Seydişehir’in Geleceği, Geçmişinde Saklı
Birkaç gün önce yapay zeka fotoğrafları eşliğinde sosyal medya hesaplarımda bir paylaşım yapmış, şehrimize dair bir hayali dile getirmiş ve şöyle yazmıştım:
"Çarşı meydanının, Seyyid Harun Veli Camii ve çevresini ziyarete gelen misafirlerle dolup taşması lazım. Seyyid Harun Veli Camii çevresinde, Seyyid Harun Veli ve Turgutoğlu Emir Rüstem Bey'i anlatan broşürler, bilgilendirme panoları veya tanıtım stantları olmalı. İnsanların alışveriş yapabileceği, Seyyid Harun Veli ve Seydişehir temalı hediyelik eşyaların bulunduğu dükkânlar... Seydişehir'in yöresel yemeklerini tadabilecekleri restoranlar, tarih kokan kafeler... Kısacası, ziyaretçilerin yalnızca gelip geçmediği; gezdiği, alışveriş yaptığı, yemek yediği ve güzel hatıralarla ayrıldığı canlı bir çarşı meydanı hayal ediyorum.

Hiçbir şey eskisi gibi değil. Artık insanlar gezmek, bol bol fotoğraf çekip paylaşmak ve para harcamak istiyor. Peki, Seyyid Harun Veli Camii civarında bunları yapabilecekleri bir yer var mı? Maalesef yok. 'Umarım bir gün olur' diyerek tarihe bir not düşelim."
Fotoğrafla desteklenen paylaşımım kısa sürede büyük bir ilgi gördü. Gönderinin Facebook ve Instagram'daki toplam görüntüleme sayısı iki günde iki yüz bini aştı.
Rakam şaşırtıcı, ama asıl düşündürücü olan şu: Bu ilginin büyük kısmı Seydişehirli olmayan kişilerden geldi. Yani birkaç kurgu fotoğraf, hiç tanımadığı bir şehre bu kadar meraklı bakan on binlerce insanı bir araya getirdi.

Peki gerçekte olsa, yüzlerce binlerce kişi Seydişehir'in gerçek fotoğraflarını paylaşsa, nasıl bir etki olurdu?
Artık takkeyi önümüze alıp derinlemesine düşünme vakti.Yıllarca elimizde Etibank Alüminyum Fabrikası gibi dev bir cevher varken, ne alüminyum üzerine yeterli bir yan sanayi geliştirebildik ne de hak ettiğimiz anlamda tam manasıyla bir sanayi kenti olabildik. Hatta eski leblebi ustalarının fabrikada çalışmak üzere işe girmesi yüzünden, köklü leblebicilik kültürümüz bile bitme noktasına geldi.
Şimdi yanı başımızda başka bir nimet olarak Konya-Antalya yolu var. Fakat ne kadardeğerlendirebiliyoruz? Yoldan geçen kaç araç Seydişehir'in içine saparak mola veriyor, ziyaret ediyor?
Ben her zaman söylediğim gibi, bunun yolunun Seyyid Harun Veli Hazretleri'ni öne çıkarmaktan geçtiğini düşünüyorum. Zira bizi diğer tüm şehirlerden ayıran, öne çıkaran ve hiçbir zaman kaybetmeyeceğimiz değer budur.
Bugün akademik anlamda da kabul edilmiş bir gerçek varsa, o da Anadolu ve Balkanlar'da bir şeyh veya derviş tarafından kurulmuş tek şehrin Seydişehir olduğudur.

Anadolu'da Horasan'dan gelen bir şeyh veya dervişin kurduğu yüzlerce köy var ama şehir yok. Üstelik bu anlamda birçok yerleşim yeri eski adını kaybetmişken Seydişehir hâlâ kurucusunun adı ile anılıyor. Seyyidin şehri:Seydişehir.
Peki bunu kaç kişi biliyor ve biz bunu ne kadar katma değere dönüştürebiliyoruz?
Konya-Antalya yoluna dikilecek, Seydişehir'in ilahi bir emirle kurulan kadim bir şehir olduğunu vurgulayan her türlü tabela ve yönlendirme aracı, bu konuda ilk ve en etkili adım olacaktır diye düşünüyorum.
Amerika, Hollywood'da olmayan tarihini pazarlarken, biz neden elimizdeki bu eşsiz tarihi yeterince tanıtamıyoruz?
Oysa o bölgede sadece Seyyid Harun Veli Hazretleri de yok; camiye bitişik konumda Turgutoğlu Emir Rüstem Bey gibi çok önemli bir başka ismin daha türbesi bulunuyor. (Geçmişte yayınladığım Turgutoğulları ile ilgili yazılarımı bu vesileyle yeniden okumanızı öneririm.)
Dışarıdan gelen yolcular sadece klasik bir türbe ziyareti için değil, o mistik ve tarihi havayı solumak, o atmosferi yerinde yaşamak için bile Seydişehir'e dönecektir.
Emir Rüstem Bey ile birlikte yüzyıllar boyu şehrimizin misafirlerini ağırlayan ve doksanlı yıllarda yıkılan Koca Han ile ona bağlı mescit ve çeşmeyi yaptıran Valide Sultan'ın Kethüdası Arslan Ağa'nın isimlerini, bölgede bulunan sokaklarda yaşatabiliriz.Didigi Sultan ve Turgutoğulları bağlantısı nedeniyle bir kat daha önem kazanan Deve Taşı’nı, kendisini geri getirmek mümkün değilse bile, sembolik de olsa hatırlatıp, canlandırabiliriz.
Tabii ki bunlar bir anda olacak şeyler değil. Sadece devlet eliyle beklenecek, devletten umulacak işler de değil. Yerel dinamikler ve sivil inisiyatifler bir yerden elini taşın altına koymalı, ortak bir akıl ortaya konulmalıdır.
Fakat şu an acil olarak, beklemeye tahammülü olmayan en net gerçek varsa o da otopark sorunudur.
Paylaşımlara bu konuda onlarca yorum geldi. Gerek hemşehrilerimizin gerekse dışarıdan gelen misafirlerin dile getirdiği en büyük problem bu. Bu temel mesele çözülmeden, ne turizmden ne de canlanan bir çarşı meydanından söz edebiliriz.
Ben ilk yazıda bir hayal kurmuştum. Ama görünen o ki bu hayal sadece benim değil; binlerce insanın ortak özlemiymiş.
Bu yazı bir hayal değil, bir davettir.
Sevgili Seydişehirliler, Seyyid Harun Veli'nin hikâyesini daha geniş çevrelere anlatmanın, elimizi taşın altına koymanın vakti hâlâ gelmedi mi?
Seyyid Harun Veli'nin bize bıraktığı miras, sadece bir türbe değil; bir şehir kurma iradesidir. O iradeyi yeniden kuşanmak,bu şehirde yaşayan, bu şehri seven herkesin görevidir.
Dün sanayiyi kaçırdık. Bugün turizmi kaçırmayalım.
Çünkü Seydişehir, kaybedecek bir fırsat daha olmayan bir şehirdir.
Ve o irade, hâlâ bizde.
Yeter ki kısır ve faydasız kavgaları bir kenara bırakıp , kenetlenmeyi bilelim...

Son Bir Not;
Yazının başında bahsettiğim paylaşımı 12 Eylül akşamı geç saatlerde yapmıştım. Beş gün sonra, bugün 17 Eylül akşamı, bu yazıyı tamamlayıp gazeteye göndermek üzereyken Belediyemizin Antalya yolu üzerinde bulunan Üreten Kadınlar Pazarı’nı Seyyid Harun Veli Camii civarına da taşıyacağına dair paylaşımını gördüm.
Muhtemelen bu karar daha önceden planlanmıştı. Ancak öyle değilse, paylaşım sonrası birçok kişinin Belediye Başkanımızı etiketleyerek dile getirdiği bu talebe bu kadar hızlı karşılık verilmiş olması gerçekten takdire şayan. Kendisine, bu hayale ortak olan herkes adına teşekkür ediyor; otopark sorununu da bir an önce çözeceğine inanıyorum.
Seydişehir için güzel gelişmelerin başlangıcı olması dileğiyle...
Baki Selamlar
Muhammed Kemal ERDEM
