Osmanlı Fetvahanesinden Cumhuriyet Diyanetine: Seydişehirli Hasan Fehmi Başoğlu (1875–1964)
ÖzSeydişehir’in Mahremkulu köyünde doğan Hasan Fehmi Başoğlu, son dönem Osmanlı ilmiye teşkilatında yetişmiş ve Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri Başkanlığını…
Öz
Seydişehir’in Mahremkulu köyünde doğan Hasan Fehmi Başoğlu, son dönem Osmanlı ilmiye teşkilatında yetişmiş ve Cumhuriyet döneminde Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey ilmî kadrosunda görev almış dikkate değer bir âlim ve hukukçudur. Fatih çevresindeki klasik medrese tahsilinin ardından Mekteb-i Nüvvâb’ı bitirmiş; Fatih Camii’nde dersiamlık, Fetvahâne-i Âlî’de müsevvitlik ve Te’lîf Heyeti üyeliği yapmıştır. Darü’l-Hilâfeti’l-Âliyye, Medresetü’l-Kuzât ve Sahn medreselerinde hilâfiyât, nikâh, fıkıh, usûl-i fıkıh ve kelâm dersleri vermiş; Huzur Derslerine muhatap sıfatıyla katılmıştır. Mütareke döneminde Cemiyet-i Müderrisîn ve Teâlî-i İslâm Cemiyeti idare çevresinde yer alması, 1926’da Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılanmasına uzanan siyasî-hukukî sürecin parçalarından biri olmuştur. Üç yıllık Isparta sürgünü ve uzun avukatlık döneminin ardından 1950’de Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu üyeliğine getirilmiş; müftü imtihanları, şer‘iyye sicillerinin denetimi ve dinî eserlerin bilirkişi incelemelerinde görev yapmıştır. Bu makale, Hasan Fehmi Başoğlu’nun hayatını bir biyografi olmanın ötesinde, Osmanlı Fetvahanesi ile Cumhuriyet Diyaneti arasındaki ilmî ve kurumsal sürekliliğin örneklerinden biri olarak değerlendirmektedir.
Anahtar Kelimeler: Hasan Fehmi Başoğlu, Seydişehir, Mahremkulu, Fetvahane, Mekteb-i Nüvvâb, Huzur Dersleri, Teâlî-i İslâm, İstiklâl Mahkemesi, Diyanet İşleri Başkanlığı.
Giriş
Son Osmanlı ulemasının Cumhuriyet dönemindeki konumu, Türkiye’nin dinî kurumlar tarihinin önemli fakat şahıs biyografileri bakımından henüz yeterince ayrıntılandırılmamış meselelerinden biridir. Medrese, Meşihat ve Fetvahane çevresinde yetişen bazı âlimler 1924 sonrasında kamusal görevlerden uzaklaşmış, bazıları özel hukuk ve eğitim faaliyetlerine yönelmiş, bir bölümü ise ilerleyen yıllarda Cumhuriyet’in din bürokrasisine yeniden dâhil olmuştur. Seydişehirli Hasan Fehmi Başoğlu bu dönüşümü aynı hayat çizgisi üzerinde takip etmeye imkân veren dikkat çekici isimlerden biridir.
Başoğlu hakkındaki en kapsamlı doğrudan akademik çalışma Necmi Uyanık’ın 2008’de yayımlanan “Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Hasan Fehmi’nin Yaşadıkları” başlıklı makalesidir. Uyanık, Diyanet ve Emekli Sandığına ait şahsî dosyalardan yararlanarak onun Meşrutiyet, Mütareke, İstiklâl Mahkemeleri ve 1950’ler Diyaneti içindeki yerini değerlendirmiştir. (DergiPark) Bunun yanında Fetvahane tarihi, Teâlî-i İslâm Cemiyeti, Diyanet’in kurumsal gelişimi ve çağdaş hatırat literatüründeki dağınık kayıtlar Hasan Fehmi’nin biyografisini daha ayrıntılı biçimde yeniden kurmaya imkân vermektedir.
1. Mahremkulu’dan İstanbul’a: Köken ve Eğitim
Hasan Fehmi, kaynakların çoğuna göre H. 1292’de, o dönemde Seydişehir’le bağlantılı Mahremkulu/Mahremkolu köyünde doğmuştur. Cumhuriyet dönemi Diyanet kronolojisi doğum yılını 1875 olarak kaydetmektedir. (Isamveri) Doğum tarihinin milâdî karşılığı konusunda kaynaklarda 1874, 1875 ve 1876 şeklinde küçük farklılıklar bulunduğundan, H. 1292 tarihli özgün nüfus veya sicil belgesi görülmeden günü ve yılı kesinleştirmek ihtiyatlı değildir.
Çocukluk döneminde İzmir’e gönderildiği, burada temel dinî tahsilini ve hıfzını tamamladığı; daha sonra İstanbul’a geçerek Fatih çevresindeki medrese eğitimine katıldığı aktarılmaktadır. Başlıca hocası Fatih dersiamlarından Hafız Abdüllatif Efendi’dir.
Başoğlu’nun icazet tarihi konusunda önemli bir kaynak problemi vardır. Bazı biyografiler H. 1322 tarihini 1904 olarak verirken, kendisini şahsen tanıyan Kemal Edib Kürkçüoğlu’nun ölümünden hemen sonra kaleme aldığı 1964 tarihli yazı ve bazı sonraki kayıtlar farklı bir milâdî karşılık kullanmaktadır. Bu nedenle “1904’te icazet aldı” cümlesi kullanılabilirse de bunun kaynak ihtilafı taşıdığı mutlaka belirtilmelidir. Kürkçüoğlu’nun çağdaş tanıklığı, Hasan Fehmi’nin 11 Eylül 1907 dolaylarında Fatih Camii’nde dersiam olarak ders vermeye başladığını ve ilmiye çevresinde “Seydişehirli Hoca” adıyla tanındığını açıkça kaydetmektedir. (İSAM Makaleler VT)
Hasan Fehmi’nin ilmî kimliğinin hukukî yönünü belirleyen asıl kurum ise Mekteb-i Nüvvâb’dır. Kadı ve nâib yetiştiren bu okul, klasik medrese ilimlerinin yanında şer‘î hukuk uygulamasına yönelik profesyonel eğitim vermekteydi. Başoğlu’nun 1907’de Mekteb-i Nüvvâb eğitimini tamamlaması, sonraki Fetvahane, nikâh hukuku, fetva ve avukatlık faaliyetlerinin kurumsal temelini oluşturmuştur.
2. Fatih Dersiamlığı ve Müderrislik Kariyeri
Başoğlu’nun Fatih’teki dersiamlığı yalnız biyografik kaynaklarda değil, başka şahıslara ait personel kayıtlarında da izlenebilmektedir. Öğrenci sicillerinden birinde Seydişehirli Hasan Fehmi Efendi’den sarf ve nahiv okunduğunun kaydedilmesi, onun Fatih’te fiilen öğrenci yetiştiren bir dersiam olduğunu göstermektedir.
Kariyerinin ilerleyen yıllarında uzmanlık alanının yalnız Arap dili olmadığı açıktır. Darü’l-Hilâfeti’l-Âliyye ve diğer yüksek medrese kurumlarında hilâfiyât, fıkıh ve usûl-i fıkıh dersleri okutmuş; Medresetü’l-Kuzât’ta nikâh dersleri vermiş; Sahn Medresesi’nde fıkıh ve daha sonra kelâm müderrisliğinde bulunmuştur. Ayrıntılı biyografik kronolojide 1914’te Hilâfiyât, 1915’te nikâh ve usûl-i fıkıh, 1917’de Sahn fıkıh ve 1921’de kelâm müderrisliği öne çıkmaktadır. (Konyapedia)
Bu görevler onun ilmî profilini belirginleştirir. Hasan Fehmi, yalnız geleneksel anlamda bir vaiz veya genel medrese hocası değil; hukuk metodolojisi, mezhepler arası ihtilaflar, aile hukuku ve kelâm sahalarında ders verebilecek derecede uzmanlaşmış bir Osmanlı hukukçu-âlimidir.
3. Fetvahâne-i Âlî: Müsevvitlikten Te’lîf Heyetine
Hasan Fehmi’nin biyografisinin en önemli kurumlarından biri Fetvahâne-i Âlî’dir. Kürkçüoğlu’nun kayıtlarına göre 14 Eylül 1909’da Fetvahane Fetva Odası müsevvitliğine, 28 Ekim 1914’te ise aynı kurumun Te’lîf Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. (İSAM Makaleler VT)
“Müsevvit” unvanı yalnız bürokratik bir kâtipliği ifade etmez. Müsevvitler, Fetvahaneye intikal eden hukukî meselelerin fıkhî formülasyonunda, cevabın hazırlanmasında ve gerekli kaynakların değerlendirilmesinde görev yapan uzman ilmiye mensuplarıydı. Hasan Fehmi’nin daha sonra Te’lîf Heyetine alınması, Fetvahane içindeki ilmî konumunun yükseldiğini göstermektedir.
Talip Ayar’ın Meşihat Arşivi belgelerine dayanarak hazırladığı Fetva Eminliği çalışması Hasan Fehmi’yi doğrudan “Seydişehirli Hasan Fehmi Efendi” olarak kaydeder. Fetvahâne-i Âlî Tezkire Defteri nr. 378, s. 89’daki maaş düzenlemesinde Hasan Fehmi’nin mevcut 2000 kuruş maaşına 250 kuruş zam öngörüldüğü görülmektedir. (Diyanet Dijital) Bu kayıt, onun 1921 dolaylarında Fetvahane içinde deneyimli ve maaş artırımı öngörülen üst kadro mensuplarından biri olduğunu göstermektedir.
Hasan Fehmi’nin Te’lîf-i Mesâil ve fıkhî tedvin faaliyetlerinde de yer aldığı anlaşılmaktadır. Bu dönemin çalışmalarında İslâm hukukunun çeşitli alanlarını sistematik biçimde düzenleme ve uygulanabilir hukuk metinleri üretme çabası bulunmaktaydı. Başoğlu’nun özellikle “İslâm Ceza Hukuku” çalışmalarına katıldığına ilişkin biyografik kayıt, onun Fetvahane faaliyetinin yalnız günlük fetva cevaplandırma işiyle sınırlı olmadığını düşündürmektedir.
Bu bakımdan Hasan Fehmi, Osmanlı Devleti’nin son dönem hukuk kodifikasyonu çevresinde değerlendirilmesi gereken bir isimdir.
4. Huzur Dersleri ve İlmiye Hiyerarşisindeki Yeri
Başoğlu’nun kariyerinde Huzur Derslerine “muhatap” sıfatıyla seçilmesi özel önem taşır. Huzur Dersleri, Ramazan aylarında padişah huzurunda yapılan tefsir merkezli ilmî toplantılardı. Mukarririn sunduğu dersi müzakere eden muhatapların belirlenmesi, ilmiye çevresindeki ilmî liyakat ve itibarı yansıtan bir seçim niteliği taşıyordu.
Hasan Fehmi’nin 1916 dolaylarında Huzur Dersleri muhataplığına getirildiği çeşitli biyografik kaynaklarda kaydedilmektedir. Kürkçüoğlu da onun Fetvahane dönemindeyken padişah huzurunda yapılan bu derslerde muhatap olarak bulunduğunu açıkça doğrular. (İSAM Makaleler VT)
Bu bilgi, Hasan Fehmi’nin İstanbul ilmiyesindeki yerini anlamak açısından önemlidir. Mekteb-i Nüvvâb mezuniyeti ve Fetvahane görevinin yanı sıra Huzur Dersi muhataplığı, onun I. Dünya Savaşı yıllarında seçkin ulema çevresine yükseldiğini göstermektedir.
Bununla birlikte, hangi yıllarda hangi mukarririn meclisinde yer aldığı ve kaç Ramazan boyunca muhataplık yaptığı henüz tam olarak ortaya çıkarılmış değildir. Bu nokta, Huzur Dersleri cetvellerinin ayrıca taranmasını gerektiren önemli bir araştırma boşluğudur.
5. Cemiyet-i Müderrisîn ve Teâlî-i İslâm
Mütareke döneminde Hasan Fehmi’nin hayatında ilmî teşkilatlanmayla siyasetin iç içe geçtiği yeni bir safha başlamıştır. Cemiyet-i Müderrisîn ve onun devamındaki Teâlî-i İslâm Cemiyeti çevresinde görev aldığı bilinmektedir.
1919 tarihli çağdaş basına dayanan akademik çalışmalarda Hasan Fehmi, Darü’l-Hilâfeti’l-Âliyye Sahn Medresesi usûl-i fıkıh müderrisi sıfatıyla cemiyet kadrosunda yer almaktadır. Alemdâr gazetesinin 25 Kasım 1919 tarihli nüshası bu görevi çağdaş kaynak düzeyinde doğrulamaktadır. Akademik karşılaştırmaya göre Cemiyet-i Müderrisîn ile Teâlî-i İslâm’ın kadroları bütünüyle aynı değildir; her iki yapıda da görev alan isimlerden biri Seydişehirli Hasan Fehmi’dir. (DergiPark)
Burada önemli bir kaynak tenkidi yapılmalıdır. Cemiyetin siyasî bildirilerinin tamamını Hasan Fehmi’nin şahsî görüşü veya kaleminden çıkmış metinler olarak değerlendirmek doğru değildir. Yönetim kurulu üyeliği ile belli bir bildirinin yazarlığı veya imzası birbirinden ayrılmalıdır.
Bu ayrım 1926 İstiklâl Mahkemesi yargılaması açısından özellikle önemlidir. Hasan Fehmi’nin daha sonraki savunmasında idare heyetine kendi yokluğunda seçildiğini ve cemiyetin temel amacını müderrislerin hukukunu korumak olarak gördüğünü ileri sürdüğü aktarılmaktadır. Bu ifadeler bir savunma beyanıdır; doğrudan olgusal gerçeklik olarak değil, sanığın mahkemedeki pozisyonunu gösteren bir kaynak olarak değerlendirilmelidir. (DergiPark)
6. Ankara İstiklâl Mahkemesi ve Isparta Sürgünü
Hasan Fehmi’nin hayatındaki en sert kırılma 1926’da gerçekleşmiştir. Teâlî-i İslâm ve Mütareke dönemi faaliyetleri çerçevesinde Ankara İstiklâl Mahkemesinde yargılanmıştır. Necmi Uyanık’ın çalışması doğrudan Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları 1926 neşrini kullanmakta ve Hasan Fehmi’nin sorgusunun, aleyhindeki ifadelerin ve kararın çeşitli sayfalarını göstermektedir. (DergiPark)
Mahkemedeki ifadelerinde Hasan Fehmi, Cemiyet-i Müderrisîn’e katılışının meslekî amaç taşıdığını savunmuş; cemiyetin siyasete karışmasına mesafeli olduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanında başka sanıkların onun Anadolu’da cemiyet teşkilatlanması için yazışmalar yaptığına ilişkin iddiaları da zabıtlara yansımıştır. Bu nedenle mahkeme dosyasını değerlendirirken Hasan Fehmi’nin kendi savunması ile başkalarının onun hakkındaki iddiaları kesin biçimde ayrılmalıdır.
Mahkeme sonucunda Hasan Fehmi’ye üç yıl Isparta’da sürgün cezası verilmiştir. Bazı eski biyografilerde geçen on beş yıllık ceza iddiası, mahkeme kayıtlarını kullanan modern akademik çalışma tarafından düzeltilmiştir. Dolayısıyla bugünkü mevcut kanıtlar bakımından üç yıllık sürgün bilgisi esas alınmalıdır. (DergiPark)
Isparta, Hasan Fehmi’nin hayatında yalnız bir sürgün mekânı olarak kalmamıştır. İlerleyen yıllarda bölgede bulunduğuna ve avukatlık yaptığına ilişkin kayıtlar mevcuttur. Daha da dikkat çekicisi, 1950’de boş bulunan Isparta Müftülüğüne bizzat talip olmuş ve yapılan imtihan sonucunda göreve uygun görülmüştür. Ancak aynı sırada Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere Kuruluna seçildiği için müftülüğe gitmemiştir. (Diyanet Dijital)
Böylece 1926’da sürgün edildiği şehir, yaklaşık çeyrek asır sonra müftü olarak dönebileceği bir yer hâline gelmiştir.
7. Avukatlık Yılları ve Kamu Hayatından Geçici Uzaklaşma
1920’lerin ortasından 1950’ye kadar Hasan Fehmi’nin hayatının en az bilinen dönemi yaşanmıştır. Kürkçüoğlu, onun yaklaşık yirmi beş yıl özel olarak avukatlık yaptığını belirtmektedir. (İSAM Makaleler VT)
Bu dönemin, Mekteb-i Nüvvâb eğitiminden ve Fetvahane tecrübesinden tamamen kopuş anlamına gelmediği düşünülebilir. Şer‘î hukuk, belge düzenleme, aile ve miras meseleleri konusundaki uzmanlığının avukatlık pratiğinde önemli bir altyapı oluşturmuş olması muhtemeldir. Ancak mevcut çevrimiçi kaynaklarla Hasan Fehmi’nin hangi davaları üstlendiğini veya avukatlık faaliyetlerinin coğrafî kapsamını ayrıntılı biçimde belirlemek henüz mümkün değildir.
Bu nokta İstanbul Barosu ve Isparta’daki hukuk-adliye kayıtlarının taranmasını gerektirmektedir.
8. Diyanet İşleri Başkanlığına Dönüş
Hasan Fehmi’nin hayatındaki ikinci büyük kurumsal dönem 1950’de başlamıştır. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine geçen Yusuf Ziya Yörükan’dan boşalan Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere Kurulu üyeliğine Hasan Fehmi seçilmiştir. Diyanet’in kurumsal tarihini BCA belgeleri üzerinden inceleyen doktora çalışması, onun Mekteb-i Nüvvâb mezuniyeti, Fatih dersiamlığı ve yüksek medrese görevlerini bu atamanın meslekî zemini olarak göstermektedir. (Nek)
Kemal Edib Kürkçüoğlu’na göre Hasan Fehmi 21 Ocak 1950’de Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu üyeliğine tayin edilmiş ve 5 Temmuz 1960’ta emekli olmuştur. (İSAM Makaleler VT)
Bu görev yalnız bir şeref unvanı değildir. Hasan Fehmi’nin 1950’lerde Diyanet içinde aktif biçimde:
müftü adaylarının ilmî sınavlarında,
dinî eserlerin incelenmesinde,
mahkemelere bilirkişi raporları hazırlanmasında,
şer‘iyye sicilleriyle ilgili idarî denetimde
görev aldığı belgelenebilmektedir.
9. Şer‘iyye Sicillerinin Teftişi: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kurumsal Süreklilik
Hasan Fehmi’nin Cumhuriyet dönemindeki en dikkat çekici görevlerinden biri 1953’te İstanbul Müftülüğünde yaptığı teftiştir. Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Kurulu üyesi Hasan Fehmi Başoğlu ile Başkanlık Yazı İşleri Müdürü İbrahim Okan’ın hazırladığı 11 Ağustos 1953 tarih ve 20105 sayılı rapor, İstanbul Müftülüğü Sicillât-ı Şer‘iyye Dairesini incelemektedir. Rapora göre adliye ve kadastro gibi resmî makamlardan gelen şer‘iyye sicilleriyle ilgili talepler özel defterlerde tutulmakta, 1952’de 131 ve 1953’te rapor tarihine kadar 110 talep cevaplandırılmış bulunmaktadır. (Diyanet Haber)
Bu kayıt biyografik bakımdan olağanüstü önemlidir. Hasan Fehmi 1910’larda Osmanlı Fetvahanesinde fıkhî-hukukî meseleleri inceleyen bir memur iken, kırk yıl sonra Cumhuriyet Diyaneti adına Osmanlı şer‘iyye sicillerinin kullanıldığı birimin denetimini gerçekleştirmektedir.
Bu, onun şahsında iki rejim arasında doğrudan bir ilmî-hukukî personel sürekliliği bulunduğunu göstermektedir.
10. Dinî Eserler ve Bilirkişilik
Hasan Fehmi’nin Müşavere Kurulundaki bir başka faaliyeti dinî yayınların ve mahkeme dosyalarının incelenmesidir. 1950’lerde Hasan Fehmi Başoğlu, Hasan Hüsnü Erdem ve Şehid Oral’ın bazı dinî yayınlar hakkında bilirkişi olarak görevlendirildiği anlaşılmaktadır. 23 Mayıs 1956 tarihli kayıtta bu üç ismin Diyanet İşleri Reisliği Müşavere ve Dinî Eserler İnceleme Heyeti bilirkişileri olarak isimleri açık biçimde yer almaktadır. (Nurpedia)
Bu faaliyet, Hasan Fehmi’nin meslek hayatındaki dikkat çekici sürekliliği bir kez daha ortaya koyar:
Osmanlı Fetvahanesinde fetva ve hukukî metin incelemesi → Cumhuriyet Diyanetinde dinî eser ve adlî bilirkişi incelemesi.
Dolayısıyla onun Diyanet dönemi yalnız “eski bir âlimin yeniden göreve alınması” şeklinde açıklanamaz. Başoğlu’nun Osmanlı döneminde kazandığı fıkıh, usûl ve hukuk tecrübesi Cumhuriyet kurumunda yeniden işlev kazanmıştır.
11. Ahmet Hamdi Akseki’nin Cenazesi ve Diyanet Çevresindeki Konumu
Başoğlu’nun Diyanet çevresindeki saygınlığına ilişkin çağdaş basında da iz vardır. Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin 1951’deki cenazesinde mezar başında konuşanlardan biri Hasan Fehmi Başoğlu’dur. Dönemin Son Posta gazetesi, Müşavere Kurulu üyesi Hasan Fehmi’nin Akseki’nin eserlerinden söz ettiğini kaydetmektedir. (Gaste Arşivi)
Bu küçük görünen haber, Başoğlu’nun Diyanet’in iç ilmî çevresindeki yerini göstermesi açısından değerlidir.
12. İslâmiyette Cenaze
Hasan Fehmi’nin Cumhuriyet dönemindeki en bilinen teliflerinden biri İslâmiyette Cenazedir. Necmi Uyanık’ın kullandığı bibliyografik kayda göre eser Diyanet İşleri Reisliği tarafından Ankara’da 1958’de yayımlanmış ve 21 sayfadan oluşmuştur. Ertesi yıl Funeral Rites and Ceremonies in Islam adıyla İngilizce olarak yayımlanmıştır. (DergiPark)
Daha sonraki bibliyografyada eserin 1959 tarihli ikinci baskısı da kayıtlıdır. (e-Kütüphane)
Eserin Diyanet tarafından İngilizceye çevrilmesi önemlidir. Böylece Hasan Fehmi’nin klasik fıkıh bilgisi, yalnız Türkiye’deki dinî hizmetlere değil, Diyanet’in yabancı dilde dinî yayın faaliyetlerine de dâhil olmuştur.
İslâmiyette Cenaze, Başoğlu’nun Fetvahane döneminden gelen uygulamalı fıkıh yaklaşımının Cumhuriyet devrindeki kısa, pratik ve geniş halk kitlesine yönelik bir izdüşümü olarak okunabilir.
13. Hidayet Yolu ve Geç Dönem Fikrî Dünyası
Başoğlu’nun ikinci önemli eseri 1963’te Ankara Şark Matbaasında yayımlanan 135 sayfalık Hidayet Yolu: Allah’ını, Peygamberini Kaybetmiş Bir Genç Türk Münevveri ile Nasıl Konuştumdur. Bibliyografik kayıtlar eserin 1963 tarihli olduğunu doğrulamaktadır. (NadirKitap)
Başlığın kendisi, Hasan Fehmi’nin geç dönem düşünce dünyasında önemli bir değişimi yansıtır. Osmanlı döneminde fıkıh, usûl ve fetva çevresinde çalışan hukukçu-âlim, hayatının sonunda modernleşme ve sekülerleşme ortamında inanç problemi yaşayan eğitimli bireye hitap eden irşad/apoloji metni kaleme almaktadır.
Bu nedenle iki eser birlikte incelendiğinde iki farklı fakat birbirini tamamlayan Hasan Fehmi görülür:
Birincisi, uygulamalı fıkıh bilgilerini halka ulaştıran fakih;
ikincisi, modern dönemin iman ve inanç problemleriyle tartışan din âlimi.
14. Said Nursî Hatırası Üzerine Kaynak Tenkidi
Hasan Fehmi’ye nispet edilen meşhur hatırada, gençlik yıllarında İstanbul’a gelen Said Nursî’yi zor ilmî sorularla sınamak amacıyla ziyaret ettiği ve verdiği cevaplardan etkilendiği anlatılmaktadır. Anlatı daha sonraki Nur hareketi kaynaklarında geniş biçimde aktarılmıştır. (Osmanlı)
Fakat tarihçi açısından burada ciddi kaynak tenkidi gerekir. Bugün erişilebilen metinlerin önemli bir kısmı olaydan onlarca yıl sonra hazırlanmış neşirlerdir. Bu nedenle hatıranın ilk neşri bulunup sonraki varyantlarla karşılaştırılmadan, bugün dolaşan uzun anlatıyı 1907 tarihli çağdaş kayıt olarak değerlendirmek doğru değildir.
Olayın Hasan Fehmi’ye nispeti dikkate alınabilir; ancak metnin kelimesi kelimesine otantikliği ayrıca araştırılmalıdır.
15. Ölümü ve Çağdaş Tanıklık
Hasan Fehmi Başoğlu 28 Mayıs 1964’te vefat etmiştir. Diyanet kronolojisi ölüm tarihini açık biçimde kaydeder. (Isamveri)
Ölümünden hemen sonra Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisinin Haziran–Temmuz 1964 sayısında Kemal Edib Kürkçüoğlu tarafından “Muhterem Hasan Fehmi Başoğlu Hocamız da Gitti” başlıklı geniş bir yazı yayımlanmıştır. Derginin içindekiler kısmında yazı s. 165’te gösterilmektedir. (Isamveri)
Bu yazı, çağdaşlığı ve müellifinin Hasan Fehmi’yi şahsen tanıması nedeniyle modern yerel biyografilerden daha yüksek kaynak değerine sahiptir. Bununla birlikte hatırat niteliğinde olduğu için özlük dosyası ve resmî tayin kayıtlarıyla birlikte kullanılmalıdır.
Sonuç
Hasan Fehmi Başoğlu’nun hayatı yalnızca “Seydişehir’in yetiştirdiği bir din âliminin biyografisi” olarak okunamayacak kadar geniş bir tarihî bağlama sahiptir.
Mahremkulu’dan başlayan hayatı, Fatih medreseleri ve Mekteb-i Nüvvâb üzerinden Osmanlı ilmiye teşkilatının merkezine ulaşmış; Fetvahâne-i Âlî’de müsevvitlik ve Te’lîf Heyeti üyeliği, Darü’l-Hilâfeti’l-Âliyye ve Sahn medreselerinde müderrislik ve Huzur Derslerinde muhataplıkla zirveye çıkmıştır.
Mütareke dönemindeki Cemiyet-i Müderrisîn ve Teâlî-i İslâm bağlantısı onu dönemin siyasî tartışmalarının içine çekmiş; 1926 Ankara İstiklâl Mahkemesi yargılaması sonucunda üç yıllık Isparta sürgününe mahkûm edilmiştir. Ancak bu süreç onun ilmî ve hukukî faaliyetlerinin sonu olmamış, uzun avukatlık döneminin ardından 1950’de Cumhuriyet Diyanetinin üst düzey ilmî kurullarından birine dönmüştür.
1950’lerde müftü imtihanlarından dinî eserlerin bilirkişi incelemelerine, İstanbul şer‘iyye sicillerinin denetiminden dinî yayın üretimine kadar uzanan faaliyetleri, Osmanlı ulemasının bilgi ve uzmanlığının Cumhuriyet döneminde bütünüyle ortadan kalkmadığını göstermektedir.
Hasan Fehmi’nin şahsında özellikle şu kurumsal çizgi açık biçimde görülmektedir:
Mekteb-i Nüvvâb → Fatih dersiamlığı → Fetvahane → Te’lîf-i Mesâil → yüksek medreseler → Huzur Dersleri → İstanbul Müftülüğü → avukatlık → Diyanet Müşavere Kurulu → dinî eser ve hukukî bilirkişilik.
Bu zincir, onun Türkiye’de dinî-hukukî kurumların dönüşümünü bir insan ömrü üzerinden takip etmeye imkân veren önemli bir tarihî şahsiyet olduğunu göstermektedir.
Seydişehir tarihi açısından ise Hasan Fehmi’nin özel önemi başka bir noktadadır: İstanbul uleması içerisinde kendisinin “Seydişehirli Hoca” olarak tanınması, memleket nisbesinin ilmî kimliğinin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. (İSAM Makaleler VT) Böylece Mahremkulu’da başlayan bir yerel hayat hikâyesi, Osmanlı Fetvahanesinden Cumhuriyet Diyanetine kadar uzanan ulusal bir ilmiye tarihinin parçasına dönüşmektedir.
Kaynakça
Başoğlu, Hasan Fehmi. İslâmiyette Cenaze. Ankara: Diyanet İşleri Reisliği Yayınları, 1958.
Başoğlu, Hasan Fehmi. Funeral Rites and Ceremonies in Islam. Ankara: Department of Religious Affairs, 1959.
Başoğlu, Hasan Fehmi. Hidayet Yolu: Allah’ını, Peygamberini Kaybetmiş Bir Genç Türk Münevveri ile Nasıl Konuştum. Ankara: Şark Matbaası, 1963.
Kürkçüoğlu, Kemal Edib. “Muhterem Hasan Fehmi Başoğlu Hocamız da Gitti.” Diyanet İşleri Başkanlığı Dergisi, c. 3, sy. 6–7, Haziran–Temmuz 1964, s. 165 vd. (Isamveri)
Uyanık, Necmi. “Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Hasan Fehmi’nin Yaşadıkları.” Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, sy. 19, 2008. (DergiPark)
Ayar, Talip. Osmanlı Devleti’nde Fetva Eminliği. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları. Meşihat Arşivi, Fetvahâne-i Âlî Tezkire Defteri nr. 378’e dayanan personel ve maaş kayıtları. (Diyanet Dijital)
Tunç, Ahmet. Teâlî-i İslâm/Cemiyet-i Müderrisîn üzerine çalışma; özellikle Alemdâr, 25 Kasım 1919, nr. 344/2644, s. 2 kaydı. (DergiPark)
Diyanet İşleri Başkanlığı arşiv yayınları. Hasan Fehmi Başoğlu’nun 1950’de Isparta Müftülüğü adaylığı ve Müşavere Kuruluna seçilmesi hakkında kayıtlar. (Diyanet Dijital)
Diyanet Arşivi. 11 Ağustos 1953 tarih ve 20105 sayılı İstanbul Müftülüğü/Sicillât-ı Şer‘iyye teftiş raporu. (diyanethabercomtr.teimg.com)
Ankara İstiklâl Mahkemesi Zabıtları 1926. Haz. Ahmed Nedim. İstanbul, 1993; Hasan Fehmi Başoğlu ile ilgili sorgu ve karar bölümleri için bk. Uyanık’ın kullandığı kayıtlar. (DergiPark)
