SEYDİŞEHİR’İN TARİHİ YENİDEN YAZILIYOR: BİR “VAKIF ŞEHRİ” MİYDİ?
SEYDİŞEHİR BİR “VAKIF ŞEHRİ” OLARAK MI KURULDU? 1476–1583 tarihli Osmanlı kayıtları Seydişehir’in bilinmeyen tarihine ışık tutuyor
KONYA – Seydişehir’in tarihine ilişkin 1476, 1483, 1500, 1530 ve 1583 tarihli vakıf ve tahrir kayıtları, ilçenin geçmişine dair bugüne kadar üzerinde yeterince durulmayan önemli bir tabloyu ortaya koyuyor.
Tarihî kayıtlar, Seydişehir’in gelişiminin yalnızca idarî bir yerleşimin büyümesiyle açıklanamayacağını; Seyyid Harun Külliyesi etrafında şekillenen geniş bir vakıf, ticaret, üretim ve sosyal yardım sisteminin şehrin oluşumunda önemli rol oynadığını gösteriyor.
Araştırmalara göre Seyyid Harun Külliyesi; cami, medrese ve zaviyeden ibaret bir dinî merkez olmanın ötesinde, çevre köylerle ekonomik ve sosyal bağlar kuran büyük bir organizasyon niteliği taşıyordu.
1483’TE SEYDİŞEHİR’DE EN AZ 30 VAKIF KAYDI
1483 tarihli Murad Çelebi Vakıf Defteri'nde Seydişehir kazası için yaklaşık 30 ayrı vakıf kaleminin kayıt altına alındığı görülüyor.
Bu kayıtlar arasında;
- Seyyid Harun Zaviyesi, Camii ve Medresesi,
- Seyyid Harun Camii imam vakfı,
- Seyyid Harun Camii hatip vakfı,
- Rüstem Bey Türbesi Vakfı,
- Ali Baba Zaviyesi,
- Abdal Hasan Zaviyesi,
- Bahadır Ağa Vakfı,
- Kolak Musa Zaviyesi,
- Ahi Segid Zaviyesi,
- Derviş Yahşi Zaviyesi,
- Âb-ı Germ/Âb-ı Kerem Zaviyesi,
- Pınarbaşı Zaviyesi,
- Nure Sofu b. Hacı İbrahim Zaviyesi
ile çeşitli mahalle mescitleri ve aile vakıfları bulunuyor.
Ancak araştırmanın dikkat çekici noktalarından biri de şu:
Defterdeki 30 kayıt, Seydişehir’deki bütün vakıf ve zaviyelerin toplamı anlamına gelmiyor.
Çünkü Seyyid Harun ana vakfına bağlı olarak çevre köylerde faaliyet gösteren çok sayıda zaviye de bulunuyordu.
SEYYİD HARUN’UN ETKİ ALANI KÖYLERE KADAR UZANIYORDU
Tarihî kayıtlarda Seyyid Harun çevresindeki vakıf ve zaviye ağının geniş bir coğrafyaya yayıldığı görülüyor.
Karacalar’da Hacı Veysel, Karakız’da Şeyh Hüseyin, Başkaraviran’da Şeyh Gaybi b. Hacı Hamza, Taşağıl’da Şeyh Âdil, Kilisecik/Aladana’da Hacı Osman ve Hacı Halil, Hacılar’da Derviş Ali evladı, El-Mesud’da Şeyh Enbiya, Dere’de Ahmed b. Halil çevresi, Akkilise’de Derviş Musa, Örtülü’de Abdal Mehmed, Çukurçemen’de Şeyh Armağan, Arvana’da Abdal Mehmed, Yenice’de Tavus Abdal, Armudlu’da Şeyh İsmail ve Düden’de Seyyid Harun’a bağlı şeyh ailesi gibi kayıtlar dikkat çekiyor.
Bu durum, Seydişehir’deki vakıf yapılanmasının yalnız şehir merkeziyle sınırlı olmadığını ortaya koyuyor.
Seyyid Harun merkezli yapı, çevre köyleri de içine alan bölgesel bir dinî ve ekonomik ağ oluşturmuştu.
VAKIF SADECE DİNÎ BİR KURUM DEĞİLDİ
Seyyid Harun Vakfı'nın gelir kaynaklarına bakıldığında, dönemin ekonomik hayatı hakkında da önemli bilgiler elde ediliyor.
Vakfa gelir sağlayan unsurlar arasında;
hamam, kasap dükkânları, debbağhane, boyahane, fırın, han, kapan, bezzâzistan, yağcı dükkânları, değirmenler, bağlar, çiftlikler, tarlalar ve köylerin öşür gelirleri bulunuyordu.
Bu tablo, vakıf sisteminin yalnızca hayır amaçlı bağışlardan oluşmadığını; kendi ekonomik kaynaklarını oluşturan büyük bir organizasyon olduğunu gösteriyor.
KÜLLİYENİN EN ÖNEMLİ GELİR KAYNAĞI: HAMAM
Araştırmalarda Seyyid Harun Vakfı'nın gelirleri içerisinde hamamın önemli bir yere sahip olduğu görülüyor.
Hamam gelirinin toplam vakıf gelirleri içerisindeki payı;
- 1476’da yüzde 31,1
- 1483’te yüzde 47,3
- 1500’de yaklaşık yüzde 39
- 1522’de yüzde 30,5
- 1583’te yüzde 35,8
seviyelerinde hesaplanıyor.
Özellikle 1483 yılında vakıf gelirlerinin yaklaşık yarısına yaklaşan hamam geliri dikkat çekiyor.
Bu nedenle bugün tarihî bir yapı olarak değerlendirdiğimiz hamam, o dönemde külliyenin eğitim, ibadet ve sosyal yardım faaliyetlerinin finansmanında önemli bir ekonomik kaynak olarak karşımıza çıkıyor.
SEYDİ HARUN VAKFI BÖLGE EKONOMİSİNİN ÖNEMLİ BİR PARÇASIYDI
M. Akif Erdoğru’nun çalışmalarında yapılan hesaplamalara göre Seyyid Harun Vakfı'nın Seydişehir–Bozkır çevresindeki toplam vakıf gelirleri içerisindeki payı yıllara göre önemli değişiklikler gösteriyor.
1476’da yüzde 23, 1483’te yüzde 17, 1500’de yüzde 36, 1522’de yüzde 39 ve 1583’te yüzde 17 seviyesinde olduğu belirtiliyor.
Özellikle 1522 yılında bölgedeki toplam vakıf gelirlerinin yaklaşık yüzde 39’unun Seyyid Harun Vakfı'na bağlı olması, külliyenin ekonomik gücünün boyutunu ortaya koyan önemli veriler arasında bulunuyor.
KARAMANOĞLU İBRAHİM BEY’DEN SEYYİD HARUN’A UZANAN VAKIF BAĞI
Belgelerde dikkat çeken bir başka tarihî bağlantı ise Karamanoğlu II. İbrahim Bey'e ait vakıf kayıtları.
Ulukilise ile ilgili kayıtta vakıf sahibi;
“İbrahim Bey b. Mehmed Bey b. Karaman”
şeklinde belirtiliyor.
Ulukilise'den elde edilen gelirlerin Seyyid Harun Zaviyesi'nin hizmetlerine ayrıldığı görülüyor.
Kayıtlarda daha sonraki dönemde bu gelir 3.900 + 3.900 olmak üzere toplam 7.800 akçe olarak yer alıyor.
Ancak vakfiyenin tarihi konusunda kaynak neşrinde H.853 ve H.857 şeklinde farklı okumalar bulunduğu için, özgün belge görüntüsü görülmeden kesin bir tarih vermenin doğru olmayacağı belirtiliyor.
EŞREFOĞULLARINDAN KARAMANOĞULLARINA, ORADAN OSMANLILARA
1583 tarihli kayıtlarda ise daha eski bir tarihî tabakaya ilişkin önemli bilgiler yer alıyor.
Belgelerde “Mehmed Bey b. Süleyman Bey b. Eşref” adı geçiyor ve bazı arazilerin Seyyid Harun Zaviyesi'ne vakfedildiği belirtiliyor.
Bu kayıtlar Seyyid Harun vakıf sisteminin farklı siyasî dönemlerde devam eden bir yapıya sahip olduğunu düşündürüyor.
Tarihî süreç kabaca;
Eşrefoğulları → Karamanoğulları → Osmanlılar
şeklinde izlenebiliyor.
Osmanlı kayıtlarında eski vakıflar için “Defter-i Atîk”, “Defter-i Köhne”, “vakfnâme” ve “mukarrernâme” gibi ifadelerin kullanılması da dikkat çekiyor.
Bu ifadeler, önceki dönemlere ait vakıf haklarının Osmanlı döneminde yeniden kayda geçirilerek sistem içerisinde devam ettirildiğini gösteren önemli işaretler olarak değerlendiriliyor.
1460–61 TARİHLİ VAKFİYE ATFI
Kilisecik çevresindeki Hacı Osman ve Hacı Halil vakfında ise H.865 / M.1460–61 tarihli bir vakfiye atfı bulunuyor.
Bir çiftliğin gelirinin bir bölümünün Seyyid Harun Zaviyesi'nin ihtiyaçlarına ayrılması, Seyyid Harun merkezli kırsal vakıf ağının Osmanlı hâkimiyetinden önce de şekillenmeye başladığını gösteren önemli kayıtlardan biri olarak öne çıkıyor.
1583 KAYDINDA TARİHİ BİR İFADE: “MÜLHAK ZEVÂYÂ-YI ATÎKA”
Araştırmanın en dikkat çekici noktalarından biri 1583 tarihli kayıtlarda yer alan “Mülhak Zevâyâ-yı Atîka” ifadesi.
Bu ifade, Seyyid Harun Zaviyesi'ne bağlanmış eski zaviyeleri ifade ediyor.
Bu başlık altında Âb-ı Germ, Ali Baba, Hacı Veysel, El-Mesud, Hacılar, Başkaraviran, Armudlu, Dere, Akkilise ve Arvana çevresindeki eski zaviyelerin yer aldığı belirtiliyor.
Bu kayıt, Seydişehir'in tarihî yapısının anlaşılması açısından büyük önem taşıyor.
Çünkü küçük köy zaviyelerinin zaman içerisinde Seyyid Harun merkez zaviyesine bağlandığını gösteriyor.
Dolayısıyla Seyyid Harun Zaviyesi yalnızca Seydişehir merkezindeki bir tekke değil, çevre yerleşimlerdeki dinî ve sosyal yapıları da kendisine bağlayan bölgesel bir merkez haline gelmişti.
KÜLLİYEDE FAKİRLERE, ÖĞRENCİLERE VE YOLCULARA YEMEK VERİLİYORDU
Seyyid Harun Külliyesi'nin sosyal işlevi de tarihî kayıtlarda dikkat çekiyor.
Külliyede fakirlere, öğrencilere, misafirlere, yolculara, seyyidlere, ilim ehline ve külliye görevlilerine yemek dağıtıldığı belirtiliyor.
Yemeklerde ekmek, et, buğday, pirinç, yağ, bal, nohut, tarhana ve yoğurt gibi temel gıda maddelerinin kullanıldığı görülüyor.
Cuma geceleri, kandiller, bayramlar ve önemli dinî günlerde ise daha özel yemeklerin hazırlandığı kayıtlardan anlaşılıyor.
Bu yönüyle Seyyid Harun Külliyesi, yalnızca ibadet ve eğitim merkezi değil, aynı zamanda dönemin sosyal yardım kurumlarından biri olarak da görev yapıyordu.
1530’DA SEYDİŞEHİR’İN ŞEHİR YAPISI
1530 tarihli muhasebe kayıtları Seydişehir'in XVI. yüzyılın ilk yarısındaki şehir yapısı hakkında da önemli bilgiler veriyor.
Kayıtlara göre Seydişehir kazasında;
5 cami, 8 mescit, 1 medrese, 18 zaviye, 1 hamam, 9 dükkân, 1 kervansaray, 1 fırın ve 10 su değirmeni bulunuyordu.
Bu rakamlar, Seydişehir'in yalnızca küçük bir yerleşim yeri olmadığını; ibadet, eğitim, ticaret, üretim ve konaklama alanlarında gelişmiş bir şehir yapısına sahip olduğunu ortaya koyuyor.
“VAKIF ŞEHRİ” TANIMI NE KADAR DOĞRU?
1476'dan 1583'e kadar uzanan yaklaşık bir asırlık Osmanlı kayıtları ile daha eski vakıf ve vakfiye atıfları birlikte değerlendirildiğinde Seydişehir'in gelişiminde vakıf sisteminin çok önemli bir rol oynadığı görülüyor.
Seyyid Harun çevresindeki;
cami + medrese + zaviye + hamam + imaret
çekirdeğinin etrafında zamanla;
çarşı + han + kapan + debbağhane + boyahane + fırın + değirmen + bağ + çiftlik + köy zaviyeleri
gibi ekonomik ve sosyal unsurların örgütlendiği anlaşılıyor.
Bu nedenle tarihî veriler ışığında Seydişehir'i “vakıf şehri” olarak nitelendirmek mümkün görünüyor.
Ancak burada önemli olan, bu ifadenin modern anlamda resmî bir şehir statüsünü değil, şehrin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişiminde vakıfların belirleyici rolünü anlatmasıdır.
SEYDİŞEHİR’İN TARİHİNDEKİ SÜREKLİLİK
Belgelerin ortaya koyduğu tarihî süreç, Seydişehir'in oluşumunda Seyyid Harun merkezli yapının uzun süreli bir devamlılığa sahip olduğunu gösteriyor.
Eşrefoğlu dönemi
↓
Karamanoğlu dönemi
↓
1476 Osmanlı tahriri
↓
1483 Murad Çelebi Vakıf Defteri
↓
1500 II. Bayezid dönemi tahriri
↓
1530 Muhasebe Defteri
↓
1583 Karaman Vakıf Defteri
Bu uzun süreçte Seyyid Harun Külliyesi, Seydişehir'in yalnızca dinî hayatının değil; ekonomik, sosyal, kültürel ve eğitim hayatının da önemli merkezlerinden biri olarak varlığını sürdürdü.
TARİHİN İÇİNDEN BUGÜNE UZANAN BİR ŞEHİR HAFIZASI
Bugün Seydişehir'in merkezinde bulunan tarihî yapılar, aslında yüzyıllar boyunca devam eden çok daha büyük bir sistemin günümüze ulaşan izlerini taşıyor.
Hamamdan değirmenlere, dükkânlardan çiftliklere, köy zaviyelerinden medreseye kadar uzanan bu yapı; vakıf ekonomisinin bir şehrin oluşumunda nasıl rol oynadığını gözler önüne seriyor.
Bu nedenle Seydişehir'in tarihini yalnızca “bir yerleşimin kuruluşu” olarak değil, Seyyid Harun Külliyesi etrafında şekillenen geniş bir sosyal ve ekonomik organizasyonun yüzyıllar içerisinde şehre dönüşmesi olarak okumak gerekiyor.
Belki de bugün sorulması gereken asıl soru şu:
Seydişehir sadece bir şehir olarak mı kuruldu, yoksa bir vakıf ve külliye etrafında örgütlenen sosyal hayatın zaman içerisinde oluşturduğu bir şehir mi oldu?
Mevcut tarihî kayıtlar, ikinci ihtimalin ciddi biçimde araştırılması gerektiğini ortaya koyuyor.
Başlıca kaynaklar
- M. Akif Erdoğru, Seydişehir Seydi Harun Külliyesi Vakıfları Üzerine Bir Araştırma, Tarih İncelemeleri Dergisi, VII, 1992, s. 81–132.
- M. Akif Erdoğru, Karaman Vilâyeti Zaviyeleri, Tarih İncelemeleri Dergisi, IX, 1994, s. 89–158.
- Fahri Coşkun, 888/1483 Tarihli Karaman Eyaleti Vakıf Tahrir Defteri, Vakıflar Dergisi.
- 387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri, 1530.
- 1476, 1500–1501 ve 1583 tarihli Karaman vakıf tahrirleri.
