tutunduğu noktadan ayağını kaydırmak için yeniliklerden, hızdan haberdar etmek bahanesiyle hünerlerini(!) sergilemeye başlıyorlar. Bu arada on iki ay sözleri çoktan eskimiş oluyor.
Yıllık enflasyon oranında zam yapmayı yılın yarısı bile dolmadan alışkanlık haline getiren gerçek veya tüzel kişilerle kıyasıya bir mücadele gerekiyor. Devletimizinbu konuda vatandaşı bu şirketlere karşı yalnız ve savunmasız bıraktığı kanaatindeyim.
Rahmetli abim, vatandaşın durumunu, düşüncesini devre dışı bırakan tekelciliğe ‘hürriyetsiz alış-veriş’ derdi. Mesela tarım ürünleri için açıklanan taban fiyatlar… Hadi bakalımaçıklanan fiyata sat da bi görelim!Taban’a tavana dair sarf edilen sözler piyasaya çıkıp da tüccarın semtine uğramadan belli olmuyor.
***
‘On iki ay sözünüze…’ dediklerine bakmayın!
Biliyoruz ki bu laf, asla itibar etmeyecekleri koca bir yalan; müşteri de yalanlarla yaşamaya alıştırılmış, sesleri kısılmış, savunmasız milyonlar… Kullanacaksan ki buna kendini mecbur hatta mahkûm hissettiğini biliyoruz, ürün bu, şartlarımız bu şekilde! İşine gelirse…
Söz’müş…
Ne sözü kardeşim, sen hangi sözden bahsediyorsun?
Salih Tuna’nın geçen gün (01 Ağustos 2026) yayımlanan yazısında söze dair söylediklerini, sözün başına gelenlerin hazin hikâyesi gibi okudum:
“Öyle bir çağa çattık ki "sözün haysiyeti" şöyle dursun, kelimeler bile ruhunu çoktan teslim etti. Geriye sadece kelimelerin enkazı kaldı...Takdir edersiniz ki, kelimelerini kaybeden insan zihinsel kurtuluşa asla eremez.
Eremedi de zaten; haysiyetini, mertliğini ve hakikatini sahte algıların çöplüğünde gürültüyle kaybetti.
Şairin dediği gibi:
"İnsan atılmış bir eşya / içinde böcek sesleri."
Yunus Emre’nin, yedi asır önce önemini:
“Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı/ Bal ile yağ ede bire söz” dizeleriyle anlattığı sözü alaşağı ederek indirdiğimiz tahtına yeniden iade etmeye dönük bir sancımız olmalı.
Selamların en güzeliyle…
Hacı Halim Kartal/03 Ağustos 2026