18 Ağustos 2026, Salı 💵 💶 🥇
SON DAKİKA
MAKALE

Modern Hayat Bize Ne Yaptı Böyle? Abdullah Avcu yazdı

İtiraf edelim: Çoğu sabah uyanırken içimizden bir "Oh be" hissi gelmiyor artık. Günün ilk ışıkları, sevdiğimiz şarkının dizeleri, en sevdiğimiz yemeğin tadı bil…

18.08.2026 11:49 78 okunma 0 yorum
Yazı boyutu
Modern Hayat Bize Ne Yaptı Böyle?  Abdullah Avcu  yazdı



İtiraf edelim: Çoğu sabah uyanırken içimizden bir "Oh be" hissi gelmiyor artık. Günün ilk ışıkları, sevdiğimiz şarkının dizeleri, en sevdiğimiz yemeğin tadı bile bizi eskisi gibi sarmıyor. Bunu fark ettikçe, aylardır hatta yıllardır böyle yaşadığımızı anlıyoruz. En can yakıcı yanı, bu durumu normalleştirmiş olmamız.

#####

Eskiden bizi heyecanlandıran her şey, şimdi düz bir çizgi gibi. Hafta sonu tatili, yeni bir hobi, arkadaşlarla buluşmak... Tüm bunlar zihnimizde "uğraşılması gereken işler" listesine dönüştü. Oysa bir zamanlar hayatımızın anlamıydı, enerji kaynağımızdı. Şimdi bir şeyler yapıyoruz ama içimizde o kıpırtı yok. Başarıyoruz ama kutlamıyoruz. Gülüyoruz ama kahkahamız kulağımıza yabancı.

#####

Bu hissizliği tarif etmek çok zor. Kimseye "Hiçbir zevk alamıyorum" diyemiyoruz çünkü kulağa abartılı geliyor. Oysa gerçek: Bir başarı elde ettiğimizde içimizde ufak bir ışık bile yanmıyor. Yemek yiyoruz ama lezzet almıyoruz. Sevdiklerimizle sohbet ediyoruz ama kelimeler havada kalıyor. Hayat devam ediyor, biz devam ediyoruz ama ruhumuz adeta bir kenara çekilmiş, olan biteni izliyor.

#####

En kötüsü, bu halin bize "normal" gelmeye başlaması. Bir süre sonra "Ben zaten böyleyim" diyerek kendimizi teselli ediyoruz. Oysa değiliz. Eski fotoğraflara bakıp "Neşeli bir insandım" derken içimizden bir ses "Hâlâ öylesin" diyor ama inanmıyoruz. O neşenin yerini tarifsiz bir ağırlık almış. Ağlamıyoruz bile, sadece duruyoruz.

#####

Hayata karşı ilgisizleşmek ise daha ürkütücü. Haberleri okuyoruz ama umursamıyoruz. Bir arkadaşımızın başarısına sevinemiyor, bir başkasının acısına üzülemiyoruz. Dünyada olup biten her şey, televizyon ekranındaki görüntü kadar uzak. Sevdiklerimizin sıkıntılarını dinliyoruz ama içimizden "Neden bu kadar abartıyor?" geçiyor. Ne kadar bencilce olduğunu biliyoruz ama hissetmiyoruz.

#####

Peki ne zaman fark ettik bunları? Belki bir akşam yürüyüşte, belki bir dostun "Çok değiştik" dediği o an. Ya da gökyüzüne baktığımızda içimizden hiçbir şey geçmediğini fark ettiğimiz o saniye. O an anlıyoruz ki bu bir "kötü gün" değil, bizi saran uzun ve sessiz bir fırtına.

#####

Burada durup düşünmek lâzım: Neden böyleyiz? Belki çok yorulduk, belki hayal kırıklıkları birikti, belki de hayatın anlamını kaybettik. Ama itiraf edelim ki bu gidişat bizi biz yapmıyor. Neşemiz, heyecanımız, üzülme cesaretimiz, öfkelenme hakkımız hep bizimdi. Şimdi onları arıyoruz ama nerede olduklarını bilmiyoruz.

#####

Belki de yapmamız gereken, hayatın anlamını yeniden sorgulamak. Neden buradayız? Ne için çabalıyoruz? Bu sorulara vereceğimiz cevaplar, içimizdeki o sönük ateşi körükleyebilir. Anlam arayışı, zevk arayışından daha derin ve kalıcıdır. Sadece "iyi hissetmek" değil, "bir amaca bağlanmak" ruhumuzu yeniden canlandırabilir. Yapacağımız işi, baktığımız insanı, yaşadığımız anı anlamlandırmak... Küçük ama sağlam bir amaç bulmak.

#####

Çünkü biliyoruz ki hayat, neşe doruklarında değil, anlam köprülerinde yürünür. O köprüyü yeniden kurmak için önce hissizliğimizi kabul etmeli, sonra neden burada olduğumuzu hatırlamalıyız. Kolay değil, ama imkânsız da değil.

#####

En önemlisi, biz de biliyoruz: Hiçbir duygu kalıcı değil, ne acı ne neşe ne de bu donukluk. O yüzden belki bugün, sadece bugün, içimizdeki o küçük kıpırtıyı aramaya karar vermeliyiz. Bir fincan çayda, bir dostun gözlerinde, hatta bu satırlarda. Çünkü hissetmek, yaşamanın kendisidir. Ve biz, hissetmeyi hak ediyoruz.

#####

Abdullah Avcu

Seydişehir, 18.08.2026

Yorumlar (0)

İlk yorumu siz yapın.

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.