07.07.2026 15:46 · 75 okunma
Ana Yüreği
Bir varmış, bir yokmuş...
Bu hikâye öyle bir hikâye ki, anlatmaya kelimeler yetmez, dinlemeye yürek dayanmaz. Ama anlatılmalı, çünkü bu hikâye hepimize, her birimize sesleniyor. Belki de tam şu anda, bu satırları okurken içimizde bir yerlerde bir sızı uyanacak. Çünkü bu hikâye annelerin hikâyesi.
Evvel zaman içinde...
Bir genç varmış, gönlü zalim bir kadının esiri olmuş. Kadın öyle narsist, öyle bencilmiş ki, sevgiyi bir imtihana dönüştürmüş. Gence demiş ki: "Aşkını kanıtlayacaksan, bana annenin kalbini getir." O an gencin içinden geçenleri kim bilir? Belki bir an durup düşünmüştür, belki vicdanı sızlamıştır. Ama ne yazık ki, aşkın ateşi, aklını yakmış, gözünü kör etmiş.
Ve genç, çılgın bir anlık hevesle eve gitmiş. Annesine kıymış, kalbini söküp almış. Düşünebiliyor musunuz? O elleriyle doyurup büyüttüğü, kucağında uyuttuğu, her gece dua ettiği evladı... Şimdi o eller, onun canını almış. Ne acı, ne büyük bir acı! Ama asıl acı, bundan sonra geliyor.
Genç, elinde annesinin hâlâ sıcak olan kalbiyle koşarken, ayağı bir taşa takılmış ve yere düşmüş. Dizlerini tutmuş, acı içinde kıvranıyormuş. işte o anda, yerde yuvarlanan kalpten bir ses duymuş: "Canım yavrum, bir yerin acıdı mı? Canın yandı mı?"
Ah, bu ses... Bu ses tüm dünyayı titretir. Bir anne, öz evladı tarafından katledilmiş, kalbi göğsünden sökülüp alınmış, ama hâlâ evladının derdini soruyor. Kendi canından olmuş, ama evladının bir sızısına dayanamıyor. İşte bu, sevginin en yüce hali. Koşulsuz, şartsız, hesapsız, kitapsız bir sevgi. Dünyada başka hiçbir sevgide bu kadar fedakârlık yok. Arkadaşlıkta yok, aşkta yok, hiçbir yerde yok. Sadece annede var.
O zalim kadın ne yapmış peki? Sırf egosunu tatmin etmek için bir cana kıydırmış. Kibir ve kıskançlık, insanı böyle bir canavara dönüştürüyor işte. En masum canı, en kutsal bağı hiçe saydırıyor. İşte bu yüzden, ahlaki arızaların en tehlikelisi kibirdir. İnsanı kendinden, sevdiklerinden, hatta insanlığından eder.
Peki ya o genç? Elinde annesinin kalbiyle kaldı, ama o kalpten gelen ses, vicdanına öyle bir kazındı ki, ömrünün sonuna kadar peşini bırakmadı. Çünkü anne yüreği, ölse bile konuşur. Ölse bile evladını korur. Ölse bile "Canın yandı mı?" diye sorar.
Bugün, dünyanın dört bir yanında milyonlarca anne var. Kimi aç, kimi tok, kimi hasta, kimi sağlıklı. Ama hepsinin yüreğinde aynı sevgi var. Evladı için canını verecek o yüce merhamet. Ne yazık ki çoğu zaman onların kıymetini bilmiyoruz. En ufak bir sözleriyle kırıyoruz, en küçük bir hatamızda yüzlerine bakamıyoruz. Oysa onlar, bizi en çok sevenler, en çok affedenler, en çok bağışlayanlar.
Unutmayalım ki, annelerimiz bu dünyadaki cennet kapılarıdır. Onların duası olmadan bu hayat çekilmez. Onların şefkati olmadan bu soğuk dünyada ısınacak yerimiz yok. Belki bugün, belki yarın, annemizi arayalım. Sesini duyalım, halini hatırını soralım, "Canın yandı mı?" diye sormasını beklemeyelim, biz soralım onlara. Çünkü onlar, en büyük günahımızda bile arkamızdan "Canım yavrum" diyecek tek yürektir. Ne mutlu o sese kulak verene, ne mutlu o sevgiye layık olana!
Abdullah Avcu
Seydişehir, 07.07.2026