Kırgın mısın Bize Ya Resulullah?
Kırgın mısın Bize Ya Resulullah?Fahri KubilayMevlid-i Nebi Haftası’na bir kez daha ulaşmanın huzurunu yaşarken, insanın gönlünde derin bir soru yankılanıyor:“Kı…
Kırgın mısın Bize Ya Resulullah?
Fahri Kubilay
Mevlid-i Nebi Haftası’na bir kez daha ulaşmanın huzurunu yaşarken, insanın gönlünde derin bir soru yankılanıyor:
“Kırgın mısın bize ya Resulullah?”
Bu soru aslında bir serzeniş değil…
Bir müminin kendi nefsiyle hesaplaşmasıdır.
Bir mahcubiyettir…
Bir özlemdir…
Bir dönüş arzusudur…
Çünkü bizler, seni sevdiğimizi söylüyoruz ya Resulullah…
Adını duyunca salavat getiriyoruz.
Mevlidini okuyor, doğduğun geceyi konuşuyor, hayatını anlatıyor ve sevgini gönüllerimizde taşıdığımızı ifade ediyoruz.
Peki ya hayatımız?
Peki ya ahlakımız?
Peki ya birbirimize karşı davranışlarımız?
İşte insan bazen burada duruyor ve başını önüne eğiyor.
Senin Ümmetin Olmak…
Yüce Rabbimiz, seni bizlere anlatırken şöyle buyuruyor:
“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. Size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”
Ne büyük bir sevgi…
Ne büyük bir merhamet…
Bizim derdimiz sana ağır geliyor.
Bizim hidayetimiz için çırpınıyorsun.
Bizim kurtuluşumuz için dua ediyorsun.
Ve biz, aradan asırlar geçmesine rağmen hâlâ senin ümmetin olmanın şerefini taşıyoruz.
Ama acaba bu şerefin hakkını ne kadar verebiliyoruz?
Sen, doğruluğu hayatının merkezine koydun…
Biz bazen küçük menfaatler uğruna doğruluktan uzaklaşıyoruz.
Sen, komşusu açken tok yatmayan bir toplum oluşturmaya çalıştın…
Biz yanı başımızdaki insanın derdini duymadan yaşamaya devam ediyoruz.
Sen, güçlüye değil haklıya sahip çıktın…
Biz bazen gücün karşısında susuyoruz.
Sen, insanları ayırmadın…
Biz ise zaman zaman birbirimizi düşüncemize, makamımıza, zenginliğimize ve hatta küçük farklılıklarımıza göre değerlendirebiliyoruz.
Sonra da dönüp gönlümüzden şu soruyu geçiriyoruz:
“Kırgın mısın bize ya Resulullah?”
Seni Sevmek, Sadece Söylemek Değildir
Seni sevmek elbette salavat getirmektir.
Seni sevmek, adını duyunca gönlün titremesidir.
Seni sevmek, Mevlid-i Nebi günlerinde seni daha çok hatırlamaktır.
Ama gerçek sevgi, sadece dilde kalmamalıdır.
Sevgi, hayata yansımalıdır.
Senin güzel ahlakını evimize taşıyabiliyor muyuz?
Eşimize karşı merhametli miyiz?
Çocuklarımıza karşı sabırlı mıyız?
Anne ve babamızın gönlünü alıyor muyuz?
Komşumuzla, dostumuzla, kardeşimizle helalleşebiliyor muyuz?
Ticaretimizde dürüst müyüz?
Söz verdiğimizde sözümüzde duruyor muyuz?
Bir insanın hatasını gördüğümüzde onu incitmeden düzeltebiliyor muyuz?
İşte Mevlid-i Nebi’yi anlamak belki de biraz da burada başlıyor.
Çünkü senin dünyaya gelişini kutlamak güzel…
Ama senin getirdiğin güzellikleri yaşamak daha güzel.
Senin adını anmak güzel…
Ama senin ahlakını kuşanmak daha güzel.
Sana salavat getirmek güzel…
Ama sünnetini hayatımıza taşımak daha güzel.
Ya Resulullah, Biz Mahcubuz…
Bugün dünya savaşlarla, zulümlerle ve gözyaşlarıyla dolu.
İnsanlık teknolojide büyük mesafeler aldı ama acaba ahlakta da aynı mesafeyi alabildi mi?
Binalarımız yükseldi…
İmkânlarımız arttı…
Bilgiye ulaşmak kolaylaştı…
Fakat gönüllerimiz birbirine yaklaştı mı?
Komşumuzun halini biliyor muyuz?
Yoksulun, yetimin, garibin derdiyle ne kadar dertleniyoruz?
Birbirimizi kırmadan konuşmayı başarabiliyor muyuz?
Sosyal medyada, sokakta, iş yerinde ve aile içinde dilimize ne kadar dikkat ediyoruz?
Sen bize merhameti öğrettin ya Resulullah…
Biz bazen merhameti unuttuk.
Sen affetmeyi öğrettin…
Biz kırgınlıklarımızı yıllarca taşıdık.
Sen kardeşliği öğrettin…
Biz küçük meseleler yüzünden birbirimize sırt döndük.
Sen ümmet olmayı öğrettin…
Biz bazen ayrılıkları büyüttük.
İşte bütün bu eksikliklerimizin karşısında, bir Mevlid-i Nebi Haftası’nda gönlümüzden yine aynı soru yükseliyor:
“Kırgın mısın bize ya Resulullah?”
Belki de bu sorunun cevabını aramaktan önce, kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Biz senin sünnetine ne kadar sadık kaldık?”
Senin Şefkatine Sığınmak
Biz biliyoruz ki sen ümmetine karşı merhametliydin.
Biz biliyoruz ki ümmetinin kurtuluşunu istedin.
Biz biliyoruz ki her zaman insanların hidayetini arzuladın.
İşte bu yüzden bizim için en büyük ümit, senin ümmetine duyduğun o derin şefkat ve merhamettir.
Ama bu, bize hiçbir şey yapmadan bekleme hakkı vermez.
Affa layık olmak için tövbe etmek gerekir.
Sevgiye karşılık vermek gerekir.
Seni sevdiğini söyleyen insanın, senin yolunda yürümeye gayret etmesi gerekir.
Bugün belki hepimizin yapacağı en güzel şey; büyük sözler söylemekten önce küçük bir adım atmaktır.
Bir gönül kırdıysak özür dilemek…
Küs olduğumuz birini aramak…
Bir yetimin başını okşamak…
Bir ihtiyaç sahibine yardım etmek…
Bir haksızlığın karşısında durmak…
Bir emanete sahip çıkmak…
Bir yalanı terk etmek…
Bir kötülükten vazgeçmek…
Ve hayatımızın her gününde kendimize şu soruyu sormak:
“Resulullah bugün yanımızda olsaydı, yaptığımız bu davranıştan memnun olur muydu?”
İşte belki de Mevlid-i Nebi’nin bize anlatmak istediği en önemli meselelerden biri budur.
Bu Hafta Bir Muhasebe Haftası Olsun
Mevlid-i Nebi Haftası sadece programların yapıldığı, konuşmaların dinlendiği ve güzel sözlerin söylendiği bir hafta olarak kalmasın.
Bu hafta bir muhasebe haftası olsun.
Kendimizi sorgulayalım.
Nerede yanlış yaptık?
Nerede sünnetten uzaklaştık?
Kimi kırdık?
Kime haksızlık ettik?
Hangi güzel huyumuzu kaybettik?
Sonra yeniden başlayalım…
Daha merhametli olmaya…
Daha adaletli olmaya…
Daha dürüst olmaya…
Daha sabırlı olmaya…
Daha çok sevmeye…
Daha çok kardeş olmaya…
Çünkü sana verilebilecek en güzel cevap, kuru sözler değil; senin ahlakını yaşamaya çalışmaktır.
Ve bu mahcup ümmet, sana olan sevgisini bir kez daha haykırıyor:
Kırgın mısın bize ya Resulullah?
Eğer eksiklerimiz varsa affa muhtacız…
Eğer yolundan uzaklaştıysak yeniden dönmeye muhtacız…
Eğer sünnetini unuttuysak yeniden öğrenmeye muhtacız…
Eğer gönüllerimizi katılaştırdıysak merhametine muhtacız…
Biz seni seviyoruz ya Resulullah…
Belki sevgimizi her zaman layıkıyla gösteremiyoruz.
Belki sözümüzle amelimiz arasında mesafeler var.
Belki çok eksiklerimiz, çok kusurlarımız var.
Ama bugün, senin dünyayı şereflendirdiğin bu mübarek günlerin hatırına, gönülden bir söz verelim:
Seni sadece anmayacağız…
Seni anlamaya çalışacağız.
Sadece sevmeyeceğiz…
Sevdiğimizi ahlakımızla göstereceğiz.
Sadece salavat getirmeyeceğiz…
Sünnetini hayatımıza taşımaya gayret edeceğiz.
Ve her salavatın ardından gönlümüzden şu dua yükselecek:
Allah’ım! Bizleri Peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yolundan ayırma… Onun ahlakıyla ahlaklanmayı, sünnetini yaşamayı ve kıyamet gününde onun şefaatine nail olmayı bizlere nasip eyle…
Âmin