Dolar 49,3358 yükseldi Euro 55,2068 yükseldi Gram Altın 6.649,44 yükseldi
Foto Video Künye 13° SEYDIŞEHIR HABER
SON DAKİKA Tümü
Güneş Özel Öğretim — Üst Banner 6:1
SEYDİŞEHİR

1909’DA SEYDİŞEHİR: AHMET ŞERİF’İN KALEMİNDEN HALK, KAYMAKAM VE “AÇIZ, BİR PARÇA EKMEK” DİYEN MAHPUSLAR

Tanin gazetesi muharriri Ahmet Şerif, 1909 sonbaharında çıktığı Anadolu seyahatinde Beyşehir’den sonra Seydişehir’e geldi. Burada birkaç gün kalan seyyah-gazete…

13.10.2026 06:19 0 yorum
1909’DA SEYDİŞEHİR: AHMET ŞERİF’İN KALEMİNDEN HALK, KAYMAKAM VE “AÇIZ, BİR PARÇA EKMEK” DİYEN MAHPUSLAR

Tanin gazetesi muharriri Ahmet Şerif, 1909 sonbaharında çıktığı Anadolu seyahatinde Beyşehir’den sonra Seydişehir’e geldi. Burada birkaç gün kalan seyyah-gazeteci, Seydişehir’de özellikle halk ile Kaymakam Mehmed Sadi Bey arasındaki ilişkiye dikkat çekti. 22 Eylül 1909’da Konya’dan kaleme aldığı mektubunda bir taraftan pazara gelen köylülerin hükümet dairesindeki hâlini, diğer taraftan hapishanenin acı durumunu anlattı. Yazının sonunda ise Seydişehir Kaymakamı’nı överek gördüğü tabloyu “ferdin değil, gençliğin zaferi” olarak nitelendirdi.


Ahmet Şerif’in gezi mektupları önce Tanin gazetesinde yayımlandı; daha sonra Anadolu’da Tanin adıyla Osmanlı harfleriyle kitaplaştırıldı. İlk baskının Tanin Matbaası’nda yapıldığı ve 336 sayfa olduğu bibliyografik kayıtlardan doğrulanmaktadır. Chicago Üniversitesi Osmanlı tarih kaynakları kataloğunda eser 1325 [1909], nadir eser kataloglarında ise 1326 tarihiyle kayıtlıdır. 1977’de Çetin Börekçi tarafından hazırlanan yeni baskıda Seydişehir anlatısı “Konya, 22 Eylül 1909” başlığı altında s. 66–69’dadır.


AHMET ŞERİF’İN SEYDİŞEHİR ANLATISI


Özgün dile sadık Latin harfli transkripsiyon


Önemli not: 1977 baskısı bazı Osmanlıca kelimeleri günümüz Türkçesine sadeleştirmiştir. Aşağıdaki metinde, anlamı ve karşılığı açık olan yerlerde ahvâl-i umûmiye, erbâb-ı mesâlih, ahvâl-i rûhiye, kavânîn, salâhiyet, kuvve-i icrâiye gibi Ahmet Şerif’in dönem diline ait biçimler yeniden korunmuştur. Fakat 1325/1326 tarihli Osmanlı harfli nüshanın ilgili sayfa görüntüsünü henüz satır satır karşılaştırmadığımız için bunu “diplomatik tıpkı transkripsiyon” değil, özgün dile sadık ilmî transkripsiyon olarak değerlendirmek gerekir.


Konya, 22 Eylül 1909


Eylülün on dokuzuncu Pazar günü yola çıkarak Salı günü Konya’ya vardım.


Seydişehir’in ahvâl-i umûmiyesi hakkında ma‘lûmât vermeğe çalışacağım. Diğer kazalardan farklı değildir. Zaten büyük Konya vilâyeti dâhilinde birkaç kaza ve köy görmek, vilâyetin yeknesak ve durgun hayatını, halkın ahvâl-i içtimâiyesini anlamak için kâfidir. Bunun için mektubu uzatmayarak nazar-ı dikkatimi celbeden ve benim için bir medâr-ı iftihar olan bir noktadan bahsetmek isterdim.


Seydişehir’in galiba ayda yüz elli kuruşa kiralanmış olan hükümet dairesinde, kaymakamın odasında oturuyordum. O gün şehrin pazarı olduğu için köylüler gelmiş, şehrin uyuyan hayatında muvakkat bir canlılık uyandırmışlardı.


Bu sebeple hükümete gelip giden köylüler, erbâb-ı mesâlih fazla idi ki bunlardan bazıları mültezimlerden şikâyet etmek veya başka işler için kaymakamlık odasına da uğruyorlardı.


Dikkat ediyor, kaymakama gelen köylüleri baştan aşağı süzüyor ve ruhlarına, ahvâl-i rûhiyelerine nüfuz etmeğe çalışıyordum.


Köylü kaymakamın huzuruna gülen bir yüzle; işinin âdilâne, doğru görüleceğine, karşısındaki memurun derdine bir devâ vereceğine emin bir tavırla giriyordu. Söylüyor; hiç sıkılmayarak, çekinmeyerek, bir baba gibi kabul ettiği kaymakamına işini, uğradığı haksızlığı anlatıyordu.


Kaymakam da dinliyor, emniyet veriyor ve tatlılıkla derhal filân köyün mültezimine Aşâr Nizamnâmesi ahkâmına tevfîkan hareket etmesi için resmî bir yazı yazılmasını emrediyor; tapu kâtibini çağırtarak bu köylünün tarla ve arazi işinde şu yolda hareket etmesini ihtar ediyordu.


Bunu gören köylü, saf-dil Mehmed ise, işinin doğru görüleceğinden emin olmuş, içeri girerken kalbindeki emniyet hissi daha da artmış olduğu hâlde sevinerek hükümetine, kaymakamına dilinin döndüğü kadar dualar ederek dışarı çıkıyordu.


Ahmet Şerif bundan sonra gördüğü manzaranın tesadüf olmadığını özellikle vurgular:


Yapılan işte kullanılan sözler, tavırlar ve tarz-ı muâmele anlatıyordu ki kaymakam ile köylü samimî bağlarla birbirlerine bağlıdırlar.


Gerçi kaymakamın bulduğu çareler kitaplardan, kavânîn mecmualarından alınmış şeyler değildi. Lâkin o, memuriyet yaptığı muhiti, kaymakamlık edeceği halkın ahvâl-i rûhiyesini, hissiyât ve ihtiyacâtını tetkik etmiş; köylülerle münasebet kurarak onların elemlerini ve kederlerini, sevinçlerini öğrenmiş; ağızlarından çıkan bir sözle ne demek istediklerini anlamak yolunu bulmuş idi.


İşte onu muvaffak eden, halka sevdiren, bu tetkiklerden çıkardığı tecrübenin ve usûlün münasip vesilelerle idareye tatbiki idi.


Fakat şâyân-ı dikkattir ki bu tecrübe otuz senelik, kırk senelik değil, bir iki senelik memuriyet hayatının mahsulü bulunuyordu.


Ahmet Şerif buradan bir idarecilik prensibi çıkarır:


Bir memur, bilhassa bir idare memuru için şahsî kabiliyet ve meziyetleri kadar bulunduğu muhiti ve halkı tamamen tanımak lâzımdır.


Bu şartları kendisinde cem‘ eden memur, ne kadar dar ve çorak bir saha içinde mahsur kalırsa kalsın yine iyi neticeler elde edebilir.


Ardından sözü bizzat Seydişehir Kaymakamı’na bırakır. Metnin en dikkat çekici bölümlerinden biri budur:


Şimdi bir de kaymakamı dinleyelim. Çünkü onun da müşkilâtı, dertleri var. Diyor ki:


“Memuriyetimize verilen salâhiyetler pek kapalı ve anlaşılmaz, kanunların ve alınan emirlerin hükümleri ise pek mübhemdir. Buna arkadaşlarımızın vaziyetini, onlara tamamıyla itimat edememek hâlini de ilâve ederseniz ne kadar müşkilât içinde, ne derece mahdut bir sahada çalışıldığını anlarsınız.


İstediğiniz kadar yenilik ve faaliyet göstermeğe uğraşınız, makâm-ı âlîleri rahatsız ediniz; yalnız şekli ve ibaresi değişen cevapların hulâsasından:


‘İdare-i maslahat et!’


emrinden başka bir mâna çıkaramazsınız.”


SEYDİŞEHİR HAPİSHANESİNDE AÇLIK VE SOĞUK


Kaymakamın sözleri daha sonra Seydişehir hapishanesine gelir:


“Meselâ hapishanemizin hâli malûmdur…


Bu sene vilâyet emrine verilen tahsisattan kaza hapishanesine vilâyet tarafından senede sekiz yüz küsur kuruş ayrılıyor.


Hâlbuki riyazî bir katiyetle sabittir ki bu miktar hapishanenin ekmek, gazyağı ve kışın odun masraflarını idare ve temin edemez.


Bunları en ince teferruatına kadar vilâyet merkezine yazınız, üzerinde durunuz… Sonra alacağınız kat‘î cevap:


‘Şimdiye kadar nasıl idare ediliyorsa bundan sonra da öyle yapılsın!’


cevabı olsun.


Biz açlıktan, pek şiddetli devam eden kışın tesiriyle hapishanede adam öldüğünden bahsetmiştik.


İnsan bu cevaptan: ‘Şimdiye kadar nasıl aç kalıyorlarsa, soğuktan adam ölüyorsa yine öyle devam etsin; ekmeksiz kalsınlar, donsunlar’ mânasını çıkarmak mecburiyetinde kalıyor.”


Kaymakam merkezî idareye yapılan şikâyetlerin başka bir tehlikesine de işaret eder: şikâyet dilekçelerinin zaman zaman doğrudan doğruya şikâyet edilen memura gönderilmesi. Ardından taşra idaresi hakkında son derece sert bir değerlendirme yapar:


“Biliniz ki bugün iyi kötü taşrayı tutan ve idare eden bir kuvve-i icrâiye değil; halkın mutîâne teslimiyeti, safveti, ahlâkı ve yaratılışındaki fazilettir.


Yoksa meselâ kazası dâhilinde bozulmuş bir yolu tamir etmek, yıkılmış bir köprüyü derhal yaptırmak salâhiyetini vermeyen bir idarenin memurlarından hayır beklemeyiniz.


Bizim günlerimiz kulağımızın dibinde:


‘Açız, bir parça ekmek!’


diye feryat eden zavallı mahpusların iniltilerini işitmekle geçiyor.”


“FERDİN DEĞİL, GENÇLİĞİN ZAFERİ”


Ahmet Şerif, Seydişehir bölümünü dönemin kaymakamı Mehmed Sadi Bey hakkındaki dikkat çekici hükmüyle tamamlar:


“Evsâfını anlatmağa çalıştığım kaymakam işte böyle söylüyor.


Bana gelince, civardaki kazalarda ‘Bu millette kabiliyet yoktur, ıslahı mümkün değildir’ diyen kaymakamlara rağmen, halkın itimadını, sevgisini ve hürmetini kazanmağa muvaffak olan Seydişehir Kazası Kaymakamı Mehmed Sadi Beyefendi’yi burada samimiyetle tebrik etmeyi vicdanî bir vazife addederim.


Zira bu, benim nazarımda ferdin değil, gençliğin zaferidir.”


Seydişehir salnâmeleri üzerine hazırlanan araştırmada da 1868–1908 arasındaki kaymakamlar arasında Sadi Bey kayıtlıdır; böylece Ahmet Şerif’in seyahat anlatısındaki idarî şahıs ayrıca salnâme verileriyle de desteklenmektedir. cilt-19-sayi-37-30-eylul-2020 (1).pdf


⸻


BUGÜNÜN TÜRKÇESİYLE AHMET ŞERİF’İN SEYDİŞEHİR ANLATISI


Ahmet Şerif, 19 Eylül 1909 Pazar günü Seydişehir’den ayrılır ve salı günü Konya’ya varır. Konya’dan yazdığı mektubunda Seydişehir’in genel durumunun bölgedeki diğer kazalardan çok farklı olmadığını söyler. Ona göre Konya vilâyetinde birkaç kasaba ve köyü görmek, taşranın ağır ve durağan hayatını anlamak için yeterlidir.


Fakat Seydişehir’de özellikle dikkatini çeken bir şey vardır: Kaymakam ile köylüler arasında alışılmadık derecede güçlü bir güven ilişkisi.


Ahmet Şerif, ayda yaklaşık 150 kuruşa kiralanan hükümet dairesinde kaymakamın odasında otururken şehrin pazar günü olduğunu görür. Köylerden çok sayıda insan gelmiştir. Bazıları vergi tahsildarlarından ve mültezimlerden şikâyet etmekte, bazıları arazi ve tapu meselelerini anlatmaktadır.


Ahmet Şerif gelen köylüleri dikkatle gözlemler. Köylülerin kaymakamın odasına korkarak değil, işlerinin adaletle görüleceğine inanarak girdiklerini fark eder. Köylü, kaymakamı kendisine uzak bir devlet görevlisi gibi değil, derdini anlatabileceği bir “baba” gibi görmektedir.


Kaymakam köylüyü dinler. Bir köylü mültezimden şikâyet ederse, ilgili mültezime aşar mevzuatına uygun davranması için yazı gönderir. Arazi veya tapu problemi varsa tapu kâtibini çağırıp ne yapılacağını anlatır.


Köylü böylece hükümet dairesinden, kendisine yardım edileceğine inanmış ve kaymakamına dua ederek çıkar.


Ahmet Şerif’e göre kaymakamın başarısının sırrı yalnızca kanun kitaplarını bilmesi değildir. Görev yaptığı bölgeyi ve yönettiği insanları tanımaktadır. Köylünün nasıl düşündüğünü, neye üzüldüğünü, neye sevindiğini ve neye ihtiyaç duyduğunu öğrenmiştir. Bu bilgiyi yönetime uyguladığı için halkın sevgisini kazanmıştır.


Üstelik Kaymakam Mehmed Sadi Bey onlarca yıllık tecrübeye sahip yaşlı bir bürokrat değildir. Ahmet Şerif, onun henüz bir-iki yıllık memuriyet tecrübesine sahip olmasına özellikle dikkat çeker.


Fakat kaymakamın anlattıkları Seydişehir’de idarenin başka bir yüzünü ortaya çıkarır.


Kaymakama göre kanunların verdiği yetkiler açık değildir. Merkezden gelen emirler belirsizdir. Bir sorunu çözmek amacıyla üst makamlara başvurulduğunda çoğu kez elde edilen cevap yalnızca:


“İdare-i maslahat et” — yani “Bir şekilde durumu idare et.”


olmaktadır.


Bu sistemin en acı sonucu Seydişehir hapishanesinde görülmektedir.


Hapishaneye ayrılan yıllık sekiz yüz küsur kuruş, mahpusların ekmeğine, aydınlatmada kullanılan gazyağına ve kışın yakılacak oduna yetmemektedir. Kaymakam durumu vilâyete ayrıntılarıyla bildirmesine rağmen aldığı cevap, mevcut imkânlarla idareye devam edilmesidir.


Oysa kaymakam, hapishanede açlık ve şiddetli soğuk nedeniyle insanların öldüğünü söylediğini anlatır.


Ahmet Şerif’in aktardığına göre mahpusların:


“Açız, bir parça ekmek!”


feryatları kaymakamlık makamından dahi duyulmaktadır.


Bütün bu çaresizliğe rağmen Ahmet Şerif, Seydişehir’de önemli bir farklılık gördüğünü düşünür. Çevrede halkı suçlayan, “bu millet düzelmez” diyen idarecilerin aksine Mehmed Sadi Bey halkın güvenini kazanmıştır.


Bu nedenle 22 Eylül 1909’da kaleme aldığı mektubunu şu çarpıcı değerlendirmeyle bitirir:


“Bu, benim nazarımda ferdin değil, gençliğin zaferidir.”


Kaynakça


Birincil kaynak: Ahmed Şerif, Anadolu’da Tanin, İstanbul: Tanin Matbaası, 1325/1326 [1909–1910], 336 s. Eserin Osmanlı harfli ilk baskısı bibliyografik kataloglarda kayıtlıdır.


Yeni harfli baskı: Ahmet Şerif, Anadolu’da Tanin, yayına hazırlayan Çetin Börekçi, İstanbul: Kavram Yayınları, 1977; “Konya, 22 Eylül 1909”, s. 66–69. Seydişehir metninin tamamı bu bölümde yer almaktadır.


Karşılaştırma kaynağı: Ercan Arslan, “Konya Salnamelerinde Seydişehir (1868–1914)”, Merhaba Akademik Sayfalar, C. 19, S. 37, 30 Eylül 2020. Çalışma, Seydişehir kaymakamları arasında Sadi Bey’i de kaydeder. cilt-19-sayi-37-30-eylul-2020 (1).pdf

Yorumlar (0)

İlk yorumu siz yapın.

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.