30/6/2019
15 MART 2021
Yazı Detayı
18 Mayıs 2021 - Salı 18:52
 
Eğitimi Köklerde Aramak
Affan HALICI
 
 

Eğitim sistemi cumhuriyet tarihinde sürekli değişim göstermesine rağmen bir türlü doğru olan sistem bulunamıyor. Bunun sebebi üzerine devletin gerekli ve ilgili kademeleri elbette düşünüyordur lakin bu derdin ilacını geçmişimizde düşünmek kimsenin aklına gelmiyor mu? Akıllarına bu fikir illa ki geliyordur fakat neden bu yönde adımlar atılmıyor? Geçmişte uygulamış olduğumuz sistem diye ön yargı ile yaklaşma mı söz konusu ya da bazı çevrelerden gelecek tepkilerden mi bir çekince var?

Çevremizde muhabbet içinde bulunduğumuz öğrencilerin ağzında hep aynı cümle, “Eğitim sistemi sıkıntılı” ne kadar klasik bir cümle gibi de görünse haklılar. Bunu somut bir örnek vererek açıklayabiliriz. Mesela eğitim sisteminde şu anda 2.sınıfta başlayan yabancı dil (İngilizce) eğitimi üniversite hariç 11 yıl sürüyor. Fakat İngilizceyi bu eğitim sisteminde öğrenip konuşabilen öğrenci sayısına baktığımız zaman yok demek mümkündür.

Eğitimdeki bir diğer sıkıntı da -ki bence en büyük sıkıntı- materyalist bakış açısıyla anlatılan dersler, özellikle de fen bilimleri dersleri. Gençliğin imâni açıdan sıkıntılara düşmesindeki belki de en önemli sebep. Materyalist eğitim sisteminin ve yetersiz dini eğitimin sonuçlarını gençlere sorulacak iki kolay soru ile anlayabiliriz.

1-Allah Teâlâ'nın (c.c.) ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) sözlerini şüphe etmeksizin kabul edebiliyorlar mı?

2-Bilimin dediklerini araştırmadan, sorgulamadan kesin doğru olarak mı kabul ediyorlar?

Tarihimizde aramamız gereken eğitim modeli, medrese tarzı eğitimdir. Lakin bazı kesimler medrese kelimesini duydukları zaman bile çileden çıkarlar. Çünkü onların düşmanlığı bizim şanlı tarihimizedir. Eziklik psikolojisi ile kendi eğitim modelimizden rahatsızlık duyarlar lakin Batı tarzı eğitim denildiği zaman keyifleri çatar.

Tarihte İslam alemindeki ve Batı’daki üniversite seviyesindeki eğitimin temellerinin ilk ne zaman atıldığını şu cümlelerden anlayabiliriz: “Endülüs’de 786 yılından itibaren faaliyete geçen Kurtuba Üniversitesi, Avrupa’nın ilk üniversitesi idi. 859 yılında kurulan Fas’daki Fes şehrindeki Kureviyyîn Üniversitesi bugün de faaliyette olan dünyanın en eski üniversitesidir. Avrupa’nın en eski Hıristiyan üniversitesi 1088’de kurulan Bologna Üniversitesidir.” (Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı Hukuku s.381)

Geçen haftalarda Ebubekir Sifil hocanın katılmış olduğu bir programda İngiltere’de yaşayan, eğitimle alakalı çalışmalar yapan bir profesörün cümlelerini bize aktarırken dinlemiştim. O profesörün ideal eğitim ortamı hakkında söyledikleri şunlardı:

  • Eğitim 15-20 kişilik küçük odalarda olmalıdır.
  • Hoca ile talebe aynı göz hizasında bulunmalı ve mümkünse yerde oturmalıdırlar.
  • Kız ve erkek öğrenciler ayrı ayrı eğitim alacaklar ve başları kapalı olacak. (Profesör başlarının kapalı olmasını araştırmalarına göre, insan beyni belli bir sıcaklığa ulaşıp onu muhafaza edince ideal çalışıyor diyerek açıklıyor. Bizim inancımızda ise bunun yeri zaten vardır.)

İngiltere’ye giden gruptan birisi bu eğitim modelini biz biliyoruz diyerek medrese görsellerini göstermiş, profesör cevap olarak bende sizin onları bir asır önce terk ettiğinizi biliyorum demiş.

Bir yabancı profesörün uzun araştırmaları sonucunda bizim eğitim modelimize ulaşması belki Batı hayranlarına örnek olur. İnşallah artık ideolojik saplantılarından kurtulup bu devletin bu milletin yararına olacak olanı İslam’dan, Osmanlı’dan alınca ön yargı göstermemeyi başarabilirler.

 
Etiketler: Eğitimi, Köklerde, Aramak,
Yorumlar
Haber Yazılımı