Dönüp kendimize bakmayız ama başkaları hakkında konuşurken sanki âlem-i cihan zannederiz kendimizi. “Kişinin ainesi işidir, lafa bakılmaz” demiş atalarımız. “Ele verir öğüdü, kendi kırar söğüdü” sözü de cuk oturmuştur aslında üstümüze. Bu sözün bir başka şekli de şöyledir; “ele verir talkını, kendi yutar salkımı.”
Gelin birkaç vakıaya birlikte şahitlik edelim.
“Arkadaş yemin olsun ki övünmeyi hiç sevmem. Övünenden de nefret ederim. Bazıları var günün 24 saatini kendini övmekle geçirir. Bak ben çocuk yaşımdan beri alnımın teriyle kazandığım paramı boşa harcamadım ve gittim bir tane Seydişehir’de, bir tane de Konya’da olmak üzere iki tane ev aldım. İkisini de kiraya verdim. Her ay tıkır tıktır geliyor kirası. Sonra artan paramla gittim modelli bir araba aldım. Oğlumun arabası yoktu. Geçen gün çağırdım yanıma; oğlum, al şu parayı git kendine bir araba al. Gençsin, yakışıklısın senin de hava atmaya ihtiyacın var, daha baban ölmedi evladım. Ama sakın ola ki arabanın arka camına şöyle bombeli bir vaziyette kocaman harflerle “babam sağ olsun” diye yazdırmayı unutma dedim.
Ne diyorduk? Övünmekten konuşuyorduk. Ben övünmeyi de, övüneni de eşikten içeri ayak bastırmam. Ne övünüyorsun kardeşim? Seni sen değil bırak başkaları övsün. Alabilen var alamayan var değil mi ama?”
Bir başka vakıa da şöyle gelişir.
“Bir de kalkarlar onun bunun arkasından laf ederler. “Koğuculuk” yaparlar. Dinimizde en büyük günahlardan birisidir gıybet. Hem Müslüman’ız deriz, hem de kalkar onun bunun ardından demediğimizi bırakmayız. Böyle insanlar maalesef etrafımızda bir hayli var. Mesela Goca Memetlerin İbram, oturur odanın önüne, aklına kim geldiyse sıradan geçirir. Çekiştirmedik bir tane bile kimse bırakmaz. Gıybetinden kimseyi mahrum etmez maşallah. Yanındakiler de onu tasdik edercesine kafalarını sallar, zaman zaman da ona destek çıkarlar. Ben böyle adamlara çok kızıyorum arkadaş. Yani o kadar kızıyorum ki kendi söylediklerimin bile vukufuna varamıyorum. Sevmiyorum arkadaş, gıybet edeni de sevmiyorum. Ben hiç kimsenin ardından konuşmam. İbram konuşuyormuş, bırak konuşsun kardeşim. O da onun karakterini gösterir. Zaten karaktersizin tekidir.”
Ya işte böyle.
Şöyle başımızı kaldırıp da etrafımıza bir göz gezdirelim bakalım. Ya da dönüp kendimize bir bakıverelim. Neler göreceğiz, neler bulacağız kim bilir.
Bize, toplum içinde saygılı davranmayı, sevgiyi, hürmeti, güzellikleri öğrettiler. Toplumda hata yapanın hatasını örtmek öğretildi bizlere. “Kişinin hatasını su yüzüne çıkarıp”, millet içinde mahcup edilmemesi gerektiği anlatıldı hep.
“Ağzımızdan çıkanı, kulağımızın duyması gerekir”. “Ağzımızda baklanın ıslanması lazım”. “Sözün gümüş olduğunu, ama sükût etmenin ondan da kıymetli olduğunu” bilerek hareket etmeliyiz. “Sözün ağızdan çıkıncaya kadar bizim esirimiz olduğunu ama ağzımızdan çıktıktan sonra bizim onun kölesi olacağımızı” bir saniye bile unutmamalıyız. Anlamlarını bilmediğimiz halde, “süslü kelimeler” zannıyla ardı ardına dizdiğimiz sözcüklerin aslında karşımızdakine ne denli zararlar verebileceğini göz ardı etmemeliyiz. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmanın” başımıza ne denli işler açabileceğini iyi hesap etmeliyiz. Herhangi bir kaynaktan edindiğimiz bilginin, bahsedilen konu hakkında yegâne doğru kaynak olduğunu iddia etmek kadar yanlış bir tutum olamaz. Karşımızdaki insanın da bir başka kaynaktan aynı konu hakkında edinmiş olduğu bilgilere saygı göstermeksizin yapılan tartışmaların kimseye bir faydası da dokunmaz.
Atalarımız “gözünle gördüğünün yarısına, görmediğinin hiç birisine inanma” demişler. Gözünle görsen bile sen o nesnenin sana dönük olan tarafını görüyorsun. Gördüğün şahsın gömleğinin sana bakan tarafı yırtık olabilir. Ama diğer taraf belki de “bulunmaz Hint kumaş”ından dokunmuştur. Gidip de birisine o arkadaşını anlatacak olsan gömleğinin yırtık olduğundan söz edeceksin. Çünkü sana yansıyan görüntü o. Hâlbuki gördüğün o insanın içindeki cevherden bihabersin. Tanımadığın bir kişi hakkında yalan yanlış şeyler söyleyerek ne denli bir hata yaptığının farkında mısın?
Sürekli olarak karamsar tablolar çizmenin hem kendi bünyemize, hem de çevremizdekilere nasıl zararlar verdiği gerçeğini asla unutmamalıyız. Herkes dünyaya kendi gözü ile bakıyor. Çektiği fotoğraf kendi bakış açısındaki görüntülerden ibarettir. O görüntüyü ve görüntünün anlatmak istediklerini, kendi bilgi dağarcığındaki bilgilere göre yorumluyor. “Benim söylediklerim yüzde yüz doğrudur” demek yerine, “benim söylediklerim bana göre doğrulardır” demek daha isabetli olur diye düşünüyorum. Birisi bardağın boş tarafını görürken, elbette diğeri dolu tarafına bakıyor olabilir.
“Çok laf yalansız, çok mal hilesiz olmaz” demiş atalarımız.
Öyleyse lafı uzatmayalım da, yalana karşı bir zafer daha kazanmış olalım.
Tayyar YILDIRIM