TARİH | ARKEOLOJİ | ANADOLU’NUN KAYIP HALKLARI
Torosların Unutulan Savaşçıları: Roma’nın Açlıkla Dize Getirdiği Homonadlar Kimdi?İki bin yıl önce Torosların sarp kayalıklarında yaşayan bir halk, Roma’nın Ana…
Torosların Unutulan Savaşçıları: Roma’nın Açlıkla Dize Getirdiği Homonadlar Kimdi?
İki bin yıl önce Torosların sarp kayalıklarında yaşayan bir halk, Roma’nın Anadolu’daki hâkimiyetine meydan okudu. Bir kral bu dağlarda hayatını kaybetti, Roma ordusu kaleleri kuşattı, binlerce insan yurtlarından koparıldı. Bugün Seydişehir, Suğla Gölü ve Bozkır çevresinde araştırılan antik yazıtlar, bu büyük tarihî mücadelenin izlerini yeniden gündeme getiriyor.
Dağların ardında unutulmuş bir halk
Torosların yüksek geçitlerinde rüzgârın aşındırdığı kayalıklar, derin vadiler ve ulaşılması güç dağ sırtları vardır. Bugün bu coğrafyadan geçen bir yolcu, karşısındaki manzaranın iki bin yıl önce Anadolu tarihinin önemli mücadelelerinden birine sahne olduğunu kolay kolay düşünmez.
Oysa antik dünyanın en önemli coğrafyacılarından Strabon, bu dağlarda yaşayan ve ele geçirilmeleri son derece güç kabul edilen bir halktan söz eder: Homonadlar (Homonadeis).
Onların ülkesi yalnızca sarp dağlardan oluşmuyordu. Kayalıkların arasında bereketli düzlükler, tarım yapılan vadiler ve dağların doğal savunma sağladığı yerleşimler bulunuyordu.
Strabon’un Geographika adlı eserindeki anlatı, Homonadların hayatını birkaç cümlede gözler önüne serer: Halk, vadilerde toprağını işliyor; ancak güvenlik için yüksek dağ sırtlarında veya mağaralarda yaşıyordu.
Bu anlatım, Homonadların yalnızca savaşçı bir topluluk değil, aynı zamanda tarımsal üretime dayanan bir dağ toplumu olduğunu düşündürmektedir.
Bir kralın ölümüyle başlayan büyük mücadele
MÖ 1. yüzyılın son çeyreği
Homonadların tarih sahnesinde belirginleştiği dönem, Anadolu’nun siyasi bakımdan büyük değişimler yaşadığı yıllardı.
Roma’nın müttefiki Galatia Kralı Amyntas, egemenliğini Torosların iç kesimlerine doğru genişletmeye çalışıyordu. Isaura (bugünkü Bozkır çevresiyle ilişkilendirilen antik bölge) ve Derbe (Karaman çevresindeki antik kent) onun siyasi faaliyet alanındaydı.
Amyntas, Kremna’yı (bugünkü Bucak yakınlarındaki Çamlık, Burdur) ele geçirdikten sonra Homonadların ülkesine yöneldi.
Başlangıçta başarılıydı. Strabon’a göre bazı savunmalı yerleşimleri ele geçirmiş, hatta Homonadların yöneticisini öldürmüştü.
Fakat savaşın kaderini değiştiren olay beklenmedik bir şekilde gerçekleşti.
Öldürülen yöneticinin karısının kurduğu tuzak sonucunda Amyntas ele geçirildi ve öldürüldü.
Bu olay yalnızca bir kralın ölümü değildi. Roma’nın Anadolu’nun güneyindeki sınır düzenini de etkileyen bir siyasi kırılmaydı.
Amyntas’ın MÖ 25 yılında ölmesinin ardından Galatia krallığının toprakları Roma eyalet düzenine katıldı. Ancak Torosların dağlık kesimlerinde Roma egemenliğinin kurulması ayrı bir askerî sorun olarak kaldı.
Roma ordusunun karşısında dağların doğal kaleleri
Homonadların güçlü tarafı yalnızca silahları değildi.
Onların asıl savunması coğrafyanın kendisiydi.
Dar geçitler, sarp kayalıklar, derin vadiler ve yüksek yerleşimler, büyük orduların hareket etmesini güçleştiriyordu.
Romalılar için bu tür bir ülkeyi ele geçirmek, açık ovada savaş kazanmaktan çok daha farklı bir mücadele anlamına geliyordu.
Yaşlı Plinius, Naturalis Historia adlı eserinde Omanadlar ve Omana adlı yerleşimden söz ederken sarp vadiler arasında bulunan 44 kaleyi kaydeder.
Bu kayıt, bölgedeki savunma sisteminin yaygınlığına işaret eder. Ancak Plinius’un Omanadları ile Strabon’un Homonadlarının tam olarak aynı siyasi ve etnik topluluğu ifade edip etmediği, antik adların karşılaştırılmasını gerektirir.
Dolayısıyla 44 kalenin tamamının bugün bilinen Homonad yerleşimleri olduğu söylenemez.
Roma’nın en sert silahı: Açlık
Roma’nın Homonadlara karşı yürüttüğü askerî harekâtın başında Sulpicius Quirinius bulunuyordu.
Strabon’un anlatısına göre Romalılar, bu güç savunma coğrafyasını yalnızca doğrudan saldırıyla aşmadı.
Homonadlar açlık yoluyla teslim olmaya zorlandı.
Antik metindeki Grekçe ifade dikkat çekicidir:
ἐξεπόρθησε λιμῷ
Türkçesi: “Açlık yoluyla ele geçirdi.”
Bu kısa ifade, savaşın en çarpıcı yönünü ortaya koymaktadır.
Dağların doğal kalelerine güvenen bir toplum, yiyecek kaynaklarına erişimi kesildiğinde savunmasını sürdürememiş olabilir.
Strabon’un aktardığına göre Quirinius, dört bin erkeği sağ ele geçirmiş ve bunları çevredeki kentlere yerleştirmiştir.
Bu, sıradan bir askerî zaferden daha fazlasıydı: Halkın yaşadığı yerlerden uzaklaştırılması, bölgenin toplumsal yapısını değiştirebilecek ölçekte bir müdahaleydi.
Ancak dört bin kişinin hangi kentlere götürüldüğünü gösteren kesin bir liste henüz bulunmamaktadır.
Roma tarihçisi Tacitus da savaşı doğruluyor
Roma tarihçisi Tacitus, Annales adlı eserinde Quirinius’un Homonad kalelerini ele geçirdiğini bildirir.
Latince kayıtta geçen ifade şöyledir:
expugnatis per Ciliciam Homonadensium castellis
Türkçesi: “Kilikia boyunca Homonadların kalelerini ele geçirdikten sonra.”
Tacitus ayrıca Quirinius’un bu başarı dolayısıyla zafer nişanları kazandığını anlatır.
Bu ikinci antik tanıklık, savaşın yalnızca Strabon’un aktardığı yerel bir olay olmadığını, Roma’nın resmî başarı hafızasına da girdiğini gösterir.
Bununla birlikte Tacitus’un anlatısı seferin kesin yılını, ordunun izlediği yolu veya kalelerin adlarını vermez.
Bu nedenle Roma ordusunun hangi geçitlerden ilerlediği hâlâ araştırılması gereken önemli sorulardan biridir.
Suğla Gölü: Antik coğrafyanın kilit noktalarından biri
Homonadların yaşadığı ülkenin sınırlarını belirleme çabasında Suğla Gölü (antik Trogitis), önemli coğrafi unsurlardan biridir.
Strabon, Lykaonia ve çevresini anlatırken Karalis (bugünkü Beyşehir Gölü) ile Trogitis’ten (bugünkü Suğla Gölü) söz eder.
Bu iki gölün çevresi, antik yolların, dağ geçitlerinin, tarımsal üretim alanlarının ve yerleşimlerin anlaşılmasında önem taşır.
Ancak Suğla Gölü’nün su seviyesi tarih boyunca değişmiştir. Bugünkü kıyı çizgisini doğrudan Roma dönemine taşımak doğru değildir.
Bir dönem gölün altında kalan alanlar başka bir dönemde tarım arazisi hâline gelmiş olabilir. Bu nedenle Homonadların coğrafyasını araştırırken eski göl seviyeleri, bataklıklar, su yolları ve yerleşimlerin yükseklikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Strabon’un anlattığı verimli iç düzlüğün Suğla havzasıyla ilişkisi araştırılmaya değerdir; fakat bu eşleştirme kesinleşmiş değildir.
Bir taşın üzerindeki isim: Gorgoromeis
Homonad araştırmasının en ilgi çekici bölümlerinden biri, 19. yüzyılda bulunan Grekçe yazıtlardır.
Amerikalı araştırmacı J. R. Sitlington Sterrett, 1885 yılındaki Anadolu gezisinde Ortakaraviran’da (bugünkü Ortakaraviran, Konya) önemli bir yazıt kaydetti.
1888 yılında yayımlanan The Wolfe Expedition to Asia Minor adlı eserinde 217 numarayla verdiği bu yazıtta Gorgoromeis adlı bir topluluğun adı geçiyordu.
Bu ad, antik yazarların anlatılarında açık biçimde yer almayan yerel bir topluluğu tarih araştırmalarının gündemine taşıdı.
Fakat ortada bir sorun vardı.
Sterrett’in aktardığına göre yöre halkı, yazıtın Ak Kilisse’den (bugünkü Akkise, Konya) getirildiğini söylüyordu.
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü bir yazıtın bulunduğu yer, onun ilk dikildiği yer olmayabilir.
Sterrett, Gorgoromeis’in yerleşim merkezinin Assar Dağı çevresinde bulunabileceğini düşünmüş; fakat bunu kesin bir keşif olarak sunmamıştır.
Yıllar sonra A. S. Hall, 1971 yılında yayımladığı The Gorgoromeis başlıklı kapsamlı araştırmasında bu topluluğun tarihî coğrafyasını yeniden değerlendirdi.
Böylece Ortakaraviran’da kaydedilen bir taş, Torosların Roma dönemi yerleşim tarihinin önemli belgelerinden biri hâline geldi.
Sedasa: Dağların arasında örgütlü bir antik topluluk
Sterrett’in araştırmalarındaki bir başka önemli belge, Namusa’da (Ortakaraviran’ın tarihî yayla alanı, Konya) kaydedilen 240 numaralı Grekçe yazıttır.
Yazıt, Sedasa ya da Sedaseis adıyla ilişkilendirilen bir topluluğun kamusal kararını içermektedir.
Bu tür onurlandırma yazıtları, yalnızca bir kişinin adını günümüze taşımakla kalmaz. Antik dönemde toplulukların nasıl örgütlendiğini, kimleri onurlandırdığını ve hangi kamusal geleneklere sahip olduğunu da gösterir.
Sterrett, Sedasa’nın Namusa’da bulunmuş olmasının güç olduğunu düşünüyordu. Ona göre burası yüksek konumu ve sert çevre koşulları nedeniyle daha çok yazlık yerleşime uygundu.
Antik yerleşimin Ak Kilisse (bugünkü Akkise) yakınındaki Kilisse Tchale’de bulunmuş olabileceğini ileri sürdü.
Bu görüş tarihî coğrafya açısından önemlidir; ancak Sedasa’nın kesin konumu bugün için tartışmalıdır.
Toroslarda yalnızca savaş değil, bir inanç dünyası da vardı
Homonadların tarihi çoğu zaman Amyntas’ın ölümü ve Quirinius’un seferiyle sınırlı anlatılır.
Oysa Grekçe yazıtlar, bu dağlık coğrafyada yaşayan toplulukların dinî hayatına da ışık tutar.
W. M. Calder’in 1910 yılında yayımladığı A Cult of the Homonades adlı çalışma, Homonadlarla ilişkilendirilen yerel kültleri ve özellikle Zeus’a yönelik dinî uygulamaları ele alır.
Roma döneminde yerel tanrılara bağlılık, imparatorluk kültü ve toplulukların kamusal kimliği aynı coğrafyada bir arada bulunabiliyordu.
Bu durum, Roma hâkimiyetinin yerel gelenekleri her yerde aynı biçimde ortadan kaldırmadığını; bazı geleneklerin yeni siyasi düzen içinde farklı biçimlerde yaşamayı sürdürebildiğini gösterir.
Bununla birlikte belirli bir Zeus kültünün bütün Homonadların ortak ve tek dinî merkezi olduğunu ileri sürmek için yeterli kanıt bulunmamaktadır.
Homonadlar ortadan mı kayboldu, yoksa isimleri mi değişti?
Araştırmanın en merak uyandıran sorularından biri budur.
Roma’nın askerî zaferinden sonra Homonadların adı, antik anlatılarda eski belirginliğini kaybeder.
Fakat bir halkın tarihî kaynaklarda daha az görünmesi, o halkın tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Nüfusun bir kısmı başka kentlere yerleştirilmiş, bir kısmı bölgedeki yerleşimlerde kalmış veya zamanla farklı siyasi ve toplumsal kimlikler içinde yaşamış olabilir.
Bizans dönemine ait coğrafi ve kilise kayıtlarında Homona adıyla ilişkilendirilen bazı yer adı biçimleri bulunmaktadır. Ancak bu kayıtlar, Homonadların etnik ve dilsel kimliğinin Bizans dönemine kadar değişmeden devam ettiğini kanıtlamaz.
Aynı şekilde, günümüzdeki Homa benzeri yer adlarını doğrudan antik Homona’nın devamı olarak kabul etmek de bilimsel açıdan erken olacaktır.
Bu konuda kesin sonuç için yazıtların, yer adlarının ve arkeolojik yerleşim sürekliliğinin birlikte incelenmesi gerekir.
Homonadların dili neydi?
Bu sorunun cevabı henüz kesin değildir.
Homonadlardan söz eden en önemli anlatılar Grekçe ve Latince yazılmıştır. Fakat bu, Homonadların gündelik hayatta mutlaka bu dilleri konuştukları anlamına gelmez.
Bölgenin daha eski Anadolu dil gelenekleriyle, özellikle Luviceyle ilişkisi araştırılabilir.
Ne var ki Homonadları doğrudan adlandıran ve onların Luvice konuştuğunu gösteren doğrulanmış bir Luvice yazıt henüz ortaya konulmuş değildir.
Bu nedenle Homonadları kesin biçimde Luvi, Pisidialı veya başka bir etnik toplulukla özdeşleştirmek yerine, Torosların yerel tarihî topluluklarından biri olarak değerlendirmek daha sağlam bir yaklaşımdır.
Bugün hangi soruların cevabını arıyoruz?
Homonadların tarihini bütünüyle aydınlatabilmek için araştırmacıların hâlâ cevaplaması gereken önemli sorular var:
* Homona veya Omana adlı merkez tam olarak neredeydi?
* Plinius’un sözünü ettiği 44 kalenin hangileri bugün arkeolojik olarak belirlenebilir?
* Quirinius’un ordusu Toroslara hangi güzergâhtan ulaştı?
* Strabon’un anlattığı verimli iç düzlük hangi havzaydı?
* Sedasa ile Gorgoromeis’in siyasi ve coğrafi ilişkisi neydi?
* Roma’nın yerinden ettiği dört bin insan hangi kentlere yerleştirildi?
* Homonadların yerel dili ve Roma sonrasındaki toplumsal devamlılığı ne ölçüde izlenebilir?
Bu soruların bazıları için güçlü bilimsel öneriler bulunmaktadır. Ancak bunları kesinleşmiş tarihî gerçekler gibi sunmak doğru olmaz.
İki bin yıl sonra taşların anlattığı tarih
Torosların kayalıklarında bugün sessizliğe bürünmüş kalıntılar, bir zamanlar bu dağların yalnızca geçitlerden ve yaylalardan ibaret olmadığını hatırlatıyor.
Burada toprağını işleyen, kalelerini savunan, tanrılarına adaklar sunan, toplulukları adına kararlar alan insanlar yaşadı.
Bir kralın ölümüne yol açan mücadeleleri, Roma tarihine geçti.
Bir imparatorluk ordusunu uzun ve zorlu bir harekâta zorladılar.
Sonunda binlercesi yaşadıkları topraklardan uzaklaştırıldı.
Fakat onların hikâyesi tamamen silinmedi.
Strabon’un satırlarında, Tacitus’un kayıtlarında, Plinius’un coğrafyasında ve Ortakaraviran ile Namusa’da kaydedilen Grekçe yazıtlarda izleri yaşamaya devam etti.
Bugün Seydişehir, Suğla Gölü, Bozkır, Akkise ve çevresinin tarihini araştırmak, yalnızca yerel geçmişi öğrenmek değildir. Aynı zamanda Roma’nın Anadolu’daki en çetin mücadelelerinden birinin unutulmuş sayfalarını yeniden okumaktır.
Torosların taşları hâlâ konuşuyor. Mesele, onların anlattıklarını doğru okuyabilmek.
Kaynakça
Antik kaynaklar
* Strabon, Geographika, XII.6.1–5; XIV.5.1. Homonadların coğrafyası, Amyntas’ın ölümü, Quirinius’un harekâtı ve Karalis–Trogitis gölleri. Metin
* Tacitus, Annales, III.48. Quirinius’un Homonad kalelerini ele geçirmesi.
* Yaşlı Plinius, Naturalis Historia, V.94. Omanadlar, Omana ve 44 kale.
Seyyah, epigrafi ve tarihî coğrafya eserleri
* Sterrett, J. R. S. (1888). The Wolfe Expedition to Asia Minor. Boston. Özellikle yazıt no. 217 ve 240, s. 129–142. Özgün eser
* Ramsay, W. M. (1890). The Historical Geography of Asia Minor. London.
* Calder, W. M. (1910). “A Cult of the Homonades.” The Classical Review, 24(3), 76–81. Makale
* Ramsay, W. M. (1917). “Studies in the Roman Province Galatia: I. The Homanadeis and the Homanadensian War.” Journal of Roman Studies, 7, 229–283. Makale
* Broughton, T. R. S. (1933). “Some Notes on the War with the Homonadeis.” American Journal of Philology, 54(2), 134–144.
* Levick, B. (1967). Roman Colonies in Southern Asia Minor. Oxford.
* Hall, A. S. (1971). “The Gorgoromeis.” Anatolian Studies, 21, 125–166. Makale
* Mitchell, S. (1993). Anatolia: Land, Men, and Gods in Asia Minor. Oxford.
* Syme, R. (1995). Anatolica: Studies in Strabo. Oxford.
