30/6/2019
30/06/2020
Yazı Detayı
14 Ekim 2020 - Çarşamba 08:44
 
Yürek yangını
Sibel Eraslan
 
 

Hatay’daki yangın, yüreklerimizi yaktı.

Belen ilçesinde başlayıp, İskenderun ve Arsuz ilçelerine de sıçrayan yangın, önüne çıkan canlı cansız her varlığı yutarak büyük bir felakete sebep oldu. Yangın, 33 saat sonra ancak kontrol altına alındı... Terör örgütü PKK’nın yangını üstlenmesi ise akıl almaz, insanlık dışı bir durum olarak hafızalara yazıldı.

Yangından kaçamadığı için kömür kesilmiş zavallı bir tavşan, yaşanan doğa facianın olduğu kadar PKK’nın ölü seviciliğinin de sembolü gibiydi. Devasa yükselen yangın alevleri önünde can havliyle evlerini bırakıp koşuşan çocuklar, ağlaşan kadınlar, çaresiz yaşlılar ise yaşananlar hakkında tam bir savaş izlenimi veriyordu.

Savaş... Hayatla savaşan, insanlığı ve aslında yaşamı yok etmeye azmetmiş açgözlü, doyumsuz bir terörle karşı karşıyayız aslında, Hatay’daki yangın, terörizmin şeytani yüzünü ortaya koyması açısından diğer faciaları geride bıraktı.

Tüm bu dehşet dolu anları, sırf terör örgütü üstlendiği için sükunetle seyreden akademisyenler, yazarlar, güya sol demokratlar, tuttukları safın, insanlık dışı, insan karşıtı bir saf olduğunu farketmiyorlar mı diye keskin bir soru kaldı akıllarda...

Gezi olaylarında güya kesilen ağaçlar için galeyana gelip, şehri işgal altına alan güya çevreci başkaldırı, Hatay, İskenderun, Belen, Arsuz cayır cayır yakılırken nasıl oluyordu da dilini yutuyordu?

Sol’un ve aslında etnik kimlikçi siyasetin niçin iflas ettiğinin, hayattan nasıl koptuğunun en gerçekçi cevaplarındandı aslında yaşadığımız bu terör arkacılığı... İnsandan, hayatın gerçeklerinden, tebessümden, umuttan, huzurdan, yaşama sevincinden nefret eden bu kötücül bakış, elbette ayak basacak bir zemin bulamaz kendine. Zira ayak basacağı zemini, sürekli olarak infilak ettirecek bir kötülüğü taşıyor içinde...

‘’Pervasız kötülük’’... İnsana dair hiç bir sorumluluğu üstlenmeden ortaya konan bu ölümcül şiddet, hangi davayı güderse gütsün, söylemini de hiçleştirecek bir yok ediciliği taşıyor bünyesinde. Masum insanlardan, ağaçlardan, hayvanlardan, su kaynaklarından hasılı yaşamaya dair her şeyden nefret eden bu tavır, atıf yaptığı- yapacağı hiç bir gayeyi kutsallaştıramaz, onaylatamaz, meşrulaştıramaz.

YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

 
Etiketler: Yürek, yangını,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
21 Ekim 2020
Kıbrıs ‘'Hala Sultan' diyarıdır...
18 Ekim 2020
Hoş sada...
12 Ekim 2020
İsrail ve Ermenistan'ın sınırları niçin kesin değil?
08 Ekim 2020
''Çırpınırdın Karadeniz...''
05 Ekim 2020
Güvenecek dal mı kaldı?
01 Ekim 2020
Okurlarımız konuşuyor: Şiddeti nasıl önleyebiliriz?
27 Eylül 2020
Önerilerinizi bekliyorum: Şiddeti nasıl önleriz?
23 Eylül 2020
Sağlık çalışanlarına şiddet niçin son bulmuyor?
21 Eylül 2020
‘'Yeni Baro' ve demokratik çoğulculuk...
16 Eylül 2020
İnsansızlığa doğru mu gidiyoruz?
13 Eylül 2020
Arakan için ‘'biraz adalet'...
09 Eylül 2020
Hem taciz, hem suistimal...
07 Eylül 2020
Psikiyatri hayatımızın neresinde?
02 Eylül 2020
Peygamber aşığı bir hekim: Aişe Hümeyra Ökten...
31 Ağustos 2020
Gözyaşında, okyanusun hakikati vardır...
24 Ağustos 2020
Trafik terörü: Güncelleşmiş kötülük...
20 Ağustos 2020
Kudüs muhafızı: Raid Salah...
17 Ağustos 2020
Çağımızda ‘'yalnızlaşma' sorunu...
13 Ağustos 2020
Ailesiz insanın hüsranı...
10 Ağustos 2020
Beyrut'un gelinleri..
05 Ağustos 2020
İstanbul Sözleşmesi'nin hangi maddelerine niçin itiraz ediliyor?
02 Ağustos 2020
Arkadaş ölümü ve koskoca bir yalnızlık..
29 Temmuz 2020
İstanbul Sözleşmesine göre şiddetin kaynağı: Cinsiyet
24 Temmuz 2020
Cinayet davalarında büyük handikap: Genelleme...
20 Temmuz 2020
15 Temmuz destanı ve şehadet bilinci...
13 Temmuz 2020
Ayasofya Camii, Fetih Camiidir
09 Temmuz 2020
İstanbul Sözleşmesi neyin kökünü kazıyacak?
Haber Yazılımı