Hemen herkesin az veya çok korkusu veya korkuları vardır; duruma, şartlara, iç ve dış faktörlere göre çoğalıp azalan…
Şimdilerde adına ‘fobi’ denilerek dümdüz edilen korkularımızın çeşitlerini, nedenlerini, tanımlarını psikologlara bırakarak şairlerin mısralarında, filozofların dilinde bu en temel insani duygunun belli başlı yansımalarına bakmak geldi içimden.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın korkularının merkezinde ölüm vardır mesela. Akşam sıkıntılı zamanlardır şair için. Ortalıktan el ayak çekildi de kendisiyle baş başa kaldı mı, şairin kaygıları adım adım korkuya dönüşür. Bu nedenle her mihnete rıza göstermeye hazır olan şairin Allahtan tek dileği penceresinden güneşin eksilmemesidir. Bu duygu Korktuğum Şey adlı şiirinde güzel ve etkili bir dille anlatılır.
“Gün çekildi pencerelerden;
Aynalar baştanbaşa tenha.
Ses gelmez oldu bahçelerden;
Gök kubbesi döndü siyaha.
…
Ne yardan geçilir, ne serden;
Korkuyorum bu gecelerden.
Bel bağladığım tepelerden
Gün doğmayabilir bir daha.
Martin Luther King’in korktuğu şey, Tarancı’nın aksine toplumsal bir istikameti gösterir. “Beni korkutan kötülerin baskısı değil iyilerin kayıtsızlığı” demiş 4 Nisan 1968’de ölen ABD'li Baptist papaz ve Amerikan yurttaş hakları hareketi önderi.
Yeryüzünde yaşanan zulümlerin temel nedenini siyah-beyaz netliğinde ifade eden bir teşhis nihayet acı ama gerçek bir tespittir bu.
İyiler, kötüler…
Kötülerin her türlü kötülüklerine karşılık iyilerin kayıtsızlığı… Bu durum atasözlerimizde ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!’ olarak karşılık bulmuştur; lakin yılan bu, ne zaman ne yapacağı belli mi olur?
Bulunduğumuz yerlerde fert fert iyi insanlar olabiliriz: Kimseye bir zararımız olmamıştır mesela… Mesela kimsenin tavuğuna kışt dememişiz, karıncayı bile incitmemişiz, kimsenin arkasından konuşmamış, kimsenin zararına olabilecek bir isteğimiz olmamıştır vs. Lakin kendi zannımızca iyilik ölçüsü saydığımız bu ve benzer haller, Martin Luter hesabıyla da sevgiliPeygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) tartısıyla da bir değer taşımıyor. Çünkü iyilerin iyiliğinin kötülerin kötülüklerini bertaraf etmeye yönelmesi gerekiyor.
Benzer korkuları ve hepimizin her an samimiyet testi gibi alması gereken bir sorusu da var Luter’in ve doğrusu bunlar üzerinde ciddi biçimde düşünülüp araştırmalar yapılması gerekir. “Hayatın en ısrarcı ve acil sorusu şu: Başkaları için ne yapıyorsunuz?”
Şu önerisine ne demeli?
“Hepimiz ya kardeşler gibi yaşamayı öğrenmeliyiz veya aptallar olarak çürümeyi.”
“İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.” Diyen Peygamberimizin hassasiyetine ne kadar da yakın bir duruş!
“Her şeyin sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.” İşte Filistin-Gazze, Doğu Türkistan mesela…
Luter’in en büyük korkusu değil mi an be an yaşayıp gördüklerimiz? Dostların sessizliği, hırpalana hırpalana yok hükmüne sürüklenen adalet?
“Herhangi bir yerdeki adaletsizlik, her yerde adalete yönelik bir tehdittir.”
Luter’inboy aynasında kendimize ve insanlığımıza bir daha bakalım:
“İnsanlar genellikle birbirlerinden nefret ederler çünkü birbirlerinden korkarlar; birbirlerinden korkarlar çünkü birbirlerini tanımazlar; birbirlerini tanımazlar çünkü iletişim kurmazlar; iletişim kurmazlar çünkü sınıflara ayrılmışlardır.”
“İnsanlığı yücelten her iş, onurlu ve önemlidir; dört dörtlük yapılmalıdır.”
Ünlü düşünürün bir korkusu da imkânlarımızın inanılmaz ölçüde artmasına rağmen ulaştığımız sonuç: Unutmak…
“Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik, ancak kardeşçe yaşamayı unuttuk.”
Korkularımızla yüzleşmemiz gerekiyor; ama nasıl?
Rabbim korktuklarımızdan emin, umduklarımıza nail eylesin.
Selamların en güzeliyle…
H. Halim Kartal