SEYDİŞEHİR–AKSEKİ YOLUNDA EŞKIYALIK: TARİHİ BELGELERLE DAĞ GEÇİTLERİNİN KARANLIK HİKÂYESİ
Osmanlı arşiv belgeleri, Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarında Seydişehir–Akseki–İbradı hattında yaşanan yol kesme, kervan soygunları, silah gaspı ve köy baskınlarını ortaya koyuyor
SEYDİŞEHİR – Tarihin farklı dönemlerinde İç Anadolu ile Akdeniz sahilleri arasında önemli bir ulaşım koridoru olan Seydişehir–Akseki–İbradı güzergâhı, aynı zamanda Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ciddi asayiş sorunlarının yaşandığı bölgelerden biri oldu.
Dağ geçitleri, dar boğazlar, ormanlık alanlar ve yerleşimlerin birbirinden uzak olması, bölgeyi bir yandan önemli bir ticaret ve ulaşım güzergâhı haline getirirken diğer yandan eşkıya gruplarının faaliyet göstermesine elverişli bir coğrafyaya dönüştürdü.
Tarihî belgeler özellikle 1916 yılında Zekeriya köylü Musa ile Dalayman köylü Talip'in liderlik ettiği silahlı grupların faaliyetlerine ilişkin dikkat çekici bilgiler içeriyor. Yolcuların ve kervanların soyulması, askerlerin silahlarının gasp edilmesi ve bazı köylere baskın düzenlenmesi, dönemin güvenlik sorunlarının boyutunu gözler önüne seriyor.
SEYDİŞEHİR, İÇ ANADOLU İLE AKDENİZ ARASINDA KÖPRÜYDÜ
Seydişehir tarih boyunca Konya, Beyşehir, Akseki, Alanya ve Antalya arasındaki ulaşım yollarının önemli noktalarından biri oldu.
Konya'dan Seydişehir'e ulaşan güzergâhlar, Toros geçitleri üzerinden Akseki ve Akdeniz sahillerine uzanıyordu. Özellikle Seydişehir–Akseki–İbradı hattındaki sarp arazi, ulaşımı zorlaştırırken güvenlik açısından da önemli sorunlar oluşturuyordu.
Tarihî kaynaklara göre vadiler, bel ve boğazlar, ormanlık alanlar ve yayla yolları, devletin bölgede sürekli ve güçlü bir güvenlik kontrolü oluşturmasını zorlaştırıyordu.
Bu nedenle eşkıyalık olaylarının ortaya çıkmasında yalnızca sosyal ve ekonomik şartların değil, coğrafi koşulların da önemli rol oynadığı değerlendiriliyor.
EŞKIYALIK TARİHİ 17. YÜZYILA KADAR UZANIYOR
Seydişehir'de eşkıyalık olaylarının tarihi yalnızca Osmanlı Devleti'nin son dönemleriyle sınırlı değil.
Araştırmalarda, Seydişehir'deki eşkıyalık ve asayiş sorunlarının 1614–1800 yılları arasında da önemli boyutlara ulaştığı belirtiliyor.
Ancak Seydişehir–Akseki yol güzergâhındaki eşkıyalık faaliyetlerine ilişkin en ayrıntılı belgelerin özellikle 20. yüzyılın başlarına ve Birinci Dünya Savaşı yıllarına ait olduğu görülüyor.
MUSA VE TALİP'İN SİLAHLI GRUPLARI
1916 yılına ait belgeler, Seydişehir–Akseki yolundaki eşkıyalık faaliyetlerinin en dikkat çekici örneklerinden birinin Zekeriya köylü Musa ile Dalaymanlı Talip çevresinde şekillendiğini ortaya koyuyor.
23 Aralık 1916 tarihli Jandarma Tabur Kumandanı Bekir Bey'in raporuna göre, Dalayman'da Talip, Zekeriya'da ise Musa adlı kişiler çevrelerine silahlı adamlar toplamıştı.
Belgelerde Musa'nın eğitim gördüğü ve bir dönem zabıta vekilliğine kadar yükseldiği belirtilirken, daha sonra silahlı bir grup oluşturduğu ve adamlarına atış ve çatışma talimleri yaptırdığı kaydediliyor.
Musa'nın emrinde 20'yi aşkın, Talip'in ise yaklaşık 14 silahlı adamının bulunduğu bildiriliyor.
İki grubun başlangıçta birlikte hareket ederek İbradı ve Akseki'den Seydişehir ve Beyşehir'e giden yolcuları tehdit ettiği, kervanlara saldırdığı ve soygunlar gerçekleştirdiği aktarılıyor.
EYNİF OVASI'NDA KERVANA SALDIRI
Dosyadaki en dikkat çekici olaylardan biri ise 1916 yılının Ekim ayında Eynif Ovası civarında yaşandı.
İbradı halkının zahire ihtiyacını karşılamak amacıyla yola çıkan deve kervanına refakat eden iki asker, Talip ve adamlarının saldırısına uğradı.
Saldırganların askerlerin silahlarını aldığı, ardından kervandaki devecileri de soyduğu bildiriliyor.
Olayın dikkat çekici tarafı ise saldırının yalnızca sivil yolcuları değil, askerî personeli ve zahire taşımacılığını da hedef almasıydı.
Bu yönüyle Eynif Ovası baskını, savaş yıllarında bölgenin iaşe ve ulaşım güvenliğinin ne kadar kırılgan hale geldiğini gösteren önemli olaylardan biri olarak öne çıkıyor.
SEYDİŞEHİR'E ZAHİRE GETİREN KATIRCILAR DA HEDEFTEYDİ
Belgelerde eşkıya gruplarının ekonomik hedefleri de dikkat çekiyor.
Seydişehir'den zahire getirmek amacıyla yola çıkan katırcıların soyulduğu, bazı kişilerin para ve eşyalarının gasp edildiği aktarılıyor.
Bu olaylar, Seydişehir'in yalnızca idari bir merkez olmadığını, aynı zamanda çevredeki dağlık yerleşimlerin zahire ihtiyacını karşılayan önemli bir ticaret merkezi olduğunu da gösteriyor.
Kervanların ve katırcıların soyulması, sadece kişilerin mal kaybına yol açmıyor; aynı zamanda bölgedeki gıda ve ticaret zincirini de tehdit ediyordu.
KÖYLER DE BASKINLARDAN PAYINI ALDI
Eşkıyalık faaliyetleri yalnızca yol kesme ve kervan soygunlarıyla sınırlı kalmadı.
Belgelerde özellikle Zilan ve Bodamya köylerine baskınlar düzenlendiği, köylülerin para ve değerli eşyalarının alındığı belirtiliyor.
Bazı kayıtlarda ırz ve namusa yönelik saldırılardan da söz ediliyor.
Böylece dönemin eşkıyalık faaliyetleri üç temel biçimde ortaya çıkıyor:
- Yol kesme,
- Kervan ve yolcu soygunu,
- Köy baskını ve yağma.
MUSA VE TALİP'İN ARASI BOZULDU
Başlangıçta birlikte hareket eden Musa ve Talip grupları daha sonra birbirleriyle çatışmaya başladı.
Kaynaklara göre Musa, Talip ile bir arkadaşını yaraladı.
Bunun ardından Talip ve elindeki Martin tüfekleri Zekeriya muhtarı aracılığıyla Seydişehir hükümetine teslim edildi.
Akseki jandarma müfrezesi ise Talip'in geride kalan beş adamını Dalayman'da sıkıştırarak yakaladı ve Seydişehir hükümetine teslim etti.
Bu gelişme, dönemin güvenlik operasyonlarının yalnızca tek bir kazayla sınırlı olmadığını; Akseki jandarması ile Seydişehir hükümeti arasında koordinasyon bulunduğunu ortaya koyuyor.
MUSA'NIN KÖYLÜLER TARAFINDAN KORUNDUĞU BELİRTİLDİ
Musa olayının bir başka dikkat çekici yönü ise bazı köylülerin kendisine destek vermesiydi.
Jandarmanın Musa'yı yakalamak amacıyla birkaç gece gizli baskın düzenlemesine rağmen başarılı olamadığı, raporda bunun nedenlerinden birinin köylülerin Musa'yı himaye etmesi olduğu belirtiliyor.
Bu durum, dönemin eşkıyalık olaylarının yalnızca dağlarda dolaşan silahlı gruplardan ibaret olmadığını ortaya koyuyor.
Köylerdeki akrabalık, korku, menfaat veya yerel dayanışma ilişkilerinin eşkıyaların saklanmasına ve haber almalarına imkân sağladığı değerlendiriliyor.
SAVAŞ YILLARINDA JANDARMA YETERSİZ KALDI
1916 tarihli raporlarda Seydişehir ve Beyşehir jandarma kuvvetlerinin sayı ve kapasite bakımından yetersizliği de gündeme getiriliyor.
Birinci Dünya Savaşı'nın ağır şartları altında yetişkin erkek nüfusun önemli bölümünün cephede bulunması, jandarma mevcudunun azalması, yolların kontrolünün zorlaşması ve iaşe sıkıntılarının artması, bölgede güvenlik sorunlarını daha da büyüttü.
Özellikle dağlık ve geniş bir coğrafyaya yayılan Seydişehir–Akseki hattında devlet otoritesinin günlük olarak uygulanması güçleşti.
1919'DA DA EŞKIYALIK SONA ERMEDİ
1916'daki Musa ve Talip olaylarının ardından bölgede eşkıyalık tamamen ortadan kalkmadı.
Mütareke sonrasında Seydişehir ve çevresinde yeni eşkıya gruplarının ortaya çıktığı görülüyor.
21 Mayıs 1919 tarihli Dâhiliye Nezareti yazışmasına göre Muharrem Çetesi, Bozkır ve Seydişehir kazalarında eşkıyalık faaliyetlerinde bulunuyordu.
Aynı dönemde Sulu Hasan Çetesi ile askerî müfreze arasında çatışma yaşandığı ve Kör Ahmed ile iki adamının ölü ele geçirildiği aktarılıyor.
Ancak araştırmada önemli bir ayrım da yapılıyor: Musa–Talip grubu ile 1919'da ortaya çıkan çetelerin aynı örgütün devamı olduğu yönünde doğrudan bir kanıt bulunmuyor. Bu nedenle olayların, aynı coğrafi ve toplumsal şartlar içerisinde farklı grupların ortaya çıkması şeklinde değerlendirilmesi gerekiyor.
HAFIZ BEKİR'İN HAREKET ALANI SEYDİŞEHİR'DEN ALAİYE'YE UZANIYORDU
Dönemin dikkat çeken isimlerinden biri de Ortakaraviranlı Hafız Bekir'di.
26 Mayıs 1919 tarihli yazışmada Hafız Bekir'in Seydişehir kazasının Karaviran köyünden olduğu ve Alaiye havalisinde eşkıyalık yaptıktan sonra Seydişehir Kaymakamlığına teslim olduğu bildiriliyor.
Yerel araştırmalarda ise Hafız Bekir'in daha önce Alanya ve Akseki dağlarında faaliyet gösterdiği belirtiliyor.
Bu bilgiler, dönemin güvenlik coğrafyasının Seydişehir–Akseki–Alaiye/Alanya hattında birbirine bağlandığını gösteren önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor.
DAĞ GEÇİTLERİ EŞKIYANIN SİLAHLI KONTROL ALANINA DÖNÜŞTÜ
Tarihî belgeler, eşkıya gruplarının rastgele alanlarda değil, özellikle stratejik geçiş noktalarında faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor.
Bunlar arasında:
Okluk Dere–Akçalar hattı,
Kaşıkçıbel–İbrim Belleri hattı,
Dalayman–Zekeriya ve çevre köyleri hattı
öne çıkıyor.
Dar geçitler, ormanlık alanlar ve yolcuların alternatif güzergâh bulmakta zorlandığı bölgeler eşkıyalar açısından önemli avantaj sağlıyordu.
Raporda Musa'nın “bütün bellere hâkim” olduğuna ilişkin ifade de bu durumun çarpıcı bir göstergesi olarak dikkat çekiyor.
EŞKIYALIĞIN HEDEFİNDE EKONOMİ VARDI
Seydişehir–Akseki hattındaki olaylara bakıldığında ekonomik hedeflerin ağırlığı dikkat çekiyor.
Eşkıya gruplarının hedefleri arasında;
- Zahire kervanları,
- Katırcılar,
- Deve kervanları,
- Pazar yolcuları,
- Para taşıyan kişiler,
- Köylerin değerli malları,
- Askerlerin silahları
bulunuyordu.
Bu nedenle eşkıyalığın etkisi yalnızca bireysel mağduriyetlerle sınırlı kalmadı.
Yol güvenliğinin bozulması ticaret maliyetlerini artırıyor, zahire akışını aksatıyor ve köylerin Seydişehir gibi merkezlerle ekonomik ilişkilerini tehdit ediyordu.
DEVLET EŞKIYALIĞA KARŞI HANGİ TEDBİRLERİ ALDI?
1916 belgelerinde devletin eşkıyalığa karşı farklı yöntemlere başvurduğu görülüyor.
Bunlar arasında jandarma müfrezelerinin sevk edilmesi, gizli gece baskınları düzenlenmesi, eşkıyanın köylülerden aldığı desteğin kesilmesi ve Seydişehir, Akseki ve Beyşehir güvenlik güçleri arasında koordinasyon kurulması bulunuyor.
Sorunun yerel bir asayiş meselesi olmaktan çıkarak Jandarma Umum Kumandanlığı ve Dâhiliye Nezareti düzeyine taşınması da dikkat çekiyor.
TARİHİN DAĞ YOLLARINDAKİ İZLERİ
Seydişehir–Akseki yolu, özellikle Birinci Dünya Savaşı ve Mütareke yıllarında yalnızca bir ulaşım güzergâhı değil, aynı zamanda önemli bir güvenlik hattıydı.
1916'da Musa ve Talip'in liderlik ettiği silahlı grupların yolcu ve kervanları soyması, zahire nakliyatına saldırması, askerlerin silahlarını gasp etmesi ve bazı köylere baskın düzenlemesi, dönemin asayiş sorunlarının boyutunu ortaya koyuyor.
1919'da Muharrem, Sulu Hasan ve Hafız Bekir gibi farklı isim ve grupların bölgede görülmesi ise savaş sonrasında güvenlik krizinin devam ettiğini gösteriyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu en önemli sonuçlardan biri, Seydişehir–Akseki hattındaki eşkıyalığın yalnızca birkaç kişinin işlediği münferit suçlar olarak değerlendirilemeyeceği.
Dağ geçitlerinin kontrolü, kervan yolları, zahire ticareti, jandarma yetersizliği ve yerel himaye ilişkileri, dönemin eşkıyalık olaylarının oluşmasında birbirini tamamlayan unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.
Bugün araçlarla kısa sürede geçilen Toros yollarının, bir asır önce nasıl zorlu, tehlikeli ve stratejik bir ulaşım hattı olduğunu gösteren bu belgeler, Seydişehir'in yakın tarihine ilişkin önemli bir dönemin yeniden okunmasına da imkân sağlıyor.
KAYNAKLAR
Arşiv Belgeleri:
BOA, DH.EUM.6.Şb., 11/62, belge 1, 5 ve 11.
BOA, DH.ŞFR., 78/98.
BOA, DH.ŞFR., 79/19.
BOA, DH.EUM.AYŞ., 9/10.
BOA, DH.EUM.AYŞ., 10/8.
Araştırmalar:
Ayşe Değerli, “Seydişehir Kazası’nda Eşkıyalık Faaliyetleri ve Diğer Asayiş Sorunları (1614–1800)”, History Studies, 6/1 (2014), s. 45–60.
Ercan Arslan, “Mondros Sonrasında Seydişehir’de Eşkıyalar”, 2021.
“İbradı ve Çevresinde Eşkıyalık Olayları”, İbradı, Sayı 3, Mart 2016.
Ali Osman Baş, Konya–Antalya tarihî yol güzergâhları üzerine çalışmalar.
Ali Osman Uysal, Konya–Antalya kervan yolları üzerine araştırmalar.
