Dolar 48,6992 yükseldi Euro 55,8986 yükseldi Gram Altın 6.865,89
Foto Video Künye 19° SEYDIŞEHIR HABER
SON DAKİKA Tümü
Güneş Özel Öğretim — Üst Banner 6:1

Karpuzun da Leblebi Gibi Olmasına İzin Vermeyelim



Ben Ziraat Mühendisi Mustafa Yüksel. Bu haftaki köşe yazımda Seydişehir’imizin önemli tarımsal ürünlerinden biri olan karpuzu ele almak istiyorum.


Seydişehir’de, özellikle eski adıyla Bağra, bugün ise Kumluca Mahallesi olarak bildiğimiz bölgemizde karpuz tarımı oldukça yaygın. Üstelik burada yetiştirilen karpuz yalnızca ilçemizde veya bölgemizde değil, lezzetiyle Türkiye’nin farklı yerlerinde de kendine yer bulabilecek kalitede.


Hatta iddialı bir cümle kuracak olursak; İran karpuzu bizim karpuzumuzun yanında sıralamaya giremez desek yeridir.


Peki böylesine kaliteli bir ürün neden üreticisine istediği kazancı sağlayamıyor?


Çünkü son yıllarda ülkemizde karpuz ekiliş alanlarının ve üretimin artması, pazarda arz fazlasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda fiyatlar düşüyor, bazı üreticiler ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalıyor, bazı üreticilerin ise karpuzu elinde kalabiliyor.


Asıl sorumuz burada başlıyor:


Biz bu kadar kaliteli bir ürünü neden yalnızca tarladan çıkıp pazara giden bir ürün olarak görüyoruz?


Seydişehir leblebisinin hikâyesini hatırlayalım


Seydişehir bir zamanlar leblebisiyle anılan bir ilçeydi. Bugün ise Seydişehir leblebisinin geçmişteki şöhretinden aynı ölçüde söz edemiyoruz.


Bunun nedenlerinden biri de pazarlama, markalaşma ve tanıtım eksikliği değil mi?


İşte karpuzun da aynı kaderi yaşamaması gerekiyor.


Karpuzun sadece tarlada yetiştirilen ve sezon geldiğinde satılması gereken bir ürün olmadığını artık görmeliyiz.


Karpuzu işleyelim, markalaştıralım ve Seydişehir’in değerine dönüştürelim.


Örneğin karpuzdan pekmez üretilebilir.


Düşünün…


“Seydişehir Karpuz Pekmezi” adıyla özel bir ambalaj hazırlanıyor. İlçemizin adı ürünün üzerinde yer alıyor. Ürün hediyelik hale getiriliyor.


Devlet kurumlarına, fuarlara, festivallere, üniversitelere ve farklı şehirlere tanıtım amacıyla gönderiliyor. Tadımlar yapılıyor.


Bir kişi ürünü tadıyor, beğeniyor ve nereden geldiğini merak ediyor:


“Seydişehir karpuz pekmezi mi? Seydişehir nerede?”


İşte marka değeri böyle oluşmaya başlar.


Aynı şeyi kurutulmuş karpuz veya farklı karpuz ürünleri için de düşünebiliriz.


Bugün dünyada tarımsal ürünler yalnızca ham madde olarak değil, işlenmiş ve markalaştırılmış ürünler olarak değer kazanıyor.


Bizim de artık aynı anlayışla hareket etmemiz gerekiyor.


Bozkır bize önemli bir örnek gösteriyor


Geçtiğimiz yıllarda İstanbul’a yaptığım bir ziyaret sırasında dikkatimi çeken bir olay olmuştu.


İstanbul’daki halk otobüslerinde Bozkır Belediyesi’nin Aygır Şelalesi ve tahin reklamlarını gördüm.


Açıkçası çok şaşırdım.


“Bozkır’ın tahini İstanbul’daki otobüslerde reklam oluyor” diye düşündüm.


Sonrasında tahin almak için Bozkır’da bir değirmene gittiğimde konuyu üreticiye sordum.


Bana İstanbul’daki reklamların kendileri için büyük bir fırsat olduğunu söylediler.


Hatta Aygır Şelalesi’ne gelen ziyaretçilerin bile arttığını, bazı insanların kendilerine:


“İstanbul’daki otobüslerdeki reklamlardan gördük, buraya geldik.”


dediklerini anlattılar.


Burada çok önemli bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:


Tahin için kullanılan susamın ham maddesi Bozkır’ın kendisinde yetişmiyor.


Ama Bozkır, tahiniyle marka olabiliyor.


O halde bizim soracağımız soru çok basit:


Kendi toprağımızda yetiştirdiğimiz karpuzu neden bir gelir kapısına dönüştüremiyoruz?


Karpuzun çaresini birlikte arayalım


Benim burada amacım yalnızca “karpuz pekmezi yapalım” demek değil.


Asıl söylemek istediğim şudur:


Karpuzun kaderini değiştirecek yollar aramalıyız.


Pekmez olacaksa pekmez…


Kurutulmuş ürün olacaksa kurutulmuş ürün…


Meyve suyu olacaksa meyve suyu…


Belki farklı gıda ürünleri, belki hediyelik ürünler, belki de tamamen yeni ürünler…


Önemli olan karpuzu sadece tarladan çıkan bir ürün olmaktan çıkarıp Seydişehir’in markası haline getirebilmek.


Bunun için üreticiden belediyeye, kamu kurumlarından ticaret ve ziraat kuruluşlarına, girişimcilerden üniversitelere kadar herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor.


Seydişehir karpuzu önce ilçemizde, sonra Konya’da, ardından Türkiye’nin dört bir yanında duyulmalı.


Hatta neden yurt dışına çıkmasın?


Bugün bir ilçenin ürünü doğru reklam, doğru ambalaj ve doğru pazarlama ile binlerce kilometre uzağa ulaşabiliyor.


Karpuzun mahkûs talihini değiştirebiliriz


Üretici tarlasına karpuz ekiyor.


Aylarca emek veriyor.


Suluyor, gübreliyor, mücadele ediyor.


Sonra hasat zamanı geliyor.


Eğer ürün para etmiyorsa bütün bu emek birkaç gün içerisinde boşa gidebiliyor.


Bunun çözümü sadece “daha az karpuz ekelim” demek olmamalı.


Daha fazla değer oluşturalım.


Ürünü işleyelim.


Markalaştıralım.


Tanıtalım.


Paketleyelim.


Seydişehir’in adını ürünün üzerine yazalım.


Çünkü bugün mesele sadece karpuz satmak değil;


Seydişehir karpuzunu bir marka haline getirebilmektir.


Yıllar önce leblebimizle duyurduğumuz Seydişehir’in adını, bugün karpuzumuzla yeniden duyurabiliriz.


Yeter ki karpuzun yalnızca tarlada yetişmediğini, doğru fikirle ekonomik değere ve marka değerine de dönüştürülebileceğini görelim.


Karpuz üreticimizin yüzü gülsün.


Seydişehir kazansın.


Karpuzun da leblebi gibi unutulmasına izin vermeyelim.


Karpuzumuza çare arayalım.


Pekmezse pekmez, kurutmaysa kurutma…


Ama mutlaka bir çıkış yolu bulalım.