26.06.2026 11:55 · 37 okunma
Gösteriş mi, Kişilik mi?
Bir insan düşünelim. Sabahın köründe uyanır, nefesi soğukta buğulanır. Cebinde parası azdır belki ama gözlerinde bir ışık vardır. O ışık, "Bugün ne yaparsam yarınım daha iyi olur?" sorusunun cevabıdır. Çalışır, ter döker, didinir. Maaşı yetmez ama yüreği geniştir. Bilir ki gerçek zenginlik, bir çocuğun başını okşarken hissedilen sıcaklıktır. Bu adam yaşamına anlam katmıştır. İster New York'ta ister Seydişehir'de olsun, öyküsü değişmez: İnsanlığa hizmet etmektir amacı.
Başka bir kişi düşünelim. Sabah geç kalkar, gözünü açar açmaz aynaya bakar. "Bugün nasıl görünüyorum?" der. Pahalı markalara sarılır, kolunda saat, boynunda zincir. Ama içi boştur. Bu boşluk onu gösterişe mahkûm eder. Ekranlara oynar, kadın bedenini vitrine koyar, çıplaklığı "özgürlük" diye satar. Oysa özgürlük, istediğini giymek değil, dik durarak yaşayabilmektir. Bu kişi yaşamaz, rol yapar. Sonunda aynada kendine yabancılaşır.
Batı'ya bakalım. Büyük kentlerde gösteriş salgın gibi. Paris'te moda haftalarında insanlar kumaş parçaları için birbirini ezer. Ama aynı şehirde bir fırıncı, sabah erkenden kalkıp ekmek yapar, bir ailenin sofrasına huzur olur. Hangisi daha kıymetli? Markalar yüceltilir, insanlar tüketilir. Oysa bir ayakkabının ömrü birkaç mevsim, bir insanın hatırası bir ömürdür.
Türkiye'ye gelelim. İstanbul, Ankara, İzmir… Gösterişin her türlüsü var. AVM'ler tıklım tıklım, sosyal medya ışıltılı. Gençler beğeni için öz benliklerini satıyor. Kadınlar bedenlerini "özgür kadın" diye pazarlıyor, erkekler lüks araba yarışında ömür tüketiyor. Ama ardında yapayalnız bir kalabalık var. En kalabalık yerler, en yalnız ruhları saklar.
Seydişehir'e gelelim. Toroslar'ın eteklerindeki bu mütevazı ilçe, Türkiye'nin özetidir. Fabrikada çalışan emekçiler, alın teriyle hayata tutunur. Yaşamları zordur ama anlamlıdır. Esnaf birbirine sırt çevirmez, cemaat namaz sonrası sohbet eder. Markaya değil muhabbete kıymet verilir. Ama gösteriş rüzgârı buraya da ulaştı. Gençler büyükşehir akımlarını takip ediyor, sosyal medyada poz peşinde. Oysa Seydişehir, Yunus Emre'nin "Sevelim, sevilelim" diyarıdır. Gösteriş bu kadim beldeye yakışmaz.
Peki ne yapmalı? Hayat her sabah bir tercihtir: "Anlam mı inşa edeceğim, görüntü mü oluşturacağım?" Milyarlarca insan bu kavşakta bekliyor. Gençler zorlanıyor ama Seydişehir gibi köklü beldelerde eski ahlak mayası hâlâ duruyor. O mayayı korumak hepimizin sorumluluğu.
Dünyanın neresinde olursa olsun, bedeni vitrine dizmek ne medeniyettir ne özgürlük. Asıl özgürlük, okunan kitapta, yapılan işte, kurulan hayallerdedir. Marka giymek değil, marka olmak gerekir. Marka olmak, kişiliğini yitirmemekten, topluma faydalı olmaktan, çalışmaktan geçer.
Son söz şudur: Gösteriş uçar gider, anlam kalıcıdır. Seydişehir'in taşlı sokaklarından dedelerin ruhu fısıldar: "Evladım, dişiliğinle değil kişiliğinle, markayla değil anlamlı yaşamla var ol." O zaman hiçbir vitrin seni içine çekemez. Çünkü sen gösterişin değil, vicdanın adamı olursun. Vicdan en sağlam dayanaktır.
Hayatımıza anlam katalım. Gerisi unutulur gider. Ama anlam kalıcı iz bırakır, insanlığın ortak mirasıdır. İşte asıl mesele budur.
Abdullah Avcı
Seydişehir, 26.06.2026