Şaşkın Kenan Abdullah Avcu yazdı
Kenan doğdu. Herkes sevindi. Üç kilo altı yüz gram. Sağlamdı. Gözleri ela, yanakları tombultu. Ağlayanlar, gülenler, sarılanlar… Ev şenlikti. Daha ilk günden bi…
Kenan doğdu. Herkes sevindi. Üç kilo altı yüz gram. Sağlamdı. Gözleri ela, yanakları tombultu. Ağlayanlar, gülenler, sarılanlar… Ev şenlikti. Daha ilk günden bir ailenin kalbine taht kurdu Kenan. Kim ne desin? İlk doğan, ilk torun, ilk yeğen. O evin neşesiydi.
Babası severdi. "Aslanım, koçum" derdi. Ama asıl emek annenindi. Günde iki üç saatte bir emzirdi. Sekiz on kez altını değiştirdi. Uykusuz geceler, yorgun sabahlar… Ta ki Kenan üç dört yaşına gelene kadar. Kendi yemeğini yiyip tuvaletini yapana kadar. Annesi hiç sızlanmadı. Çünkü oğlunun gülüşü, bütün yorgunluğa değerdi.
Çocukluğu güzel geçti Kenan’ın. Mahallede onlarca arkadaş. Sabah fırla, akşama kadar koş. Top oyna, saklambaç oyna, hayal kur. Okula başladı, ailesi gururlandı. "Vatana millete hayırlı evlat" dediler. Yazın Kur’an kursuna gitti. Dinini öğrendi, dostlar edindi. Her şey yolunda… Yolunda mıydı? O zaman öyle görünüyordu.
Sonra ortaokul geldi. Kenan anladı ki dersler ona göre değil. Sınıfta parlayan çocuklardan biri değildi işte. Ama gurur, ne yaparsın? "Bana okumak yakışır" dedi. Ailesi de hep destekledi. Lise bitti, üniversite sınavı geldi. İstediği puan gelmedi. Ama pes etmedi. İktisadi idari bilimler yazdı. Dört yıllık okulu, altı yılda bitirdi. Her yıl biraz daha yoruldu, biraz daha tükendi. Ama yine de bitirdi. Helal olsun.
Üniversitede sosyal medyaya sardı. Beğenilmek, fark edilmek iyi geliyordu. Daha çok izleyici için şaklabanlık yaptı. Komik videolar, rezillikler… Ama umurunda değildi. Sayılar arttıkça içindeki boşluk doluyordu. Ne yalan söyleyelim, bu devirde kim istemez beğenilmeyi?
Mezun oldu. Mesleğine uygun iş mi? Yok. Kimse şaşırmadı. Sosyal medyaya devam etti. Şaklabanlığa soytarılığı ekledi. Abuk sabuk içeriklerle para kazandı. Ama ne pahasına? Annesi babası üzüldü, arkadaşları uzaklaştı. Herkes "değişti" dedi. Sonra izlenmeler azaldı, beğeniler düştü. Takipçiler uçtu gitti. Sosyal medya işte, bir gün varsın bir gün yoksun.
Otuzunda Kenan yapayalnızdı. Ne diplomadan ne geçmişten bir şey kalmıştı. Birkaç kez evlenmek istedi, olmadı. Bir aksilik, bir yarım kalmışlık. Ne işte, ne sevgide, ne hayatta tutunacak bir dal.
Takipçisi kalmadı, çöktü. İşsiz, parasız. Ailesinden harçlık, o da uyuşturucuya. Önce hafta sonu, sonra her gün. Dibe vurdukça battı. Bir sabah uyandı, umut yok. Tek çare intihar. Nasıl yapacağını düşündü günlerce. "Altın vuruş" dedi. Tam vuracaktı ki içinden bir ses: "Annenle vedalaş."
Kapıyı çaldı. Annesi açtı, bir an dondu. Sonra hiçbir şey sormadı. Kollarını açtı, sarıldı, öptü, okşadı ve dedi ki: "Oğlum, seni çok seviyorum."
İşte o an. O basit, o içten, o koşulsuz cümle. Bütün karanlık dağıldı. İntihar silindi. Uyuşturucu bitti. Zor ama bir inşaatta amele oldu. Elleri nasırlandı, sırtı ağrıdı ama yüreği ferahladı.
Birkaç yıl sonra nişan, evlilik, yuva. Üç çocuk. Bugün onlarca işçi çalıştırıyor. Parası var, malı var. Ama asıl serveti, annesinin sarılması ve "seni seviyorum" demesiydi.
Sevginin gücü işte bu. Ne sosyal medya, ne şaklabanlık, ne para. Bir anne sımsıkı sarılınca hayat değişir. Kenan bunu öğrendi. Keşke herkes öğrense, değil mi?
Abdullah Avcu
Seydişehir, 07.09.2026
