1 Temmuz 2026, Çarşamba 💵 💶 🥇
SON DAKİKA
SEYDİŞEHİR

Cayır Cayır Yanmadan.

Cayır Cayır Yanmadan.Toroslar'ın eteklerinde, Seydişehir'in o vefalı topraklarında mevsimler artık eski takvimine sadık kalmıyor. Gökyüzü sanki baharı ve yazı b…

01.07.2026 21:34 173 okunma 0 yorum
Yazı boyutu
Cayır Cayır Yanmadan.

Cayır Cayır Yanmadan.


Toroslar'ın eteklerinde, Seydişehir'in o vefalı topraklarında mevsimler artık eski takvimine sadık kalmıyor. Gökyüzü sanki baharı ve yazı birbirine karıştırmış gibi ansızın bir sıcaklık salıveriyor üzerimize. Ne çamların teri yetiyor serinletmeye, ne de gecelerin o eski hülyalı rüzgârı. Hava öyle ısındı ki, sanki doğa derin bir nefes alıp tutmuş; her yaprak, her toprak parçası bu ateşli sessizlikte kendi kaderine terk edilmiş gibi. Mevsim normallerinin çok üstünde seyreden bu sıcaklıklar aslında bir uyarıdır bizlere. Lakin uyarıları dinlemek insan evladına has bir gecikmiş bilgeliktir; çoğu zaman iş işten geçtikten sonra hatırlarız nasihatleri.


İşte tam da bu günlerde yangın tehlikesine karşı hepimizin yüreğinde bir ateş değil, bir ihtiyat ateşi yanmalı. Toroslar'ın incisi bu yeşil diyar şimdi o zümrüt elbiselerini yavaşça çıkarıp hasat zamanına evriliyor. Sararan otlar, kuruyan dallar, rüzgârla savrulan kuru yapraklar; hepsi birer kıvılcım davetçisi adeta. Bu mevsim bereketin de habercisidir, hüznün de. Çiftçinin alnındaki ter biçilecek ekinin umuduyla karışırken, aynı güneş ormanın ciğerini dağlamaya hazırlanır. Hayat veren ateş, kontrolden çıktığında en büyük yıkımı getirir. Ve bu yıkımın kapısını aralayan çoğunlukla ihmal, dalgınlık ya da "bir şey olmaz" rahatlığıdır.


Uzmanlar söylüyor: Yangınların büyük çoğunluğu insan kaynaklı. Yıldırım çarpmaları değil; bir sigara izmariti, dikkatsizce atılan cam şişe, söndürülmeyen piknik ateşi, tarla kenarında yakılan anız... İnsan eliyle başlayan bu kıvılcımlar öyle bir yangına dönüşür ki, hepimizi aynı acının altında birleştirir. Bu yangınlar sadece ağaçları, evleri değil; bir şehrin hafızasını, çocuğun oyun oynadığı koruyu, dedenin hatıralarını, kuşun yuvasını, ceylanın su içtiği pınarı da kül eder. Kül olan hiçbir şey eski hâline dönemez; ne kadar ağlasak, ne kadar dua etsek de.


Seydişehir gibi ormanla iç içe yaşayan bizler bu tehlikenin tam göbeğinde oturuyoruz. Evlerimiz, bahçelerimiz, bağlarımız; hepsi bir nefes mesafesinde yangınla. Yetkililerin üzerine düşen sorumluluklar ağır: erken uyarı sistemleri, gözetleme kuleleri, su tankerleri, müdahale ekipleri... Ama yetkililer ne kadar hazırlıklı olursa olsun, yangın bir insanın göz yummasıyla başlar. Asıl mesele devlet-millet el ele vererek bu bilinç yangınını büyütmektir. Her mahallede, camide, kahvede, okulda bu konuyu konuşmalı; "aman ha" demekle yetinmeyip "yapma" diye uyarmalıyız.


Yangın çıktığında ilk müdahale bir kova su, bir kürek toprak, bir telefon kadar yakındır. Ama asıl müdahale yangın çıkmadan önceki o anlık karardır. Piknik ateşini söndürmek, cam şişeyi toplamak, sigara izmaritini cebine koymak, tarlayı yakmamak, çocuklara ateşle oynamamayı öğretmek. Bunlar büyük kahramanlıklar değil belki ama bir ormanın, bir evin, bir canın kurtulması demektir. Bu topraklarda her can, her ağaç, her kuş birbirimizin emanetidir.


Toroslar'ın yeşili altın sarısına dönerken, bu dönüşümün hüznünü de güzelliğini de yaşıyoruz. Ama o yeşili yakmamak, o altını kül etmemek bizim elimizde. Hava ısındıkça içimizdeki sorumluluk da ısınmalı, umut taze kalmalı. Bu coğrafya nice yangınlar görmüş, nice külün üstünden yeniden yeşermiştir; ama her seferinde biraz daha yorgun, biraz daha geç. Yarına bırakacağımız en güzel miras, koruduğumuz bir fidandır, söndürdüğümüz bir kıvılcımdır, uyardığımız bir komşudur.


Gelin bu yakıcı günlerde birbirimize "dikkat et" diyelim. Gelin ormanın sessiz çığlığını duyalım. Unutmayalım ki yangın herkesin, korumak da herkesin işidir. Bugün alacağımız küçük bir tedbir, yarın yüzlerce yılın yeşilini kurtarabilir. Hava ısındı ama kalbimiz serin olsun; aklımız başımızda, gözümüz ormanda olsun. Bu yeşil hepimizin nefesidir; bu toprak hepimizin anasıdır. Onu yakmayalım, yaktırmayalım. Gelecek kuşaklara yanmayan, solmayan, umutla yeşeren bir Türkiye bırakalım.



Abdullah Avcu

Seydişehir, 01.07.2026

Yorumlar (0)

İlk yorumu siz yapın.

Yorumlar moderasyon onayından sonra yayınlanır.