HORASAN YOLU VE SEYYİD HARUN VELİ HZ. - 2
Şehirler, yalnızca coğrafi sınırları ve mimari yapıları ifade eden mekanlar değil; içinde barındırdıkları toplumun inanç, kültür ve medeniyet tasavvurunu yansıtan canlı birer varlıktır. Anadolu’nun maddi ve manevi coğrafyasında derin izler bırakmış olan Seydişehir, bu gerçeğin en somut örneklerinden biridir. Manevi iklimin yoğun bir şekilde yaşandığı, yeşilin dingin sulara gölgesinin düştüğü kadim şehir Seydişehir ve onun banisi Seyyid Harun Velî'yi öncelikle mistik ve efsanevi anlatılardan uzak, tarihsel ve sosyolojik gerçekler ışığında ele almamız gerekmektedir. Amaç, rasyonel bir çerçevede Horasan’dan Anadolu’ya taşınan Türklük ateşinin ve irfan mektebinin şehirleşme üzerindeki etkilerini ortaya koymamız gerekmektedir.
Seyyid Harun Velî, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında çok önemli bir yere sahip olan, Horasan kökenli Türk-İslam erenlerindendir. 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başlarında yaşayan Seyyid Harun Velî, Alperenlik geleneğinin en somut örneklerinden biri olarak Seydişehir'in fiziki ve manevi inşasını gerçekleştiren, bölgede yerleşik hayatı başlatan bir irfan önderidir. Ahmed Yesevî öğretisiyle hizmet, edep ve tevekkül ilkelerini merkeze alan, kurduğu külliye ile bölgede kalıcı bir ilim ve gönül medeniyetinin temelini atmıştır.
Seyyid Harun Velî, Moğol istilasının ardından Horasan erenleri kafilesiyle birlikte uzun bir göç yolculuğuna çıkmış ve Irak üzerinden Anadolu’ya ulaşmıştır. Yesevî mektebinde yetişen bu dervişler, İslam’ın özünü Türkçe ve sade bir dille halka aktarma vazifesini üstlenmişlerdir. Seyyid Harun Velî de bu gelenek doğrultusunda kılıcı değil kelamı, çatışmayı değil sevgiyi esas almıştır. Ancak bu barışçıl kimlik, dönemin asayiş problemleri karşısında pasif kalındığı anlamına gelmemektedir; yolculuk boyunca uğranılan baskın ve saldırılarda, yanındaki alperenlerle beraber eşkıyalara ve haydutlara karşı kanlı, zorlu ve bir o kadar da çetin mücadeleler vermiştir. Bu durum, Horasan irfanının hem bir gönül, hem de bir toplumsal adalet muhafızı olduğunun tarihsel kanıtıdır.
Horasan’dan gelen o köklü birikim, bölgedeki susuz ve işlenmemiş arazileri canlandırmış; göçebe obaların yerleşik hayata geçmesiyle şehrin ilk nüvesini oluşturan kale, mescid, medrese, zâviye, hamam, çarşı ve evler inşa edilmiştir. Böylece Seydişehir'in, hem mimari hem de toplumsal olarak imarı tamamlanmış ve yerleşik düzene geçilmiştir. Günümüzde cami, türbe ve hamam külliyenin ayakta kalan kısımları, Anadolu irfanının hâlâ soluk aldığı birer medeniyet kapısı niteliğindedir. Şehrin kurucusunun adını taşıması, bu köklü aidiyetin ve tarihsel vefanın en somut nişanesi olarak göze çarpmaktadır. Zira fiziki imar ile toplumun manevi imarı eş zamanlı yürütülmüştür. Fiziki imar kadar, gönüllerin imarı da yine onun eliyle gerçekleşmiştir.
Seyyid Harun Velî, yaşadığı dönemin manevi otoritesini ifade eden "Kutbü’l-Aktâb" unvanına sahipti. Bu unvan, olağanüstü kerametler sergilemekten ziyade, muazzam bir toplumsal sorumluluk üstlenmek anlamına gelmekteydi. Anadolu'nun türkleştirilmesi sorumluluğuyla beraber insanların sorunlarına çözüm üretmek, toplumsal barışı sağlamak, eğitimi yaygınlaştırmak ve varlıklı kesimi infâk'a yönlendirerek iktisadi dengeyi kurmak bu sorumluluğun temel taşlarıydı. Onun eğitim metodunda sözden ziyade "hâl" dili, yani şahsi duruş ve yaşantı ön plandadır. Ehl-i Beyt sevgisini ve hoşgörüyü merkezine alan bu ahlâk ve terbiye usulü, Horasan erenlerinin Anadolu’daki en nitelikli temsillerinden birini oluşturmuştur.
Kurulan külliye; medresesinde ilmin okutulduğu, tekkesinde zikrin çekildiği ve imaretinde ihtiyaç sahibinin doyurulduğu entegre bir sosyal müessese haline gelmiştir. Bu yapı, Anadolu’nun harcını karan "tekke-medrese-imaret" üçlüsünün Seydişehir’deki en somut tezahürüdür. Burada teorik bir bilgi yığınından ibaret olan "ilim" yerine; bilginin hazmedilerek hayatın ve olayların hakikatine erme olgunluğu, yani "irfan" esas alınmıştır. Zihin ve ruh uyanıklığını merkeze alan bu irfan mektebi, bireye toplumsal ve manevi bir farkındalık kazandırmıştır. Bugün de külliye, salt bir ziyaret mekânı değil, kültürel bir hafıza merkezidir. Her yıl düzenlenen Seyyid Harun Velî etkinlikleri de kuru bir anma programı olmanın ötesinde, Horasan’dan gelen o köklü mirasın dinamik tutulma çabasıdır.
Seyyid Harun Velî’nin toplumsal ve ahlaki felsefesi incelendiğinde üç temel kavram öne çıkmaktadır:
Hizmet: Kurulan külliye ve canlandırılan esnaflık müessesesiyle toplumsal refah hedeflenmiştir. Bu felsefede yöneticilik ve makam, halka hizmet etme derecesiyle ölçülür.
Edep: Toplumsal ilişkilerde küçüğe şefkat, büyüğe hürmet göstermeyi ve iddialı söylemlerden önce dosdoğru bir ahlaki duruş sergilemeyi esas alır.
Tevekkül: Bireyin önce gerekli tüm maddi ve fiili tedbirleri alıp, ardından neticeyi teslimiyetle karşılamasını öğütler. Gayretsiz ve emeksiz bir tevekkül anlayışı kesin bir dille reddedilir.
Seydişehir’de manevi iklimi iliklerinize kadar ve doyasıya hissedersiniz. Sabah ezanının o hoş sedasıyla ve günün ilk ışıklarıyla uyanan insanlar, sokaklar, caddeler, mahalleler, bağlar, bahçeler, Toroslar’ın yeşili ve Kuğulu Park’ın sükuneti bu huzur ortamının coğrafi yansımalarıdır. Bu topraklarda Ahmed Yesevî’nin “Hikmet” dili, Yunus Emre’nin “sevgi” dili ve Hacı Bektaş-ı Velî’nin “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisi sentezlenmiştir. Şehirde, Horasan’dan süregelen hizmet ve tevekkül anlayışını kültürel bir miras olarak korumak ve hâlâ yaşatmak gerekmektedir.
Toroslar’ın kucağındaki bu kadim şehir, sadece tarım ve sanayi potansiyeliyle değil, asıl insan unsuru ve dua sinğinliğiyle değer kazanmaktadır. Güleryüz, samimi ve içten misafirperverlik, edep ve sabır, toplumsal yapıda öne çıkan en belirgin değerlerdir. Seyyid Harun Velî'nin miras bıraktığı sosyo-ekonomik ve kültürel izler, bugün de halkın dilinde ve felsefesinde yaşatılmaktadır. Bölüşülen ekmek ve ikram edilen çay, aslında köklü bir gönül sofrası geleneğinin sembolik unsurlarıdır.
Seydişehir’i anlatmak, bir şehrin sadece coğrafi haritasını çizmek demek değildir; bir medeniyetin ve gönül coğrafyasının haritasını ortaya koymaktır. Seyyid Harun Velî, yalnızca taştan ve topraktan bir şehir inşa etmemiş; kalplere ferahlık veren manevi bir iklimi, doğanın ve irfanın huzurunu bu coğrafyaya taşımıştır. Bugün Seydişehir’in sokaklarında yürüyen bir insan; taşta, toprakta ve toplumsal yapının mayasında bu iklimin izlerini rahatça görebilir. Gönül gözüyle ve sosyolojik bir dikkatle bakıldığında net bir şekilde anlaşılır ki; şehirler yalnızca taşla değil, insan unsuruyla kurulur ve yaşatılır. Seydişehir’in kurucusu da bu vizyona sahip bir insandı; adı Harun’du, sıfatı Velî’ydi.
Ahmet Yağız Altunel
