Bugün ; Hicri 3 Zi'l-Hicce 1429 - Miladi 01 Aralık 2008

Künye

İletişim

* 3 ARALIĞI UNUTMAYIN LÜTFEN… * MAHMUT ESAT ANADOLU *  Damla sulamada lider * Konya Mobilyacılar Spor: 1 Seydişehirgücü :0  *  Ekmek Yine 60 YKR * Sanayiden araçların yola çıkışı unutuldu * Konya Şeker, Anadolu'nun gururu * GÜREŞÇİLERE TEŞEKKÜR * ASFALT ÇABUK BOZULDU. * Özel Sümbül İlköğretim Okulu

GÜNCEL

POLİS-ADLİYE

EGİTİM

SPOR

SİYASET

YAŞAM

SAGLIK

SEYDİSEHİR

KÜLTÜR-SANAT

TÜRKİYE GÜNDEMİ

DÜNYA

EKONOMİ

YENİ KİTAPLAR

RÖPORTAJ

TARİH VE İNSAN

YÖRESEL KÜLTÜR

SEYDİŞEHİR
HABERLERİNİ
SİTENİZE EKLEYİNİZ.

Seydisehir Meslek  Yüksek Okulu   Bu şartlarda Dört Yıllık olabilirmi?.

Evet
HAYIR

Sonuçları Göster

GAZETELER

 
 

Ana Sayfaya Dön

 

Benim Hiç “Poşum” Olmadı ki
28 2008 : 09:59

Bu bayram benim ve benim doğduğum tarihte doğanlar ve henüz hayatta olanlar için şahit oldukları kırk dokuzuncu Ramazan Bayramı.  Elbette doğduğum ilk birkaç yılda olup bitenleri hatırlamam mümkün değil ama dörtlü beşli yaşlarımdan itibaren önemli olayları hatırlamam ve bu olaylarla ilgili bilgi kırıntılarını hafızamda söküp çıkarmam mümkün olabiliyor.

 

O yıllarda “çalı yırtan” diye tabir edilen, şimdiki çizgili kadife kumaşa benzer ve oldukça sert dokunuşlu bir tür kumaş vardı. Çocukların ve gençlerin vazgeçilmez pantolonluk kumaşıydı bu kumaşlar. Hazır pantolon bulmak mümkün değildi o yıllarda. “Çalı Yırtan” kumaşından yeterince kumaş alınır, bir de “gök kadife” diye tabir edilen kumaştan “işlik” lik kestirilerek, Seydişehir’de, o tarihlerde sayıları oldukça fazla olan terzilere günler önce ölçüleri verilir, sıraya girilir ve diktirilirdi. Ayaklarımıza bir de lastikten imal edilmiş “uğur yemeni” diye tabir edilen ayakkabılardan alındı mı dünyanın en mutlu çocukları bizler olurduk. Beş altı yaşlarımdaydım. Amcamın oğlu ile birlikte bana birer “fotin ayakkabı” alınmıştı. Çabuk eskimemeleri ve kirlenmemeleri için elimizde taşıdığımız günleri çok iyi hatırlıyorum.

 

Evin kızları için alınan, “basmalar”, “emprimeler”, “kadifeler” ise köyün kıdemli terzi kadınları tarafından kesilir, biçilir ve el iğneleri ile dikilerek giyime hazır hale getirilirlerdi. Bayramlık elbiselerini giyen gelinlerin, kızların; bayram sabahı seher vaktinde, gruplar halinde akarsu başlarına, sırtlarına aldıkları testileri doldurmak üzere gidişleri, çocukluğumdaki bayramların hafızamda bıraktığı güzel fotoğraflardan bir tanesidir.

 

Arkadaşlarımın çoğunun, bayram günlerinde kullandıkları, “poşu”ları ya da “kefiye”leri vardı.  Nedendir bilemiyorum, benim hiç poşum olmadı. Arkadaşlarım, poşularını başlarına ya da bellerine bağladıkları zaman, “ah benim de bir poşum olsaydı” diyerek ”imrenerek” bakardım onlara. Aslında bizim sülalede hiçbir çocuğun poşusu yoktu. Bu ilginç bir durumdu. Şimdi aklıma geldikçe; “demek ki, küçücük bir köy yerinde bile bazı geleneklerde ve alışkanlıklarda farklılıklar olabiliyor” diye düşünüyorum. Elbette, “maddi imkânsızlıklardan dolayı alınamamış olabileceğini” de göz ardı etmiyorum.

 

Bizim yöremizde arife gününden bir gün öncesine “buğday günü” denir. Araştırmama rağmen, bu güne neden böyle bir isim takıldığının yeterli bir açıklamasına rastlayabilmiş değilim.

 

Buğday gününden önce kadınlar ve kızlar, eşeklerin bir yanına kazanları, diğer yanına “giyesi”leri sararak gruplar halinde derelerin ve hendeklerin başına “giyesi yıkamaya” giderlerdi. O zamanlar deterjan olarak teneke kaplara, meşe külü ve “pise” denilen bir madde katıldıktan sonra kaynatılarak elde edilen sıvılar kullanılırdı. Subaşları “tokucak” sesleriyle inler taşların ve ağaçların üzerleri yıkanan ve kuruması için serilen,  allı yeşilli “giyesi”lerle dolar taşardı. Uzaktan bakıldığında görülen manzara, günümüzün festivallerini aratmayacak bir güzelliğe, doğallığa sahipti. Tokucak seslerine kadınların ve kızların söyledikleri türkülerin nağmeleri karışırdı.

 

 

Meşeler gövermiş varsın göversin
Söyleyin huysuza durmasın gelsin
Varmasın kötüye asılsın ölsün
Kötü adamın var ömrünü yok eder

 

Bilemedim yaylanızın yolunu
Saçım uzun bağlasınlar kolumu
Zalım anan seni bana vermezse
Yemin ettim keseceğim yolunu

 

“Buğday Günü”nden itibaren diğer bütün telaşlar yerini bayram telaşına bırakırdı. Çeşit çeşit yemekler, “su börekleri” yapılır, “pişiler” hazırlanır, “siğlim”ler kavrulurdu. Bir ay boyunca, yaşları küçük olduğu için oruç tutamayan çocuklar, arife gününde, diktirdikleri yeni elbiselerini de giyerek mutlaka oruçlarını tutarlar ve akşamlara kadar çevresindekilere hem elbiselerini gösterir hem de;  “bak ben de oruç tutuyorum” diyerek hava atarlardı. 

   

Arife günü ikindi namazından sonra mezarlığa gidilerek ziyaretler yapılır ve herkes ölmüş yakınları için dualar ederdi.

 

Arife gününün gecesinde çocuklar erkenden yatar ve bayram günü sabahın çok erken saatlerinde kalkarak yeni elbiselerini giyer, “poşularını” sarar ve önceden annelerine diktirdikleri “keseleri” de alarak gruplar halinde köydeki evlerin tamamını gezer; “elvan şeker” “halkalı şeker”, “sorma şeker”, “leblebili şeker”, “kuru üzüm”diye adlandırılan şekerleri ve yiyecekleri toplarlardı. Bunlardan başka, “siğlim”, “pişi” ve “ergen” denilen yiyecekler de toplananlar arasındaydı. “Pişi” ve “ergenleri” toplamak için özel yapılmış “ergenlik” ve “pişilik” denen, ağaçtan ya da telden yapılmış araçlar kullanılırdı. Bu araçların gövdesinde tutunacak bir sopa ve sopanın uçlarında çengel şeklinde yukarıya doğru kıvrılmış ve uçları sivriltilmiş çubuklar bulunurdu. “Ergen” ve “pişiler” bu çubuklara geçirilerek öyle taşınırlardı.

 

Bayram günü, bayram namazı için köyde bulunan erkeklerin tamamı, yaşlısıyla, genciyle, çocuğuyla; “bayram namazına salaaa! bayram namazına salaaa!” nidasıyla birlikte camilere akın ederlerdi. Bayram namazından sonra küçükler büyüklerin ellerine vararak “bayramınız mübarek olsun” deyip ellerini öperler, büyükler de onlara; “berhudar olasınız, sağlıklı ve sıhhatli nice bayramlar göresiniz, ömrünüz çok olsun” şeklinde dualar ederek karşılık verirlerdi.

 

Bayram namazının ardından, önceden hazırlanmış çeşit çeşit yemekler; her mahallede en yaşlı olan komşunun evine götürülür ve kadınlı erkekli, genç yaşlı, çoluk çocuk orada toplanılarak “bayram yemeği” yenilirdi. Bu yemekler içinde, “papara”, “fasulye”, “mıkla”,  “sütlü çorba”, “sac arası”, “kömbe”, “kıvrım kömbe”, “su böreği”, “yağ içinde yumurta”, “gül reçeli”, “erişte” en meşhur ve kıymetli olanlarıydı.

 

Bayramın birinci günü köydeki tüm yaşlılar, hastalar ve akrabalar ziyaret edilir “hatır ve gönülleri yapılırdı”. Akşam olunca, özellikle yeni evli çiftler, hanım tarafından “baba ocağına” “bayramcı” giderlerdi.  Orada da sabahtan beri hazırlanan çeşit çeşit yemekler damatlarının ve kızlarının çevrelediği sofraya konulur, hep birlikte sohbetler ve latifeler eşliğinde yenilirdi.

 

İnsan geçmişini unutmadan yaşamalı diye düşünüyorum. Bazıları da “geçmişe fazla takılıp kalınmamalı” diyorlar. Elbette herkesin düşüncesi çok değerlidir. Herkes kendi hayatını yaşıyor. Ama ben, “tarihin, geçmişi aydınlatan, geleceğe ışık tutan” bir özelliğinin var olduğunu, bu ışığın gelecekte kat edeceğimiz yolda aydınlatıcı roller üstlendiğine inanıyorum. Bu inancımdan da zerre miktar taviz vermek niyetinde değilim.

 

Benim doğduğum köy bir dağ köyü. Çevresinde de onlarca dağ köyü mevcut. Ben bu köylerde Ramazan Bayramına “Oruç Bayramı” denildiğine şahit oldum ama “Şeker Bayramı” denildiğine hiç şahit olmadım. Belki çocuklar, kendilerine ikram edilen şekerden dolayı böyle adlandırıyor olabilirler. Ama gerçekleri tersine döndürme gayretlerinin var olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Buna bilerek veya farkında olmayarak alet olanlarımızın da varlığını inkâr etmemek lazımdır.

 

Geleneklerimizden ve geçmişimizden uzaklaştığımız ve “sılayı rahim” yapmayı terk ettiğimiz sürece, Ramazan Bayramı “Şeker Bayramı”’na, Kurban Bayramı “Et Bayramı”na dönüşecek, bizi biz yapan değerlerimiz ortadan kalkacak, o zaman biz de; “onlardan biri” gibi yaşayacak, yaradılış gayemizin dışında, en güçsüz rüzgârların önünde bile kuru yaprak misali bir yandan bir yana savrulup duracağız. 

 

Bütün İslam Âlemi’nin Ramazan Bayramı’nı tebrik ediyor, bayramın; ülkemiz insanlarının ve tüm insanlığın barış ve huzur içinde yaşamasına vesile olmasını Yüce Allah’dan, diliyorum.

 

 

Tayyar YILDIRIM

 

Poşu: Kenarları saçaklı ipek, pamuk, yün vb.nden yapılmış bir tür başörtüsü, dolama:

İşlik (göynek): Gömlek

Giyesi: Giysi, elbise.

Pise (yöresel): Temizlikte kullanılan organik bir madde.

Kefiye: Eskiden kullanılan, erkek başörtüsü

Tokucak (tokaç): Çamaşır yıkarken kullanılan, tahtadan, yassı tokmak.

Pişi:  Mayalı hamurdan yapılan, yağda kızartılarak pişirilen bir tür yiyecek

Siğlim (Yöresel): Önceden ıslatılmış nohudun, yağ ile birlikte kavrulması.

Ergen (yöresel): Pişiye benzer bir yiyecek

Berhudar olmak: Mutlu olmak

Papara: Ekmek, peynir ve et suyu veya süt ile yapılan bir tür yemek. Yöremizde patates yemeği için de kullanılır.

Mıkla (yöresel): Soğan, yumurta ve et ile yapılan bir yemek türü

Sütlü çorba: Bulgur ve süt ile yapılan bir çorba

Sacarası: Yufkanın içine haşhaş konularak yapılan ve tepsinin üzerine sac konularak pişirilen bir çeşit börek. Ayrıca tatlısı da yapılır.

Kömbe:   Un, tuz ve yağ ile yoğrulan ve içine haşhaş konularak, kızgın sacda veya fırında pişirilen ekmek. 

Kıvrım kömbe: Yufkanın içine isteğe göre peynir, kıyma, haşhaş v.b. malzeme konulduktan sonra kıvrılarak tepsiye döşenip saç ile pişirilen bir çeşit börek.

Hatır ve gönül yapmak: Hal ve hatırını sorarak, onu mutlu etmek.

Bayramcı: Bayramlaşmaya giden

Sılayırahim: Anne, baba ve akrabayı ziyaret etme.

Kese (yöresel): Bayram günlerinde toplanan, şeker kuru üzüm ve benzeri yiyecekleri koymaya yarayan bezden yapılmış torba.

 

 

 

Bu haber toplam 217 defa okunmuştur.

Safya Başı

Toplam (0) adet  yorum eklenmiştir.

Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
New Page 1
KARİKATUR Resim Galerisi
FAHRİ KUBİLAY

GÜRLEVİK PATLADI
ABDULLAH LEBLEBİCİ

Cezaevi Yapımında Çok Önemli Gelişme
HAKKI BALCI

Bİ SONRAKİ BELEDİYE…
ALİ ERKAN KAVAKLI

ANADOLU DEVİ UYANIYOR
FAZIL GÜLERYÜZ

ÖĞRETMENLER GÜNÜ ANISINA İKİ ŞEY…
DÜRDANE DOĞRUSÖZ

İDRAK YOLLARI ENFEKSİYONU…
ABDULLAH YAŞAR

Devrim’in Arabası da Kendisi de Yolda Kaldı
İSMAİL SÜNBÜL

FISILTI GAZETECİLERİ
Cemal Şahin

EĞİTİMDEN NE ANLIYORUZ ?
AHMET ÇINAR

"YAZI YAZMAKTAN KARNI NASIRLAŞAN ADAM"
EMİNE KAYA

MUTLU OLMAK İÇİN BAHANENİZ YOKSA
İSMAİL DETSELİ

Ne zaman daha saygılı olacağız?
BAHADDİN PASLI

www.bahattinpaslı.com
HAFIZ ADEM ATALAY

DÜNYA MİSAFİRHANESİNİNDE VEFALI BİR AYDIN.
Hacı Halim Kartal

BİR SİNEMA FİLMİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
MUSTAFA AYVACI

BELEDİYE BAŞKANLIĞINA ADAY ADAYI OLMAK İSTEYENLERE…!
Hüsameddin ÇELİK

OKULLA GİDEN ÖĞRENCİ SPORCULAR NE YAPACAK ?
Mustafa KOCAOĞLU

Seydişehir’de Yerel Demokrasi Geleneği
Muhammet Burak OLGUN

- “Hayatındaki en önemli şey ne?”
Tayyar YILDIRIM

CHP’nin çarşaf açılımı
Editörden

Yorumlar.
 

Tasarım & Yazılım
Networkbil.net

Ana Sayfa  |  Künye  |  İletişim

Seydişehir Haber 2008 © Tüm Hakları Saklıdır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.