Burak1 Aralık2020
30/6/2019
30/06/2020
Yazı Detayı
01 Aralık 2020 - Salı 09:14
 
GÜZ HİKMETİ-2
Ümmühan DÜNDAR
 
 

İhtiyar titreyen eliyle anahtarı oynatırken genç adam özür dilenen bakışlarla tuttu babasının kolundan. Yıllardır ilk defa dokunmuştu parmakları, bu asil adamın koluna. Ölü hükmünde davranırken ihtiyar, genç adam yıllardır boğazında oturan yanık lokmayı çıkarmıştı. Hıçkırıklara boğulan genç adam ilk defa sesini duyurmuştu, hem de hiç hak etmediğini düşündüğü gözyaşlarıyla. İhtiyar her sene olduğu gibi bu sefer de bu yolcunun tek kelam etmeden, gözleriyle konuşmaya çalışacağını düşünmüştü. Yalnız şimdi ardını dönüp de biçare şekilde gitmek yerine yanında bitivermişti. Ne hüküm verirse râzı olacağını bildiği bu adama yıllardır yüzünü, sesini ve yüreğini göstermeyerek epey çektirmişti. Hanımının gelirse evinden çevirmesini istemediği bu misafire dokuz senedir evinde ağırlamayı geç, burnunu kapıdan sokturmamıştı. Ama yüreğinin acılarla katılaşıp da ömür arkadaşının son sözünü duymazdan gelmeye çalışmayacaktı artık. Baktı genç adama yılların birikmiş öfkesiyle. Hesap sormuyordu, çünkü bunu yapmak için karşındakini varlığıyla tanımak gerekirdi. İhtiyar, yüreğine gömdüğü bu adamı hiç çıkarmadı ki toprağından, şimdi tanısın. Söz vermişti bir kere, seneye ömür arkadaşının mezarına gidip de her sene aynı sözü yineleyecek kadar vakti kalmamış olabilirdi. Genç adam, babasının bakışları dokuz senedir ilk defa gözlerine değince dünyalar onun olmuşçasına sevinç gözyaşlarına boğuldu. Kurumuş dudakları, ağlamaktan çatallaşan nefesiyle kekeleyerek çıkardı yıllardır provasını yapıp da bir türlü söyleyemediği arzuhâlini:

“Ne dersen, ne istersen başım üstünedir babam, yeter ki affedesin beni!”

İhtiyar başını çevirmiş, aksi bir tavırla kapıdan içeri girdi. Hatıraların tozuyla harmanlanan bu karanlık ev, kapının açılmasıyla birlikte sabaha uyanmış gibiydi. Değişen tek bir şey vardı,  o da yılların alıp götürdüğü nefeslerdi. İhtiyar bir hışımla girdiği evden elinde kevgir, ağzına kadar dolu bardak, kaşık ve bir kova su ile çıktı. Gözlerini şimşek gibi çaktı ve genç adama dönerek:

“Senin doğuşunla gözlerimizde güneşler açmıştı. Gel gör ki o güneşin batmasına da sen vesile oldun. Yılların yükünü taşıyamaya mecali kalmayan anan senin gidişinle gitti. Ben de bu yükü onun yanına gidene kadar taşımaya ant içmiştim ama gel gör ki onun gül hatrı için bir söz verdim. Seni bir şartla affederim. Onu da gün yüzü göstermediğin anan için yaparım. Şimdi iyi dinleyesin beni, yıllar evvel kulak ardı ettiğin gibi yaparsan tek şansını da kaybedersin ona göre.”

Genç adamın sevinci kulaklarına ermiş, hatasını bir nebze olsun telafi edebilmek ümidiyle dinliyordu. “Yarına kadar şu kevgirle elimdeki kaşığı dolduracak kadar su taşıyacak, ağzına kadar dolu olan bu bardağa bir damla suyu sığdıracak ve şu yere düşen yaprağı bir kova su ile yeşerteceksin. Bunları yapamaz da karşıma dikilirsen tek şansını da kaybetmiş olursun.” diyerek eve tekrar girdi ihtiyar.

Genç adamın ümidi bu sözleri duyar duymaz kuş olup gitti sanki. Söylediklerinin imkânsızlığını mı, babasının olmayacak şartlar koşmasını mı düşünsün bilemedi. Bu şartların insan eliyle gerçekleşmesi mucizeydi. Olmayacağını bile bile denemeye karar verdi. Kevgire suyu doldurdukça altından akmaya başlıyor, kaşığa götürene kadar da yola revan oluyordu sular. Sayamadı kaç defa denediyse de başarı imkânsızdı. Kevgirle su mu taşına ki?! Yatsı ezanı okunmuş, etrafı hafif bir esinti eşliğinde sessizlik almıştı. Ağzına kadar su dolan olan bardağı aldı genç adam. Bidondaki sudan eline bir damla su aldı ve ağzına kadar dolu olan bu bardağa bir damlayı sığdırmayı denedi. Yine defalarca denedi, olmayacağını bildiği hâlde denedi ama ne çare! Bir damla yahu, bir damla! Sığdıramadı işte. Bâri son şartını yerine getirebilseydi. Bir eline kuruyan, sararmış yaprağı aldı; diğerine ise bir kova su. Yarına kadar nasıl yeşerecekti bu?! Olmazları olduran, her şeye gücü yeten ancak ve ancak Allah’tı. Genç adam da kurumuş yaprak gibi güz vurgunu yemişti. Yaprağın dönecek bir ağacı vardı, peki o nereye gitsindi?!

 

Devamı gelecek…

 

Ümmühan Dündar

 
Etiketler: GÜZ, HİKMETİ-2,
Yorumlar
Haber Yazılımı