Doğaya ve çevreye ne zaman daha saygılı olacağız?
Yüce dinimiz İslam’ın emri, Peygamber Efendimizin hadisi şerifleri ile sabit olan Allah’ın emirlerinden ve insan yaşamının gereği temizlik için ‘imanın yarısıdır’ ifadesi dikkat çekmesine rağmen bizlerin birçoğu bunun daima tersini yapmışız. Pislikte, kirlilikte daima ısrarcı olmuşuzdur.
Gerek şehir içinde gerekse mahallelerde otobüs duraklarına çıkar bakarım; ya bir çok sigara izmariti, ya oturakların dibine öğütülmüş çitlek, kabukları, ya da bir çok yabancı atık görürüm.
Şehir içi manzaraları bunlarla da bitmez, çünkü aracımızla giderken pervasızca aracın içersinden yola savurduğumuz sigara izmaritleri veya yediğimiz herhangi bir şeylerin kabuklarının camlardan savrulması ne denli terbiyeden edepten yoksun olduğumuzun bir göstergesidir.
Kırlara pikniğe gittiğimizde farklı bir durumda değiliz. Hatta buralarda daha da gailesiz ve pislikleştirmede azgınız. Yine şehir içersinde belki ‘bir gören duyan olur da ceza yeriz’ diye ufak da olsa bir korku taşır insanlar ama dağda kırda yok… Yediğimiz içtiğimiz şeylerin artıkları, karpuz kabukları poşet poşet her yere dağılmış. Pet şişeler, bira şişeleri... Ateş yakarız onun ateşini bile söndürmeden öylece koyar geliriz, bu kadar doğaya haksızlık ederiz sonra doğadan hayır bekleriz, ürün bekleriz.
Yıllarca toprakta ölmeyecek ve zarar verecek olan poşet artıkları, şişe parçaları, pet şişe atıkları geleceğimizi ne derece tehdit eder diye hiç düşünmeyiz. Şehrimizin güzel parklarında her yere konmuş çöp sepetleri dururken, yerlere atılan çöpler bizim birer ayıbımızdır.
Ayrıca şehir içersinde belediyelere tarafından yakın mesafelere konmuş çöp kutularının içi boş dururken, çöpleri ve soba küllerini dışarısına bırakmak da bizlerin büyük ayıbıdır.
Geçenlerde yerel televizyonlardan birinde bir haber izledim, tüylerim ürperdi… Doğal harikalarımızdan olan Yerköprü Şelalesi’nden pislik ve atık örneklerini seyredip dinlerken insanoğlu bu kadar nankör, bu kadar acımasız, bu kadar acımasız ve cani olamaz…
Bunun yanında denizler, göller, barajlarımız da aynı tehlike ile karşı karşıya.
1960’lı yılları hatırlıyorum, İzmir körfezinde Karşıyaka’da, Bayraklı’da, Konak’ta, İnciraltı’nda her taraf tertemiz insanlar. Bralarda denize girer akşamlara kadar yüzerdi; ohhh mis gibiydi her taraf. Bundan birkaç yıl önce bir İzmir’e gittim. Bu saydığım deniz kıyılarında bir pet şişeye su doldurmak için şöyle berrak bir kıyı bulamadım. Dahası İstanbul’da 1961 yılında Kumkapı, Cankurtaran, Yenikapı, dahası Marmara kıyıları, Suadiye, Moda, Kireçburnu, Ortaköy, Yeniköy, Tarabya’da bile denize girerdi insanlar. Her yerler plajdı o güzelim kumsalda, kabinler sıralanmış, denizin dibi ayna gibi berrak… Parayı atsan anında bulurdun, neydi o günler. Şimdi bırakın bu saydığım boğazı ve sahil kesimini, şehrin 50 km dışında bile bir tek denize girilecek yer kalmamış. Şile bile kirlikten geçilmiyor olmuş. Bu insanlık nereye gidiyor? Fabrika ve fosseptik atıklarının yanında bir de insan eliyle kirletme devam ediyor. Yazık, gelecek neslimiz bizden öbür dünyada bunun hesabını soracak ve hakkını alacaktır. Bunları böylece belirtip üzüntülerimi yazarken aklıma 80’li yıllardan bir anı geldi. Bizim dağ köylerinden bir adam vardı; sarhoş, pejmürde, kendine bile bakmayan bir adam... Yörede herkes tarafından horlanan bu adam nasıl yaptı ise Almanya’ya işçi olarak gitti, birkaç yıl sonra köye döndüğünde bir gün arkadaşları ile 2000 metre yüksekliğinden bir dağa gezmeye giderler. Adam bir sigara yakar kibrit ile ve yanık kibrit çöpünü söndürüp cebine koyar. Arkadaşları sorarlar “ne yaptın abi yahu yere atıversene” derler. “Ulan ay ağam Alman gavuru bize bunu yere atmamayı öğretti, dağ başında da olsa yere çöp atanın bir ciğerini sökerler yazdıkları ceza ile” demiş. Hani bizde de olsa bu pislikleri atanları cezalandırmak, o zaman adam oluruz belki diyorum ve çevre temizliği şiirimi buraya koyuyorum. Saygı ile…
ÇEVRE KİRLİLİĞİNE
Pis gazlardan ozon tabakası delindi
Yaşam zorlaşıyor sona doğru gelindi
Dünyamızda tat kalmadı bozuldu
İnsanlar bu kadar hain olur mu?
Kutlarım ülkemin çevre gününü
Onurlu anlat yavruna geçmişini dününü
Doğaya adamalı insan bütün ömrünü
Bundan yüz çeviren insan olur mu?
Her yer bozkır oluyor kalmadı yeşil
Fidan dikmek için uygundur koşul
Bize küfretmesin gelecek nesil
İnsan gelecekten lanet alır mı?
Ülkemde çevreye kol kanat germek
Topraktan aldığımızı toprağa vermek
Amaç meyve yemek hem de gül dermek
Çalışmazsan bunlar mümkün olur mu?
Karada ölüm yok eğer fidan dikersek
Şöyle berrak tertemiz denize girsek
Dünyayı tozpembe yemyeşil görsek
İnsana bunu yapmak hiç zor olur mu?
Çevreye atmayalım pisliği çöpü
Doğaya yayılıyor bir kötü koku
Temiz çevre Müslümanın yüz akı
Temizlikten başka onur olur mu?
İstanbul’da seyrettim eski denizi
Kırk yıl önceye göre solmuş gül benzi
Lağımlar akıyor görünmez dibi
Bu pislik içinde yaşam olur mu?
Kar yağınca onu ormanda tutmak
Baharı beklemek erken uyanmak
Sel coşunca ağaca tutunur toprak
Topraksız dünyada yaşam olur mu?
Kuşlar bile yeşil baharı bekler
Ağaca yuva yapar yavrusun besler
Temiz bir çevrede barışır küsler
Doğadan zevk almayan insan olur mu?
Herkes desteklesin tema vakfını
Hepsinde de gördüm ülke aşkını
Doğaya vakfetmişler gönül köşkünü
Buna katılmayan bir insan olur mu?
Yeşil ile doğa yazmakla bitmez
Ağaçsız bozkırda bülbüller ötmez
Kirlilik Allah’ın hoşuna gitmez
Doğadan yüz çeviren insan olur mu?
Şair İsmail’im candan sever doğayı
Fırsat bulsa gezer dağı ovayı
Yeşil görmek ister bütün dünyayı
Bunlara muhalif hiç insan olur mu?