Dolar 49,0184 yükseldi Euro 55,6568 yükseldi Gram Altın 6.600,20 düştü
Foto Video Künye 13° SEYDIŞEHIR HABER
SON DAKİKA Tümü
Güneş Özel Öğretim — Üst Banner 6:1
SEYDİŞEHİR

Muhammed Kudsî el-Bozkırî (Şeyh Memiş Efendi) Risâle-i İsti‘âre – Günümüz Türkçesi

GirişBu risalede istiârenin çeşitli türleri ve bunların nasıl meydana geldiği ele alınmaktadır.Bir kelime, zaman, mekân veya başka bir ilişki sebebiyle kendi ge…

01.10.2026 05:53 0 yorum
Muhammed Kudsî el-Bozkırî (Şeyh Memiş Efendi)  Risâle-i İsti‘âre – Günümüz Türkçesi


Giriş


Bu risalede istiârenin çeşitli türleri ve bunların nasıl meydana geldiği ele alınmaktadır.


Bir kelime, zaman, mekân veya başka bir ilişki sebebiyle kendi gerçek anlamından alınarak başka bir anlamda kullanılabilir. Ancak istiârenin esasını teşkil eden şey benzerliktir.


Bir kavramın başka bir kavrama benzetilmesi sırasında, benzetmenin taraflarından biri açıkça zikredilmeyebilir. Söylenmeyen tarafın yerine diğer tarafın lafzı kullanılır. İşte bu kullanım istiârenin temelini oluşturur.


Burada yalnız kelimelerin değil; fiillerin, edatların, terkiplerin ve hatta bir sözün bütün kuruluş biçiminin istiâre yoluyla kullanılması mümkündür.


⸻


“Onlara bir buzağı çıkardı”


K…

[07:25, 30.09.2026] Hâsan Zorlu: Memiş efendi kitap çevirisi

[21:33, 30.09.2026] Hâsan Zorlu: Seydişehir’de Turgutoğlu Hanedan Mezarlığı: Akyurt, Oral ve Ünal’ın Kitabe Okumalarının Yeniden Değerlendirilmesi


Öz


Seydişehir’de Seyyid Harun Külliyesi içerisinde bulunan ve literatürde “Rüstem Bey Türbesi” yahut “Sultan Hatun Kümbeti” adlarıyla anılan yapı, XV. yüzyıl Turgutoğlu tarihinin en önemli epigrafik merkezlerinden biridir. Kümbette Turgutoğlu Emir Şah Bey’in kızı Sultan Hatun, Halil Bey oğlu Emir Rüstem Bey, Rüstem Bey’in oğlu Ali Bey ve kızı Dürrühant Hatun ile daha geç tarihli Mustafa oğlu Yusuf’a ait mezarlar bulunmaktadır. Bu çalışmada Mehmet Yusuf Akyurt’un 1938 yılında Seydişehir’de gerçekleştirdiği saha incelemelerinde kaydettiği mezar kitabeleri, M. Zeki Oral’ın 1956 tarihli epigrafik-vakıf araştırması ve R. Hüseyin Ünal’ın 1976 tarihli sanat tarihi incelemesiyle karşılaştırılmıştır. Ayrıca 1483 tarihli Murad Çelebi Defteri, 1530 tarihli Karaman muhasebe kayıtları ve Seydişehir tasavvuf/vakıf tarihi üzerine yapılan araştırmalar değerlendirilerek Turgutoğlu ailesi ile Seyyid Harun çevresi arasındaki ilişkinin niteliği araştırılmıştır. İnceleme, Seydişehir’deki Turgutoğlu varlığının yalnız siyasî bir hatıradan ibaret olmadığını; mezar, zaviye, vakıf ve uzun süreli kurumsal devamlılıkla belgelenen yerel bir emir ailesinin varlığını ortaya koyduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Sultan Hatun’un mensup olduğu Emir Şah kolu ile Halil Bey–Rüstem Bey kolunun hangi akrabalık halkasıyla birleştiği henüz kesin olarak belirlenememektedir.


Anahtar Kelimeler: Seydişehir, Turgutoğulları, Rüstem Bey, Sultan Hatun, Seyyid Harun, Karamanoğulları, mezar kitabesi, vakıf.


Giriş


Turgutoğulları, Karamanoğulları siyasî düzeni içerisinde özellikle Konya ve çevresinde etkili olmuş Türkmen emir ailelerinden biridir. Turgutlu topluluğunun askerî varlığı XIV. yüzyılın sonlarından itibaren Karaman siyasî tarihinde açık biçimde takip edilebilmektedir. Modern araştırmalar, Turgutoğullarının Karamanoğulları döneminde askerî komutanlık, hanedan evlilikleri, vakıf tesisi ve yerel siyasî idare gibi çeşitli alanlarda rol üstlendiklerini göstermektedir. M. Zeki Oral’ın 1956 tarihli kapsamlı çalışması, Turgutoğullarının eserleri, vakfiyeleri, mezarları ve aile bağlantıları hakkında hâlen temel başvuru kaynağıdır. Oral’ın makalesi Vakıflar Dergisi’nin 3. sayısında, 31–63. sayfalar arasında yayımlanmıştır. (DergiPark⁠)


Seydişehir bu tarih içerisinde özel bir konuma sahiptir. Seyyid Harun Külliyesi’nin hemen yanında bulunan hanedan mezarlığı, Turgutoğullarının yalnız geniş Karaman coğrafyasında değil, Seydişehir’de de somut ve kurumsal bir varlık oluşturduğunu göstermektedir. Bu mezar grubunun modern dönemdeki en erken ayrıntılı kayıtlarından biri Mehmet Yusuf Akyurt’un 1938 tarihli saha çalışmasıdır.


Akyurt, Seyyid Harun Külliyesi’nin kuzeyinde yer alan ikinci kubbeli türbenin içinde toplam beş mezar tespit etmiş, taşların üzerindeki Arapça ve Farsça kitabeleri kopyalamış ve kimliklerini belirlemeye çalışmıştır. Kendisinin Seydişehir bölümünde Sultan Hatun’u açıkça “Karamanoğulları ümerasından ve Turgutoğullarından Emir Şah Bey’in kızı” olarak tanımladığı görülmektedir.


Bu çalışma Akyurt’un kayıtlarını daha sonra yayımlanan epigrafik ve mimari araştırmalarla karşılaştırarak Seydişehir Turgutoğlu ailesinin mümkün olan en güvenilir şeceresini yeniden kurmayı amaçlamaktadır.


1. Kaynaklar ve yöntem


Çalışmanın ilk kaynak grubunu Mehmet Yusuf Akyurt’un 1938 Seydişehir incelemeleri oluşturmaktadır. Akyurt, Seyyid Harun Camii ve türbe grubunu sahada görmüş; yapıların planlarını, mezar sayılarını, kitabeleri ve mezarların fizikî özelliklerini kaydetmiştir. Akyurt’un çalışmasının değeri, daha sonraki restorasyonlardan önce yapıyı ve mezar düzenini belgeleyen erken bir saha kaydı olmasından kaynaklanmaktadır.


İkinci temel kaynak M. Zeki Oral’ın “Turgutoğulları, Eserleri-Vakfiyeleri” adlı 1956 tarihli çalışmasıdır. Oral, yalnız mezar kitabelerini okumakla kalmamış, vakfiyeler, yazma eser kayıtları ve aile şecerelerini de karşılaştırmıştır. Oral’ın çalışmasının 1948 Türk Tarih Kurumu IV. Kurultayı’nda sunulan daha kısa bir araştırmanın yeni belgelerle genişletilmiş biçimi olduğu bizzat makalenin girişinde belirtilmektedir. (DergiPark⁠)


Üçüncü kaynak grubu R. Hüseyin Ünal’ın Seyyid Harun Camii önündeki üç kümbet üzerine gerçekleştirdiği sanat tarihi araştırmasıdır. Ünal, mezar tarihlerini mimari tipolojiyle birlikte değerlendirerek özellikle “Rüstem Bey Türbesi” olarak bilinen yapının en eski mezarı dikkate alınarak “Sultan Hatun Kümbeti” olarak adlandırılmasının daha uygun olabileceğini ileri sürmüştür.


Dördüncü kaynak grubu Osmanlı vakıf ve muhasebe kayıtlarıdır. Ayşe Değerli ve Yusuf Küçükdağ’ın Seydişehir tasavvuf yapıları üzerine çalışması, şehirde beylikler ve Osmanlı dönemlerinde çok sayıda tekke ve zaviyenin varlığını ortaya koymuş, Rüstem Bey zaviyesi ile vakfının Osmanlı dönemindeki devamlılığını incelemiştir. Çalışma, Seydişehir’de toplam otuz sekiz tekke ve zaviyenin tespit edildiğini belirtmektedir. (Açık Erişim⁠)


Son olarak Hamit Şafakcı’nın 2024 tarihli araştırması, Turgutoğullarının daha geniş siyasî ve askerî bağlamını yeniden değerlendirmek için kullanılmıştır. Şafakcı, Turgutoğullarının Karamanoğulları döneminde Konya ve çevresindeki önemini vurgulamakta ve ailenin Osmanlı hâkimiyetinin kurulması sırasında da etkisini sürdürdüğünü göstermektedir. (DergiPark⁠)


2. Sultan Hatun mezarı ve Turgutoğlu soyunun epigrafik başlangıcı


Akyurt’un numaralandırmasında ilk mezar Sultan Hatun’a aittir. Akyurt, kitabenin Karamanoğulları emirlerinden ve Turgutoğullarından Emir Şah Bey’in kızı Sultan Hatun’a ait olduğunu açık biçimde belirtir. Ölüm tarihini 8 Şaban 825 olarak verir.


Oral’ın daha sistematik epigrafik okuması Sultan Hatun’un nesebini daha açık hale getirir. Kitabe Sultan Hatun’u:


Sultan Hatun bint Emir Şah Bey ibn Turgut Bey


şeklinde tanımlamaktadır.


Bu ifade, Seydişehir’deki mezarın Turgutoğlu soyuna bağlanması açısından son derece önemlidir. Çünkü soy zinciri doğrudan mezar taşı üzerinde:


Turgut Bey → Emir Şah Bey → Sultan Hatun


şeklinde takip edilebilmektedir.


Sultan Hatun’un 8 Şaban 825/1422 yılında öldüğü konusunda Akyurt, Oral ve Ünal’ın okumaları temel olarak uyuşmaktadır. Küçük farklılıklar esas olarak hicrî tarihin miladî karşılığı veya haftanın gününün hesaplanmasıyla ilgilidir. Bu nedenle akademik kullanımda öncelik taşın üzerindeki 8 Şaban 825 tarihine verilmelidir.


Sultan Hatun’un Seydişehir’de gömülü bulunması, Emir Şah ailesi ile şehir arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Ancak bu ilişkinin doğrudan siyasî hâkimiyet mi, evlilik mi, akrabalık mı yoksa vakıf ağı üzerinden mi kurulduğu henüz açık değildir.


3. Halil Bey oğlu Emir Rüstem Bey


Türbedeki en önemli mezarlardan biri Rüstem Bey’e aittir. Oral’ın okumasına göre mezar kitabesinde Rüstem:


“el-emîrü’l-kebîr Rüstem Bey bin Halil Bey”


olarak tanımlanmaktadır.


Bu ifade iki nedenle önemlidir. İlk olarak Rüstem’in babasının Halil Bey olduğu doğrudan epigrafik olarak kesinleşmektedir. İkinci olarak kullanılan el-emîrü’l-kebîr, yani “Büyük Emir” unvanı onun sıradan bir cemaat mensubu olmadığını, yerel siyasî ve askerî elit içerisinde bulunduğunu göstermektedir.


Oral’ın kitabe tercümesinin özeti:


“Büyük Emir Halil Bey oğlu Rüstem Bey, 843 yılı Safer ayında öldü.”


şeklindedir.


Buna göre ölüm tarihi Safer 843/1439 yılıdır.


Rüstem’in sandukası aynı zamanda dönemin seçkin mezar kültürü açısından dikkate değerdir. Kitabede Kur’an ayetleri yanında Farsça hikemî şiirler bulunmaktadır. Oral bu Farsça dizelerin bir kısmını Sa‘dî-i Şîrâzî’nin Gülistan’ıyla ilişkilendirmiştir. Oral’ın 1956 tarihli araştırmasının Turgutoğullarının yalnız siyasî rollerini değil, sanat ve kültür eserlerini de incelemeyi amaçladığı görülmektedir. (DergiPark⁠)


Akyurt’un Türkçeye aktardığı Farsça metnin özü dünyanın faniliğidir: dünya kimseye kalmaz; mala ve mülke güvenilmemeli; ölüm karşısında hükümdarla fakirin akıbeti aynıdır.


Bu metin, Rüstem Bey çevresinin İslâmî ve Farsî edebî kültürle ilişkisine dair önemli bir gösterge olarak değerlendirilebilir.


4. Ali Bey mezarı ve Akyurt transkripsiyonundaki okuma problemi


Akyurt’un daha önce hazırlanmış OCR destekli transkripsiyonunda Ali Bey’in baba adı “Bekir Bey” şeklinde görünmektedir.


Bu okuma güvenilir değildir. Oral’ın doğrudan mezar taşı incelemesi ve Ünal’ın sonraki kontrolü kişinin:


Ali Bey bin Rüstem Bey


olduğunu açık biçimde göstermektedir.


Kitabenin ölüm kaydı:


Rebîülevvel 843


tarihlidir.


Böylece epigrafik olarak:


Rüstem Bey → Ali Bey


ilişkisi kesindir.


Bu tespit, yalnız OCR hatasının düzeltilmesi açısından değil, Seydişehir Turgutoğlu kolunun şeceresinin kurulması açısından da önemlidir.


Ayrıca Rüstem Bey Safer 843’te, Ali Bey ise hemen ardından Rebîülevvel 843’te ölmüştür. Baba ve oğlun birbirini takip eden hicrî aylarda ölmesi dikkat çekicidir.


Bunun ortak bir salgın, askerî olay veya başka bir krizle bağlantılı olup olmadığı bilinmemektedir. Mevcut kaynaklar ölüm nedenlerini açıklamadığından, bu konuda kesin bir yorum yapılması doğru değildir.


5. Dürrühant Hatun


Akyurt’un transkripsiyonunda isim “Derhant” biçiminde görünmekle birlikte daha sonraki epigrafik çalışmalarda tercih edilen okuma Dürrühant Hatun’dur.


Akyurt, mezarı açıkça “büyük emir Rüstem Bey’in kızı” olarak tanımlamaktadır ve ölüm tarihini Muharrem 832/1428 olarak vermektedir.


Oral ve Ünal da aynı soy ilişkisini doğrular:


Dürrühant Hatun bint Rüstem Bey.


Bu durumda Rüstem ailesinin kesin olarak belgelenen çocukları en az:


Ali Bey ve Dürrühant Hatun


olmaktadır.


Dürrühant’ın 832/1428 yılında ölmesi, babası Rüstem’den yaklaşık on yıl önce vefat ettiğini göstermektedir.


6. Mustafa oğlu Yusuf ve mezar numaralandırma problemi


Akyurt ile Oral’ın mezarları aynı sıra numaralarıyla vermediği anlaşılmaktadır. Bu durum daha sonraki araştırmalarda önemli bir karışıklık yaratabilir.


Akyurt’un ikinci mezar kaydında OCR’nin bozduğu satırlar arasında “Mustafa” adı ve tarih rakamları seçilmektedir. Oral ise türbedeki daha geç tarihli mezarı açıkça:


Yusuf bin Mustafa, 999 H.


şeklinde okumuştur.


Bu nedenle Akyurt’un ikinci sırada verdiği mezarın Oral’ın Yusuf b. Mustafa olarak tanımladığı mezar olması kuvvetle muhtemeldir.


999 H./1590–91 tarihli bu mezar, diğer dört mezardan yaklaşık bir buçuk asır sonradır. Bundan dolayı Yusuf b. Mustafa’nın Turgutoğlu ailesine mensup olduğu kesin olarak söylenemez.


Bu nokta şecere çalışmalarında özellikle önemlidir: aynı türbe içerisinde gömülmek tek başına biyolojik akrabalığı kanıtlamaz.


7. Sultan Hatun ile Rüstem ailesinin akrabalığı problemi


Seydişehir Turgutoğulları araştırmasının en önemli açık meselesi Sultan Hatun ile Rüstem Bey ailesinin ilişkisidir.


Epigrafik veriler:


Sultan Hatun → Emir Şah Bey’in kızı


ve


Rüstem Bey → Halil Bey’in oğlu


olduğunu göstermektedir.


Dolayısıyla Sultan Hatun ile Rüstem’in doğrudan kardeş oldukları yönündeki yerel anlatılar mevcut mezar taşlarıyla doğrulanmamaktadır.


Oral, Sultan Hatun’un Rüstem’in ailesinden veya yakın akrabalarından biri olabileceğini düşünür; fakat kesin bir şecere bağı kurmaz. Nitekim Oral’ın hazırladığı büyük Turgutoğlu şeceresinde Halil–Rüstem–Ali/Dürrühant kolu ana Emir Şah–Pir Hüseyin zincirine kesin olarak bağlanamamıştır.


Bundan dolayı mevcut verilere göre iki ayrı kol çizmek gerekir:


Turgut Bey → Emir Şah Bey → Sultan Hatun


ve


? → Halil Bey → Rüstem Bey → Ali Bey / Dürrühant Hatun.


İki kolun Turgutoğlu ailesine mensubiyeti kuvvetli olmakla birlikte hangi nesilde birleştiği belirsizdir.


8. Türbenin adı: Rüstem Bey Türbesi mi, Sultan Hatun Kümbeti mi?


Literatürde yapının adlandırılması konusunda iki gelenek vardır.


Oral yapıyı “Seydişehir’de Rüstem Bey Türbesi” olarak adlandırır.


Ünal ise mezar kronolojisine bakarak farklı bir yaklaşım benimser. Türbedeki en eski tarihli mezar Sultan Hatun’a ait olup 825/1422 tarihlidir. Rüstem ve Ali ise 843/1439’da ölmüştür.


Bu nedenle Ünal, yapının ilk inşa evresinin Sultan Hatun’la ilişkili olabileceğini düşünür ve “Sultan Hatun Kümbeti” adlandırmasını tercih eder.


Bu yaklaşım kronolojik bakımdan güçlüdür ancak yapının kesin bir inşa kitabesi bilinmediği için yalnız mezar tarihinden hareketle ilk baninin kesin biçimde Sultan Hatun olduğunu söylemek mümkün değildir.


Osmanlı vakıf kayıtlarında ise yapı daha sonra Rüstem Bey Türbesi adıyla tanımlanmaktadır.


Bu nedenle en uygun akademik kullanım:


“Sultan Hatun Kümbeti (Osmanlı vakıf kayıtlarında Rüstem Bey Türbesi)”


şeklinde görünmektedir.


9. 1483 tarihli vakıf kaydı ve Seyyid Harun ailesi


Rüstem Bey ailesinin Seydişehir’deki etkisinin yalnız mezar taşlarıyla sınırlı olmadığı Osmanlı vakıf kayıtlarından anlaşılmaktadır.


Değerli ve Küçükdağ’ın Seydişehir’de tasavvuf kurumları üzerine araştırması, Rüstem Bey’e ait bir zaviye ve türbe vakfının bulunduğunu göstermektedir. Seydişehir’in beylikler ve Osmanlı dönemlerinde yoğun bir tekke ve zaviye ağına sahip olduğu da aynı araştırmada ortaya konulmaktadır. (Açık Erişim⁠)


1483 tarihli Murad Çelebi Defteri’nde Rüstem Bey türbesine ait vakıf arazileri bulunmaktadır. Tollar mezrası, Karakız çevresindeki topraklar ile Manastır ve Çokrağan sahasındaki gelirlerin vakıfla bağlantılı olduğu görülmektedir.


Daha da önemlisi, 1483’te vakfın mütevellisi:


Seyyid Harun evladından Hüsnü Baba


olarak kayıtlıdır.


Bu kayıt Turgutoğlu ailesi ile Seyyid Harun çevresi arasındaki ilişkinin yalnız mekânsal olmadığını göstermektedir.


Turgutoğlu ailesinin hanedan mezarlığı Seyyid Harun külliyesi içine yerleşmiş; daha sonraki dönemde Rüstem Bey vakfının yönetimi Seyyid Harun soyundan bir kişinin eline geçmiştir.


Bu durum iki seçkin çevre arasında vakfî ve kurumsal bir ittifak bulunduğunu düşündürmektedir.


10. 1530’da Rüstem Bey vakfının devamı


Rüstem Bey vakfı 1483 sonrasında da ortadan kalkmamıştır.


1530 tarihli Karaman muhasebe kayıtlarında vakıf:


“Seydi şehrinde vakf-ı türbe-i Rüstem Bey nezd-i türbe-i Seyyid Harun”


olarak zikredilmektedir.


Bu tanımlamanın kendisi dahi önemlidir. XVI. yüzyıl Osmanlı bürokrasisi Rüstem Bey türbesini, Seyyid Harun türbesine yakınlığıyla tarif etmektedir.


Böylece Seyyid Harun–Turgutoğlu mekânsal ilişkisi yalnız modern sanat tarihçilerinin gözleminden değil, Osmanlı mali kayıtlarının terminolojisinden de izlenebilmektedir.


1530 kaydında vakfa bir mezraa, iki parça arazi ve yaklaşık 300 akçe gelir kaydedildiği anlaşılmaktadır.


Bu durum XV. yüzyıl ortalarında ölen Rüstem Bey’in vakıf kurumunun yaklaşık bir asır sonra hâlâ faal bulunduğunu göstermektedir.


11. Turgutoğullarının geniş siyasî bağlamı


Seydişehir’deki aileyi yalnız yerel tarih içerisinde değerlendirmek yeterli değildir.


Turgutoğulları Karamanoğulları siyasî dünyasının önemli askerî ailelerinden biridir. Şafakcı’nın 2024 tarihli çalışması Turgutoğullarının Konya ve çevresinde Karamanoğulları döneminde önemli roller üstlendiğini ve Osmanlıların Karaman bölgesini ele geçirmesinden sonra da siyasî etkilerinin hemen sona ermediğini göstermektedir. (DergiPark⁠)


Turgutlu askerî unsurları XIV. yüzyıl sonu Osmanlı–Karaman mücadelelerinde de görülmektedir. Frenkyazısı Savaşı bağlamında Şikârî’nin Turgutoğlu Ali Bey adını vermesi özellikle dikkat çekicidir.


Oral, Şikârî’nin bu Ali Bey’inin Seydişehir’de gömülü Rüstem oğlu Ali olabileceğini düşünmüştür.


Ancak kronolojik ve prosopografik kanıtlar henüz bu özdeşliği kesinleştirmeye yeterli değildir.


Bu nedenle iki şahıs şimdilik ayrı tutulmalı, yalnız:


“özdeşleştirilmesi teklif edilmiştir”


ifadesi kullanılmalıdır.


12. Seydişehir Turgutoğullarının sosyal profili


Mezar kitabeleri ve vakıf belgeleri birlikte değerlendirildiğinde Seydişehir Turgutoğulları üç boyutlu bir elit grup olarak görünmektedir.


Birincisi askerî-siyasî statüdür. Rüstem Bey’in “el-emîrü’l-kebîr” unvanı bunun doğrudan epigrafik kanıtıdır.


İkincisi vakıf kuruculuğudur. Rüstem Bey türbesi ve zaviyesi uzun süre gelir üreten bir kurumsal yapıya dönüşmüştür.


Üçüncüsü kültürel profildir. Rüstem’in mezar taşında Kur’an ayetleriyle birlikte Sa‘dî’nin Gülistan geleneğine bağlanan Farsça hikemî şiirin bulunması, ailenin yüksek İslâmî-Farsî edebî kültürle ilişkisini göstermektedir.


Buna Seyyid Harun çevresiyle kurulan ilişki de eklendiğinde Seydişehir’deki Turgutoğlu varlığının yalnız askerî güç üzerinden açıklanamayacağı görülür.


Aile aynı zamanda dinî meşruiyet ve vakıf ekonomisi içinde konumlanmıştır.


13. Sonuç


Mehmet Yusuf Akyurt’un 1938 Seydişehir saha kayıtlarının M. Zeki Oral’ın 1956 tarihli epigrafik araştırması ve R. Hüseyin Ünal’ın 1976 tarihli mimarlık tarihi incelemesiyle karşılaştırılması, Seydişehir’deki Turgutoğlu mezar grubunun temel kimlik ve tarihlerinin büyük ölçüde güvenilir biçimde belirlenebildiğini göstermektedir.


Epigrafik olarak iki soy parçası kesin biçimde kurulabilmektedir:


Turgut Bey → Emir Şah Bey → Sultan Hatun


ve


Halil Bey → Emir Rüstem Bey → Ali Bey / Dürrühant Hatun.


Bununla birlikte bu iki kolun hangi nesilde birleştiği bilinmemektedir.


Bu nedenle Sultan Hatun’un Rüstem Bey’in kız kardeşi olduğu veya Halil Bey’in Emir Şah’ın oğlu olduğu şeklindeki bağlantılar mevcut belgeler tarafından desteklenmemektedir.


Akyurt’un OCR destekli modern transkripsiyonunda görülen “Bekir Bey oğlu Ali” biçimindeki okuma ise Oral ve Ünal’ın epigrafik çalışmaları sayesinde düzeltilmektedir. Doğru kimlik Rüstem Bey oğlu Ali Bey’dir.


Rüstem Bey’in mezar kitabesinde taşıdığı “el-emîrü’l-kebîr” unvanı ve türbeye bağlı zaviye-vakıf sistemi, onun Seydişehir’de güçlü bir yerel emir olduğunu göstermektedir.


1483’te Rüstem Bey vakfının yönetiminin Seyyid Harun evladından Hüsnü Baba’da bulunması, Turgutoğlu aristokrasisi ile Seyyid Harun’un dinî ailesi arasında kurumsal bir bağ bulunduğuna dair güçlü bir göstergedir.


1530’da vakfın hâlâ “Seyyid Harun Türbesi yakınındaki Rüstem Bey Türbesi Vakfı” adıyla kayıtlı olması bu ilişkinin sürekliliğini ortaya koymaktadır.


Sonuç olarak Seydişehir’deki Turgutoğulları, yalnız Karaman siyasî tarihinin çevresel bir uzantısı değildir. XV. yüzyılda şehirde mezarlık, zaviye ve vakıf ağı oluşturan; Seyyid Harun çevresiyle kurumsal ilişki geliştiren ve yüksek emirlik statüsü taşıyan yerel bir hanedan kolundan söz etmek mümkündür.


Bundan sonraki araştırmada üç mesele önceliklidir: Emir Şah–Halil–Rüstem arasındaki kayıp şecere halkasının bulunması; 843/1439 yılında Rüstem ile Ali’nin birbirini izleyen aylardaki ölümlerinin tarihî bağlamının açıklanması; Fatih ve II. Bayezid dönemi tahrirlerinde Rüstem Bey vakfına ait mülk ve görevlilerin geriye doğru takip edilmesi.


Kaynakça


Akyurt, Mehmet Yusuf. Resimli Türk Âbideleri, Cilt II, Seydişehir bölümü. 1938 tarihli saha kayıtları.


Değerli, Ayşe – Küçükdağ, Yusuf. “Beylikler ve Osmanlı Döneminde Seydişehir’de Tasavvuf.” Türk-İslâm Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi 16.


Erdoğru, Mehmet Akif. “Murad Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilâyetinde Vakıflar.” Tarih İncelemeleri Dergisi.


Oral, M. Zeki. “Turgutoğulları, Eserleri-Vakfiyeleri.” Vakıflar Dergisi 3 (1956): 31–63.


Şafakcı, Hamit. “Turgutoğlu Musa Bey ve İlişkileri.” Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi 12/38 (2024): 491–511. DOI: 10.33692/avrasyad.1402862.


Ünal, R. Hüseyin. “Seyid Harun Camii ve Önündeki Üç Kümbet.” Sanat Tarihi Yıllığı 6.


Uzluk, Feridun Nafiz. Fatih Devrinde Karaman Eyaleti Vakıfları Fihristi.


Şikârî. Karamannâme, çeşitli neşirler

Yorumlar (0)

İlk yorumu siz yapın.

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.