SEYDİŞEHİR’İN KAYIP SELÇUKLU TARİHİ: 1202 TARİHLİ VAKFİYE, 1237 KİTÂBESİ VE GURGURUM’UN SIRRI
Seyyid Harun’dan bir asır önce bu topraklarda neler yaşanıyordu? Selçuklu sultanlarının kayıtları, Farsça kronikler, Bizans tarihçilerinin anlattıkları ve eski …
Seyyid Harun’dan bir asır önce bu topraklarda neler yaşanıyordu? Selçuklu sultanlarının kayıtları, Farsça kronikler, Bizans tarihçilerinin anlattıkları ve eski vakfiyeler, Seydişehir’in kuruluşundan önceki yüzyıllara ışık tutuyor.
Seydişehir’in tarihini anlatan hemen her çalışma, Horasan’dan geldiği rivayet edilen Seyyid Harun Velî’nin XIV. yüzyıl başlarında bugünkü şehir merkezini kurmasıyla başlar. Oysa yazılı kaynaklar, bu tarihten çok daha önce Seydişehir çevresinin Selçuklu siyasî ve ekonomik dünyasının içinde bulunduğunu göstermektedir.
1201–1202 tarihli bir Selçuklu vakfiyesinde adı geçen Gurgurum yolu, 1237 tarihli gizemli bir kitâbe, Eşrefoğlu Süleyman Bey’in askerî mücadeleleri ve Konya’dan Toroslara uzanan kervan güzergâhları, Seydişehir’in henüz bugünkü adıyla şehirleşmediği dönemin izlerini taşımaktadır.
Bu belgeler bir soruyu gündeme getiriyor:
Seydişehir, Seyyid Harun tarafından kurulmadan önce nasıl bir coğrafyaydı?
SEYDİŞEHİR YOKTU AMA GURGURUM VARDI!
Türkiye Selçukluları döneminde bugünkü Seydişehir şehir merkezinin varlığını kesin biçimde ortaya koyan bir yerleşim kaydı henüz belirlenememiştir. Ancak bu durum, çevresindeki köylerin, kalelerin, yolların ve Türkmen topluluklarının tarihinin de XIV. yüzyılda başladığı anlamına gelmez.
M. Akif Erdoğru, TDV İslâm Ansiklopedisi’ndeki Seydişehir maddesinde bölgenin Selçuklular döneminde Gurgurum adıyla bilindiğini belirtmektedir.
Gurgurum, bugünkü Beyşehir ilçesine bağlı Gökçimen ile ilişkilendirilmektedir. Osmanlı döneminde ise bu ad, Seydişehir kazasıyla bağlantılı bir nahiye adı olarak da varlığını sürdürmüştür.
Dolayısıyla bugünkü idarî sınırlarla ortaçağın siyasî sınırlarını birbirinden ayırmak gerekir.
Gurgurum’un tarihini önemli kılan husus, yalnızca eski bir yerleşim olması değildir. Burası, XIII. yüzyıl sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti’nin çözülüşü sırasında güçlenen Eşrefoğullarının ilk siyasî merkezi olarak kaynaklarda karşımıza çıkmaktadır.
(Kaynak: M. Akif Erdoğru, “Seydişehir”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2009; Sait Kofoğlu, “Eşrefoğulları”, 1995.)
1202 YILINDA BİR VAKFİYEYE YAZILAN YOL: GURGURUM CADDESİ
Seydişehir bölgesinin Selçuklu geçmişiyle ilgili en dikkat çekici belgelerden biri, Şemseddin Altunaba’nın Hicrî 598 (1201–1202) tarihli vakfiyesidir.
Osman Turan’ın 1947 yılında yayımladığı bu vakfiye, Selçuklu başkenti Konya’nın çevresindeki mülkleri, yapıları ve ulaşım yollarını tanıtmaktadır.
Vakfiyedeki sınır tarifleri arasında Gurgurum’a giden yol da bulunmaktadır.
Zeki Oral, 1953 yılında yayımladığı Kubâd-Âbâd Nasıl Bulundu? adlı araştırmasında bu kaydı değerlendirirken Konya’nın batısında, Gurgurum yolu üzerinde Tebrizli tüccar Hacı Bahtiyar’a ait bir kervansaraydan söz etmektedir.
Bu bilgi neden önemlidir?
Çünkü Gurgurum adının, Eşrefoğullarının XIII. yüzyıl sonundaki siyasî faaliyetlerinden yaklaşık seksen yıl önce bir Selçuklu vakfiyesinde kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Üstelik söz konusu kayıt, yalnızca bir yer adını değil, Konya ile batıdaki yerleşimleri birbirine bağlayan ulaşım sistemini de işaret etmektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, belgenin bugünkü Seydişehir şehir merkezinin 1202 yılında mevcut olduğunu kanıtlamamasıdır. Vakfiye, Gurgurum’a yönelen tarihî yolun ve ilişkili bir kervansarayın varlığını belgelemektedir.
Bununla birlikte kayıt, Seydişehir bölgesinin erken Selçuklu tarihini araştırırken başvurulacak en güçlü yazılı kaynaklardan biridir.
(Kaynak: Osman Turan, “Selçuk Devri Vakfiyeleri I: Şemseddin Altun-Aba Vakfiyesi ve Hayatı”, Belleten, XI/42, 1947, s. 199–235, özellikle s. 232; Zeki Oral, 1953, s. 172.)
1237 TARİHLİ GİZEMLİ TAŞ: SEYDİŞEHİR’DE KAYIP BİR SELÇUKLU YAPISI MI VARDI?
Seydişehir’in erken tarihi üzerindeki en ilgi çekici tartışmalardan biri, II. Gıyâseddin Keyhüsrev dönemine ait 1237 tarihli kitâbedir.
Muharrem 635 tarihini taşıyan bu taş, Seydişehir’den Konya’ya götürülmüş ve günümüzde Konya İnce Minare Taş ve Ahşap Eserler Müzesi’nde sergilenen eserler arasında bilimsel yayınlara konu olmuştur.
Muhammet Arslan’ın 2021 yılında yayımladığı Konya’nın Günümüze Ulaşamayan Selçuklu Mescitleri makalesinde taş, “Araplar Mescidi Kitâbesi” başlığı altında incelenmektedir.
Beş satırlık Arapça kitâbede II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in adı, unvanları ve soy zinciri yer almaktadır.
Kitâbenin günümüz Türkçesine aktarılan temel içeriği şöyledir:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Büyük Sultan, dünya ve dinin koruyucusu, fetihler babası, Keykubad oğlu Keyhüsrev’in saltanat günlerinde, 635 yılının Muharrem ayında…”
Ne var ki taş, bugün dahi cevaplanması gereken önemli bir soru barındırmaktadır:
Bu kitâbe ilk olarak hangi yapıya konulmuştu?
Bazı yerel tarih aktarımlarında Sofuhane Mahallesi’ndeki Arpalı Mescidi’nden nakledildiği belirtilen taş, akademik yayında Araplar Mescidi adıyla tanıtılmaktadır. Bu adlandırmaların hangi tarihî kayıtlarla birbirine bağlandığı ayrıca araştırılmalıdır.
Daha da önemlisi, kitâbe metni yapının adını, banisini veya ilk inşa edildiği yeri açıkça belirtmemektedir.
Bu nedenle 1237 tarihli Selçuklu kitâbesinin varlığı somut bir tarihî gerçek olmakla birlikte, bugünkü Seydişehir şehir merkezinde o tarihte hangi yapının bulunduğunu kesin olarak gösterdiği söylenemez.
Kitâbenin Yenice Çiftlik Hanı gibi başka bir yapıdan getirilmiş olabileceği görüşü de tartışılmaktadır. Fakat bu ihtimal henüz bağımsız bir belgeyle kanıtlanmış değildir.
Sekiz asra yaklaşan bu taşın üzerindeki yazı okunmuştur; fakat ait olduğu ilk yapının hikâyesi henüz tam olarak çözülememiştir.
(Kaynak: Muhammet Arslan, “Konya’nın Günümüze Ulaşamayan Selçuklu Mescitleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 45, 2021, s. 187–188.)
BİR ZAMANLAR BEYLİK MERKEZİYDİ: GURGURUM’UN UNUTULAN GÜCÜ
XIII. yüzyılın sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti, İlhanlı müdahaleleri ve Türkmen beylerinin güç mücadeleleriyle sarsılmaktaydı.
Bu karmaşık dönemin önemli şahsiyetlerinden biri Eşrefoğlu Seyfeddin Süleyman Bey’di.
Süleyman Bey, Anadolu Selçuklularının uç beyleri arasında yükselmiş, Beyşehir ve Seydişehir çevresindeki siyasî nüfuzunu genişletmişti.
Sait Kofoğlu’nun araştırmalarına göre ilk merkezi Gurgurum’du.
Selçuklu Sultanı III. Gıyâseddin Keyhüsrev’in ölümünden sonraki taht mücadelelerinde Süleyman Bey’in saltanat nâibliğiyle ilişkilendirilmesi, onun siyasî önemini göstermektedir.
Süleyman Bey’in faaliyetleri yalnız Gurgurum’la sınırlı değildi. Akşehir, Ilgın ve Konya çevresindeki mücadelelerde de adı geçmektedir.
1288 yılında yaşanan olaylar, bölgenin siyasî tarihindeki dönüm noktalarındandır.
1288: GURGURUM’DAN ILGIN’A UZANAN ASKERÎ HAREKÂT
Anonim Selçuknâme ve onu değerlendiren tarihçilerin çalışmalarına göre Eşrefoğlu Süleyman Bey, 1288 yılında Ilgın üzerine askerî harekâtta bulundu.
Dönemin siyasî ilişkilerinde Karamanoğulları, Selçuklu sultanı ve İlhanlı kuvvetleri arasındaki mücadele belirleyiciydi.
Süleyman Bey daha sonra Sultan II. Gıyâseddin Mesud’a bağlılığını bildirdi. Bu gelişmeyi takiben merkezini Gurgurum’dan Beyşehir’e taşıdı.
Beyşehir Kalesi’ndeki Hicrî 687 (1288) tarihli kitâbe, Süleyman Bey’in buradaki imar faaliyetini belgelendirmektedir.
Bu olayın Seydişehir tarihi açısından anlamı açıktır: Gurgurum, yalnızca unutulmuş bir köy adı değil, bir beyliğin oluşum sürecinde siyasî kararların ve askerî hareketlerin bağlantılı olduğu merkezlerden biridir.
Bununla birlikte Gurgurum’un o dönemdeki hâkimiyet alanı ile bugünkü Seydişehir ilçesinin sınırları aynı değildir.
(Kaynak: Sait Kofoğlu, “Eşrefoğulları”, TDV İslâm Ansiklopedisi; Zeki Oral, 1953, s. 171–172; Anonim Selçuknâme’nin ilgili 1288 olayları.)
FARSÇA KRONİKLERDE GURGURUM: SELÇUKLU EMİRLERİ VE MOĞOL İSYANLARI
Gurgurum’un yalnız Türkçe yerel tarih eserlerinde değil, Farsça Selçuklu kroniklerinde de izlenebilmesi büyük önem taşımaktadır.
Kerîmüddin Mahmûd-i Aksarâyî’nin Müsâmeretü’l-ahbâr adlı eseri bu konuda temel kaynaklardan biridir.
Zeki Oral’ın Aksarâyî neşrine yaptığı göndermelere göre Gurgurum, Selçuklu uç yönetiminde gelirleri tahsis edilen bölgeler arasında yer almıştır.
Sâhib Ata Fahreddin Ali’nin oğulları Tâceddin Hüseyin ile Nusretüddin Hasan’ın yönetimiyle ilişkilendirilen Kütahya, Sandıklı, Akşehir ve Gurgurum, dönemin siyasî ve idarî coğrafyasında birlikte anılmaktadır.
Aksarâyî’nin anlatısında daha sonraki yıllarda İlhanlı kumandanları Baltu ve Sülemiş’in isyanları sırasında Gurgurum bölgesine yöneldikleri de aktarılmaktadır.
Bu kayıtlar, Gurgurum çevresinin XIII. yüzyılda siyasî ve askerî hareketliliğin yaşandığı bir alan olduğunu göstermektedir.
Ancak bir kişinin Gurgurum üzerinde gelir veya idarî yetki sahibi olması, onun bugünkü Seydişehir şehir merkezinde oturduğunu ya da doğrudan Seydişehir valisi olduğunu kanıtlamaz.
(Kaynak: Aksarâyî, Müsâmeretü’l-ahbâr, Osman Turan neşri, 1944, s. 74, 204, 271; Zeki Oral, 1953, s. 171.)
BİZANS TARİHÇİLERİNİN ŞAŞIRTICI ANLATISI: GÖL ADALARINDAKİ HRİSTİYANLAR NEDEN İMPARATORA DİRENDİ?
Seydişehir’in Selçuklu dönemi, yalnız Farsça ve Arapça kaynaklarla değil, Grekçe Bizans kronikleriyle de çevresel bağlamda aydınlatılabilmektedir.
1142 yılında Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos, kaynaklarda Pousgouse adıyla anılan Beyşehir Gölü’nün adaları üzerinde yeniden hâkimiyet kurmak istedi.
Bizans tarihçileri Ioannes Kinnamos ve Niketas Khoniates’in aktardığı olay, dönemin Anadolu toplumunu anlamak için dikkat çekicidir.
Göl adalarında yaşayan Hristiyan topluluklar, Bizans imparatorunun hâkimiyetini kabul etmek istememiştir.
Khoniates, bu toplulukların Konya çevresindeki Türklerle dostluk ve ticaret ilişkileri geliştirmiş olmalarına dikkat çekmektedir.
Bir başka ifadeyle, aynı dinî inanca mensup olmak, imparatorun siyasî yönetimini kabul etmek için yeterli görülmemiştir.
Bu olay, XII. yüzyılda Beyşehir Gölü çevresindeki Türk ve Hristiyan topluluklar arasında günlük hayatı etkileyen ilişkilerin varlığını göstermektedir.
Coğrafi bir ayrım gereklidir: Olay doğrudan Seydişehir şehir merkezinde değil, Beyşehir Gölü adalarında meydana gelmiştir. Buna rağmen Selçuklu dönemi bölgesel tarihinin toplumsal arka planı açısından son derece değerlidir.
(Kaynak: Ioannes Kinnamos, Epitome, Bonn 1836, s. 22 civarı; Niketas Khoniates, Historia; Ioannis Stouraitis, “‘Just War’ and ‘Holy War’ in the Middle Ages”, 2012, s. 261.)
TOROSLARA AÇILAN KAPI: YENİCE ÇİFTLİK HANI’NIN SAKLADIĞI TARİH
Seydişehir çevresinin Selçuklu tarihi yalnız kroniklerde değil, arazide izleri belgelenmiş mimari yapılarda da aranmalıdır.
Bunlardan biri Yenice yakınlarındaki Çiftlik Hanı’dır.
Osman Kunduracı’nın 2016 yılında yayımlanan araştırmasında hanın mimarisi, planı ve yapı malzemeleri değerlendirilmiştir.
Yaklaşık 21 × 16 metre ölçülerinde avlusu ve 18,55 × 14,75 metre ölçülerinde kapalı bölümü bulunduğu aktarılan yapıda devşirme taşların kullanılması dikkat çekmektedir.
Bu mimari özellikler hanı Selçuklu kervansaray geleneğiyle ilişkilendirmektedir. Ancak yapının kesin inşa tarihini ve banisini bildiren bir kitâbe henüz belirlenmemiştir.
Bölgedeki kervan yolları, Konya’dan Beyşehir’e ve Seydişehir çevresinden Toros geçitleri üzerinden Akdeniz limanlarına uzanan ulaşım bağlantıları bakımından önemlidir.
Yenice Çiftlik Hanı’nın konumu, bu tarihî ulaşım ağını anlamak için değerli bir araştırma noktasıdır.
Yapının sonradan geçirdiği değişiklikler, kalıntılarının bugünkü durumu ve tam tarihlendirilmesi ise ayrı arkeolojik çalışmalar gerektirmektedir.
(Kaynak: Osman Kunduracı, “Yenice Köyündeki Türk Dönemi Mimarisi ve El Sanatları”, Amblada’nın (Yeniceköy) Deşifresi, Konya 2016, s. 150–167.)
1305: BİR DERVİŞ GELDİ, BİR ŞEHRİN HİKÂYESİ BAŞLADI
XIV. yüzyılın başlarına gelindiğinde Seydişehir’in bugünkü şehir merkezinin kuruluşuyla ilgili anlatılar belirginleşmektedir.
Bu tarihin merkezindeki isim Seyyid Harun Velî’dir.
Abdülkerim b. Şeyh Musa tarafından 1555 yılında kaleme alınan Makâlât-ı Seyyid Hârûn, Seyyid Harun’un Horasan’dan Anadolu’ya gelişini ve Küpe Dağı çevresinde yeni bir şehir kurmasını anlatmaktadır.
Eserde Seyyid Harun’un yanında dervişlerle yola çıktığı, Konya çevresinden geçerek Küpe Dağı eteklerine ulaştığı ve burada yeni yerleşimin ilk yapılarını meydana getirdiği rivayet edilir.
Anlatıya göre geliş tarihi yaklaşık 1305’tir.
Seyyid Harun’un bölgede cami, mescit, medrese, zaviye, hamam ve evler inşa ettirdiği; Eşrefoğlu Mübarizüddin Mehmed Bey’in de yeni yerleşimi desteklediği belirtilmektedir.
Ancak menâkıbnâmenin olaylardan yaklaşık iki buçuk asır sonra yazıldığı unutulmamalıdır.
Fatih Bayram’ın 2008 yılında uluslararası Turcica dergisinde yayımlanan İngilizce araştırması, bu eseri yalnız bir kuruluş hikâyesi olarak değil, XVI. yüzyılın dinî ve siyasî şartlarında oluşturulmuş tarihî hafıza metni olarak da incelemektedir.
Dolayısıyla Seydişehir’in Seyyid Harun Külliyesi etrafında gelişmesi tarihî açıdan güçlü bir değerlendirme olmakla birlikte, menâkıbnâmedeki bütün olağanüstü olaylar tarihî gerçek kabul edilemez.
(Kaynak: Abdülkerim b. Şeyh Musa, Makâlât-ı Seyyid Hârûn, haz. Cemal Kurnaz, 1991; Fatih Bayram, “A Sufi Saint as City Founder”, Turcica, 40, 2008, s. 7–36.)
1320: TAŞA KAZINAN ÖLÜM TARİHİ
Seyyid Harun’un hayatı hakkındaki menkıbevî anlatılardan farklı olarak, ölüm tarihi bir kitâbeyle desteklenmektedir.
Seydişehir’deki türbe kitâbesinde Hicrî 23 Rebîülevvel 720 tarihi yer almaktadır. Bu tarih, yaygın akademik değerlendirmeye göre 3 Mayıs 1320’ye karşılık gelmektedir.
Türbesi, kurduğu dinî merkezle ilişkili alanda bulunmaktadır.
Bu tarih, Seydişehir’in kuruluş anlatısında maddî bir belgeye dayanan önemli bir kronolojik dayanak oluşturmaktadır.
Seyyid Harun’dan sonra külliyenin dinî faaliyetleri ve vakıf yapısı sonraki nesiller boyunca varlığını sürdürmüştür.
(Kaynak: M. Çağatay Uluçay, “Makalât-ı Seyyid Harun”, Belleten, 1946; Haşim Şahin, “Seyyid Hârun”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 2009.)
1476 TARİHLİ DEFTER KONUŞUYOR: SEYDİŞEHİR’DE CAMİ, MEDRESE VE TİCARET
Seydişehir’in XIV. yüzyıl başında gelişen şehir kimliğini izlemek için erken Osmanlı tahrirleri de önem taşımaktadır.
M. Akif Erdoğru’nun 1992 yılında yayımladığı araştırmada, Hicrî 881 (1476) tarihli bir vakıf kaydı tanıtılmaktadır.
Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Arşivi’nde 564 numaralı defterin 35/b varağına atfedilen kaydın başlığı şöyledir:
“Vakf-ı Zâviye ve Mescid ve Medrese-i Hazret-i Seyyid Harun”
Bu ifade, Seyyid Harun adına kayıtlı zaviye, mescit ve medrese vakfının XV. yüzyıldaki varlığını göstermektedir.
Aynı vakıf çevresiyle ilişkili kayıtlarda hamam, dükkân, fırın, debbağhane ve boyahane gibi gelir kaynakları da yer almaktadır.
Böylece Seydişehir’in yalnız bir dinî merkez olarak değil, ticaret, üretim ve vakıf gelirleriyle örgütlenen bir kasaba olarak geliştiği anlaşılmaktadır.
Elbette 1476 tarihli bir kayıtta adı geçen bütün yapıların 1305 yılında mevcut olduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Ancak söz konusu kayıtlar, kuruluş döneminde oluşan kurumların sonraki yüzyıllardaki tarihini araştırmak için somut malzeme sunmaktadır.
(Kaynak: M. Akif Erdoğru, “Seydişehir Seydi Harun Külliyesi Vakıfları Üzerine Bir Araştırma”, Tarih İncelemeleri Dergisi, VII, 1992, s. 81–132, özellikle s. 95.)
TARİHİN HÂLÂ CEVAP BEKLEYEN SORULARI
Erişilebilir tarihî belgeler ve akademik yayınlar birçok önemli bilgi vermesine rağmen Seydişehir’in erken geçmişine ilişkin bazı sorular henüz kesin cevaplara kavuşmuş değildir.
Bugünkü Seydişehir bölgesi Selçuklu hâkimiyetine tam olarak hangi tarihte girdi? Gurgurum’un XIII. yüzyıldaki idarî sınırları nereye kadar uzanıyordu? 1237 tarihli kitâbe ilk olarak hangi yapıya aitti? Yenice Çiftlik Hanı’nın banisi kimdi? Seyyid Harun’un gelişinden önce bugünkü şehir merkezindeki iskân ne durumdaydı?
Bu soruların cevapları, kroniklerin yeni çevirilerinde, müze arşivlerinde, vakfiye suretlerinde ve arkeolojik yüzey araştırmalarında bulunabilir.
Özellikle Konya Müzesi’ndeki 1237 kitâbesinin eski envanter dosyası, Aksarâyî’nin Farsça metnindeki Gurgurum kayıtları ve Selçuklu vakfiyelerinin özgün yazmaları daha ayrıntılı değerlendirilmelidir.
SONUÇ: SEYDİŞEHİR’İN TARİHİ 1305’TE BAŞLAMIYOR
Seydişehir’in bugünkü şehir merkezi, XIV. yüzyıl başlarında Seyyid Harun Külliyesi etrafında gelişmiştir. Bu, şehrin kuruluş tarihini açıklayan temel yaklaşımdır.
Fakat bölgenin tarihi bundan çok daha eskidir.
1201–1202 tarihli Gurgurum yolu kaydı, XIII. yüzyıldaki Selçuklu siyasî mücadeleleri, 1237 tarihli kitâbe ve Yenice çevresindeki kervansaray kalıntıları, Seydişehir’in içinde bulunduğu tarihî coğrafyanın şehir kurulmadan önce de Selçuklu dünyasında önemli bağlantılara sahip olduğunu göstermektedir.
Bu belgeler, Seyyid Harun’un kurduğu şehrin geçmişini değiştirmekten çok, şehrin doğduğu coğrafyanın daha eski tarihini görünür kılmaktadır.
Seydişehir’in kuruluşu XIV. yüzyılın başlarına uzanırken, onu çevreleyen yolların, yerleşimlerin ve siyasî ilişkilerin tarihi Selçuklu döneminin çok daha eski safhalarına ulaşmaktadır.
Belki de Seydişehir’in geçmişine ilişkin en heyecan verici soru artık yalnızca şehrin ne zaman kurulduğu değildir.
Asıl soru, şehir kurulmadan önce bu toprakların nasıl bir hayatı barındırdığıdır.
⸻
KAYNAKÇA VE BELGELER
1. Aksarâyî, Kerîmüddin Mahmûd. Müsâmeretü’l-ahbâr, Farsça neşir: Osman Turan, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1944; özellikle s. 74, 204, 271, 311.
2. Anonim. Târîh-i Âl-i Selçuk (Anonim Selçuknâme), haz. Halil İbrahim Gök – Fahrettin Coşguner, Ankara, 2014. Paris yazması: Bibliothèque nationale de France, Supplément Persan 1553.
3. Arslan, Muhammet. “Konya’nın Günümüze Ulaşamayan Selçuklu Mescitleri”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 45 (2021), s. 182–196. Makale.
4. Bayram, Fatih. “A Sufi Saint as City Founder: An Analysis of Makâlât-i Seyyid Hârûn”, Turcica, 40 (2008), s. 7–36. Makale.
5. Erdoğru, M. Akif. “Seydişehir Seydi Harun Külliyesi Vakıfları Üzerine Bir Araştırma”, Tarih İncelemeleri Dergisi, VII (1992), s. 81–132. Makale.
6. Erdoğru, M. Akif. “Seydişehir”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul, 2009, s. 24–25. Ansiklopedi maddesi.
7. Kofoğlu, Sait. “Eşrefoğulları”, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1995. Ansiklopedi maddesi.
8. Kunduracı, Osman. “Yenice Köyündeki Türk Dönemi Mimarisi ve El Sanatları”, Amblada’nın (Yeniceköy) Deşifresi, Konya, 2016, s. 150–167.
9. Oral, Zeki. “Kubâd-Âbâd Nasıl Bulundu?”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, II/2–3 (1953), s. 171–208. Makale.
10. Turan, Osman. “Selçuk Devri Vakfiyeleri I: Şemseddin Altun-Aba Vakfiyesi ve Hayatı”, Belleten, XI/42 (1947), s. 199–235.
11. Abdülkerim b. Şeyh Musa. Makâlât-ı Seyyid Hârûn, haz. Cemal Kurnaz, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1991.
12. Şahin, Haşim. “Seyyid Hârun”, TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 37, İstanbul, 2009. Ansiklopedi maddesi.
13. Uluçay, M. Çağatay. “Makalât-ı Seyyid Harun”, Belleten, X/40 (1946), s. 749–778.
14. Kinnamos, Ioannes. Epitome, ed. August Meineke, Bonn, 1836.
15. Khoniates, Niketas. Historia, ed. Jan-Louis van Dieten, Berlin–New York, 1975.
16. Stouraitis, Ioannis. “‘Just War’ and ‘Holy War’ in the Middle Ages: Rethinking Theory through the Byzantine Case-Study”, Jahrbuch der Österreichischen Byzantinistik, 62 (2012).
Arşiv ve kitâbe kayıtları: Şemseddin Altunaba Vakfiyesi (H. 598); Seydişehir’den nakledilen H. 635 tarihli Selçuklu kitâbesi; TKGM Kuyûd-ı Kadîme, 564 numaralı defter, v. 35/b (1476, yayımlanmış transkripsiyon); Seyyid Harun Türbesi kitâbesi (H. 720)
